AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Piyasaların kerameti

Geride bıraktığımız yüzyılın başlarında yazan sosyolog George Simmel, mübadelenin en temel insan ilişkilerinden biri olduğunu söylemiş. İnsan toplulukları gücünü kemiyetten, yani aynı evsafı haiz insanları bünyesinde biraraya getirmekten değil; nitelikleri farklı fertler arasında belli bir toplumsal düzene göre görev dağılımı yapabilmesinden alır. Ancak görev dağılımı, herkesin yaşamak için ihtiyacı olan her şeyi üretmeyip, sadece belli konularda üretim yapmasını, muhtaç olduğu sair mal ve hizmeti toplumun diğer kesimlerinden sağlamasını gerektirir. Toplum içinde birey olarak beşer, toplumun diğer fertleriyle iletişim kurmak ve ihtiyaç değişimi yapmak durumundadır.

Bu ihtiyaç mübadelesi, gerek tarihin akışı içinde, gerekse ihtiyaçların mahiyetine ve çevresel şartlara göre farklı şekillerde gerçekleşmiş. Sözgelimi, gelenek ve kanunlar toplum içindeki bir bireyin güvenlik ve adalet gibi belli bazı ihtiyaçlarını devletten vergi karşılığı temin edebileceğini (ve hatta temin etmek zorunda olduğunu) empoze eder. Burada bir piyasa mekanizması yoktur. Piyasa, özellikle milli para gibi ortak bir değer vasıtasının yaygınlaşmasıyla birlikte, mal ve hizmet üretimi ile emeğin tamamen piyasaya yönelik işletilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bugün en gelişmiş piyasa ekonomilerinde dahi, başta hane ve şirket içi faaliyetler ve kamunun taraf olduğu ihaleler gibi piyasa dışı mübadeleler, tüm iktisadi süreçlerin önemli bir kısmını oluşturmakta. Yine de ekonomi deyince ilk akla gelen, fiyat ve piyasa kavramlarıdır.

Klasik iktisatçılar ve temel ekonomi yaklaşımı, piyasaları oldukça üstün körü bir üslupla ele alır. Piyasalar, belli malların arz ve talep edildiği mekanlardır. Fiyatlar arz ve talebin kesiştiği ve birbirini karşıladığı, yani dengede olduğu noktada oluşur. Sebep-sonuç ilişkisini tersine de çevirebilir, fiyatların arz ve talebi belli bir dengeye taşıdığını öne sürebiliriz. Ancak iktisatçılar, bu temel ilişkinin ötesine uzun süre uzanmamış, fiyat oluşum ve piyasa içi mekanizmaları göz ardı etmişler. Hatta piyasa mekanizmaları üzerine çalışmaları ile bilinen Nobel ödüllü Stigler, North ve Coase gibi iktisatçılar, modern iktisadın temelini oluşturan bu yapı üzerine iktisat ilminin hemen hiç ilgilenmemiş olmasını bir ayıp olarak niteler. Piyasaların işleyişi, bugün dahi, büyük ölçüde aydınlatılabilmiş değil.

Kimileri, bu esrarengiz işleyiş tarzına ilahi bir açıklama getirmeye çalışmış. Adam Smith'in "görünmez el" olarak tasvir ettiği bu mekanizma, bazı Batılı ilahiyatçıların da ilgisini çekmiş. 18. yüzyıl ilahiyatçı ve iktisatçılarından biri olan Richard Whately, piyasaların bu akıl almaz işleyiş tarzının Tanrı'yı ispat ettiğini ileri sürmüş. Günümüz iktisadını bir inanç şekli olarak algılayan Harvey Cox ise, liberallerin piyasalara ilahi sıfatlar atfettiğini söyler ve bu durumu piyasaları saran esrar perdesine bağlar. Onlara göre, bu ilahi sıfatlar çoğu zaman "biz ölümlüler tarafından algılanamaz. Piyasaların gücüne güvenmek, hatta 'iman' etmek gerekir." Meşhur romancı Carlos Fuentes de, iktisadi "köktendincilerle", bunların, piyasaların kendi hallerine bırakıldığında insanlığın tüm meselelerini çözeceğine inandıklarını söyleyerek dalga geçer.

Bu fanatik piyasa taraftarlığının karşısında, başta dünyanın gelir dağılımındaki eşitsizlik olmak üzere bugünün meselelerinin önemli bir kısmının, piyasa mekanizmalarından kaynaklandığını iddia eden önemli bir kesim bulunuyor. Ne zaman G8 veya Dünya Ticaret Örgütü bir zirve düzenlese, sokaklar bir anda insan hakları dernekleri, işçi temsilcileri, çevreciler, gençler ve türlü dini grupların pıtrak gibi açıldığı bir piknik alanına dönüşmekte. Bu grupların her biri, piyasa mekanizması etrafında şekillenen global ekonomi ve siyasetin farklı yüzlerine, yöntemleri bize garip de gelse, haklı eleştiriler yöneltiyor. Daha adil, daha temiz, daha yaşanabilir bir dünya için bugün uygulananlardan farklı politikaların hayata geçirilmesini savunuyorlar.

Bu uç tavırların bir ortası yok mu? Piyasalar, mübadele maliyetlerini ciddi anlamda düşürerek, taraflara önemli kazanımlar sağlayan, tarih kadar eski insan icadı mekanizmalardır. Her insan icadı gibi, bunların da ciddi eksiklikleri vardır. Yine de alternatif mübadele ortamlarına nispetle, tarihin seyri içinde sağladıkları etkin mekanizmalar sayesinde varlıklarını sürdürebilmişlerdir. İdeologlar, her ne kadar tersini söylese de, piyasalarla kamu otoritesi arasındaki ilişkinin sağlıklı bir temele oturması, eksikliklerini kısmen bertaraf ederek piyasaları daha etkin kılabilmektedir.

İktisatta pür liberalizm, siyasette anarşizmle aynı anlama gelir. Her ikisi de tarihin gerçekliğinden uzak, dengeyi tutturamamış insanların hayallerinden ibarettir.


12 Ağustos 2003
Salı
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED