|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hepimiz yanıldık. Demokrasi ile yönetildiğimizi sanıyorduk. Bizi, sandık başında seçtiklerimiz yönetiyor diye biliyorduk. Askeri rejimler sona erince, idareyi tamamen sivillerin ele aldığını sanıyorduk. Siz, şimdi araya girip, "Ama öyle, gerçek bu" diyebilirsiniz. Ben de size bu noktada sorarım: "Madem öyle, 7. Uyum Paketi Meclis'ten geçip Cumhurbaşkanı tarafından onaylanınca, niçin sivil rejime geçtik türü yorumlar yapıldı?" Bu görüş bir çok siyasetçi ve yazar tarafından dile getirildi. Hatta, artık neredeyse enflasyon kadar senli benli olduğumuz Avrupa Birliği de aynı yorumu yaptı. Yani "Türkiye sivilleşti." dedi. Demek ki, sivil değişmisiz ki sivil olmuşuz. Ben Başbakan'dan, bakanlardan ya da Cumhurbaşkanı'ndan aksi yönde bir açıklama duymadım. Tepki göstermediler. -Bre hey gafiller! Siz ne diyorsunuz?! Biz zaten sivil rejim ile yönetilmiyor muyduk, sivil rejime geçtik diye lakırdı ediyorsunuz? Bu ne gaflet!... Demediler. İşin içinde çıkmak için isterseniz olayı şöyle yorumlayalım: -Beyazın da daha beyazı olduğu gibi demek ki sivil rejimin de daha sivili var. Benzetme oldu mu? Aslına bakarsanız, 7. Uyum Paketi ile ilk kez sivil toplum olmadık. Rejimin sivil olmayan yerlerini törpüledik. Örneğim benim kafama taktığım bir konu vardı. Bir sivil, diyelim sokakta asker ile münakaşa ediyor. İşi uzatırsa doğru askeri mahkemeye. Askerin düğmesini koparmanın hapse kadar yolu var. Mesela bir sivil "askerliğe karşıyım diyor, yine askeri mahkemeye." Eylemse eylem sivil. Yapan kişi sivil. Öyleyse mahkeme niye askeri? Sivil mahkeme kıtlığı mı var? Yıllarca bu uygulamaya kimse dokunamadı. Avrupa Birliği sayesinde bu yanlışlıktan kurtulduk. Şimdi artık bu ve benzeri suçlara sivil mahkemeler bakacak. Dahası var. Milli Güvenlik Kurulu artık devletin en tepesindeki kuruluş gibi kararlar dikte ettirmeyecek. Örneğin, "Okullarda hangi yabancı diller okutulmalı?" diye MGK'ya sorulmayacak. Kurul ayrıca, "Kürtçe okutulmasın" türü fetva da veremeyecek. Artık 2 ayda bir toplanacak MGK'nın tavsiyeleri de güvenlik konuları ile sınırlandırıldı. Askerin, televizyon yayınları ve okul kitaplarına kadar uzanan müdahaleler devri sona erdi. Üstelik bu domokrasi yarası askerin kusuru da değildi. Eğer sivil iktidarsan, tam demokrasiye inanıyorsan yıllar önce bunu yapman gerekirdi. Yapmadılar. Yapamadılar. Askerin tepkisinden çekindi tüm iktidarlar. Yapsalar sanki asker kendilerine silah çekecek. Ne yazık ki, devrim niteliğindeki tüm bu kararlar AB sayesinde alındı. Tam üyelik görüşmeleri için onlar şart koştu biz yerine getirdik. Zaten aklın da, çağın da, demokrasinin de gereği idi bunlar. Bakın daha girmeden AB' nin bize ne kadar yararı oldu. Karşı saftakiler olaya bir de bu pencereden bakmalılar.
ABD'de nasıl dokunuyorlar?
Uzun yıllardır Amerika'da yaşayan Nebahat Olcher, Türkiye'yi de yakından izliyor. Bana gönderdiği 'mail'de belki bir ders alınır diye şu örnek olayı anlatmış: "Geçen hafta bir gazete haberinde okudum. Genç bir trafik polisi yolda yalpalayarak giden lüks bir otomobili durdurur. Ehliyetine baktıktan sonra sürücüyü alkol testine tabi tutmak ister. Sürücü polise itiraz eder. Testi kabul etmez. Bunun sonucu olarak 5 dakika içinde kollarına kelepçe takılıverir. Biliyor musunuz alkol testine direnen sürücü kim? Virginia Senatörü: Thomas K. Norman. Küçücük bir polis memuru koskoca senatörun ellerine kelepçe takabiliyor. Hani dokunulmazlık? O bize ait. Bizimkiler, değil alkollü araba kullanma, adam öldürseler kimse kendilerine bir şey yapamıyor. Dokunulmazlık zırhına bürünerek kanundan kaçıyor." Ben yorum yapmıyorum.
Kediye ciğer emanet etmişiz
Eski bakanlara ilişkin çok sayıda yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları var. Bazı bakanlar Yüce Divan tehdidi altında. Bir de hakkında Meclis soruşturması açılıp aklananlar var. Bakıyoruz bunlar, bakanlık ve milletvekillikleri bittikten sonra çeşitli iddialara bulaşıyorlar. Örneğin dün Enerji ve Tabii Kaynaklar eski bakanı Cumhur Ersümer ile ilgili gazetelerde bir haber vardı. Kaçak elektrik kullanmaktan 3,3 milyar lira ceza yemiş. Buyrun bakalım. Bu haberi okuyunca siz ne düşündünüz? Benim aklıma ilk gelen, kediye ciğer emanet etme benzetmesi oldu. Malum, bu zata elektriğimizi emanet etmiştik. ANAP'lı eski savunma bakanı da karşılıksız çek vermek ve dolandırıcılıktan tutuklanmıştı. Oysa o da Meclis'ten "temiz raporu" almıştı. Çok sayıda eski bakan, şimdilerde daha önce ihale verdiği şirketlerin yönetim kurulunda. Ya da dolgun maaşlarla danışmanlık yapıyorlar. Bunlar acaba bakanken dürüsttüler de sonradan mı bozuldular? Belki de makam ve mevkilerini kaybedince ne yaptıklarını bilemez hale geldiler. Ben işin içinden çıkamadım... Siz ne dersiniz?
İndirim ve ucuzluk tuzağına dikkat!
Bekleyin fiyatlar daha da düşecek diye yazdım geçen hafta. Çarşı pazara çıkınca, gazete ilanlarını tarayınca görüyoruz ki, gerçekten fiyatlar düşüyor. İndirim sanki moda oldu. Ancak dikkatli olun derim. İndirimler içinde oyunlar da var. Örneğin adam önce fiyatları yükseltmiş, sonra da "Ne alırsan etiketin yarısı" diye afiş asmış. Daha önceki fiyatları bilmeyenler bu tuzağa düşüyor. Ya da 3 gömlek 40 milyon lira gibi. Oysa zaten o gömlekler bir hafta önce tanesi 10 milyona satılıyordu. Ucuz ayakkabıların suni deri ve suni köseleden yapıldığı gerçeğini bilip ona göre alın. Çok ucuzu ararken kalitesiz mal alma tehlikesi de var. Aldığınız tava iki kere ateşe koyduğunuzda deliniverir. Televizyonlardaki ucuzluğun bir nedeni de model değişimi. Düz ekran yeni TV'ler yaygınlaşacak. O yüzden eski modeller bir an önce elden çıkarılmaya çalışılıyor. Ayrıca çok ucuz televizyonların teleteksi yok. Bazılarında S bandı da olmadığı için kablolu yayında her kanalı çekmiyor. Ucuzdur vardır bir illeti, denir ya. Her ucuzun bir kusuru da olması gerekmez. Makul indirimlerde daha az tuzağa düşersiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |