|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
CNN Türk'ün 20 ağustos tarihli "özel manşet" programında Prof. Dr. Üstün Ergüder ve Prof. Dr. Tosun Terzioğlu'nun YÖK tartışmaları ile ilgili değerlendirmelerini dinledim. İki bilim adamının değerlendirmeleri, üniversite camiasında ciddi bir üniversite reformu talebinin bulunduğunu ortaya koyacak nitelikteydi. Prof. Ergüder, Boğazici Üniversitesi eski Rektörü ve halen Sabancı Üniversitesi'ne bağlı İstanbul Politikalar Merkezi isimli kuruluşun başkanı... Prof. Terziğlu ise halen Sabancı Üniversitesi'nin rektörlüğünü yapıyor. Her iki bilim adamı da akademik yönetimin içinden geliyor veya içinde. Dolayısıyla akademik camianın sorunlarını bilen insanlar. Her iki bilim adamı, iktidarın getirdiği tasarıya eleştiriler yöneltmekle birlikte, ilke olarak bir reform ihtiyacının da altını çiziyorlar. Mesela Prof. Terzioğlu, vurgulu biçimde, merkezi bir yönetimin üniversiteleri tek tip hale getirme iradesinin yansıması olduğunu, bunun ise üniversite eğitiminin ruhuna aykırı düştüğünü belirtiyor ve üniversitelerin "kendine özgü"lüğünün sağlanmasının kaçınılmazlığına işaret ediyor, ki bu tavır en başta, YÖK'ün kuruluş mantığını reddediyor. Buradan yola çıktığınızda ise, özgür üniversite için, tam bir reform ihtiyacı ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor ki bu anlamda üniversite camiasında geniş bir zemin var. Ama, ortada bir cepheleşme de var ve YÖK'ün şu andaki egemenleri, işi getirip İHL-başörtüsü geriliminde odaklaştırıyor. Ondan ötesi de, herkesi iktidar karşısındaki mücadelede militanlık misyonu ile donatmaya yöneliyor. Yaşanan süreçte iktidarın da böyle bir gerilimin tarafı haline geldiği gözleniyor. İktidar bunu istiyor muydu, ben tahmin etmiyorum ama bu noktaya gelinmiştir. Gelinmiştir çünkü, iktidar da toplumla kurduğu iletişim sebebiyle, bir üniversite reformu içinde İHL-başörtüsü sorununu halletmek gibi bir ahlaki sorumluluk duymuştur. Sanırım YÖK cenahı şöyle bir denklem kurmuştur: İktidar İHL-başörtüsü sorununu çözmek isteyecek, bu duyarlı bir konu, bunun etrafında bir söylem savaşı açılabilir ve bu da üniversite reformunu gerilime dönüştürüp, tıkanmalara, sonuç olarak da mevcut statüden yararlananların konumunu korumasına imkan verebilir. YÖK'çü odağın bu eylem stratejisinin şu anda, akademik camiayı kendi arkalarında saf tutmuş bir pozisyona soktuğu söylenebilir. Bunun en basit sonucu, iktidarı pes ettirip reform paketinden vazgeçirmek ya da, inadına bir tavırla, hani Gürüz'ün ifadesiyle "bedeline hep birlikte katlanmayı göze alıp" kendi tasarısını Meclis'ten geçirmesidir. Bu muhtemel ki gerilimi tırmandıracak, belki bazı provokasyonlara zemin hazırlayacak. Bir başka formül gerçekleştirilemez mi? YÖK'ün egemenleri ile diyalogun neredeyse imkansız olduğunu bilmek zor değil. Ama, sağlıklı bir yüksek öğretim düzenlemesinden yana olan geniş zeminle buluşarak bir reform tasarısı hazırlamak... Bu mümkün olmaz mı? Burada kuşkusuz İHL-başörtüsü konusunun en hassas mesele olarak gene müzakerelerin merkezine oturma ihtimali mevcuttur. Ne olacak o konu? Sanırım şu değerlendirmeyi herkes paylaşacaktır: -Bir CHP iktidarı olsaydı dahi, İHL (tüm meslek liselerinin mağduriyetini temsilen) ve başörtüsü konusu, çözülmesi gerekli bir sorun olarak gündeme girecekti. Ve bu iki konu çözülmeden üniversiteler etrafındaki sancı bitmeyecekti. Düşünelim ki İHL konusu cumhuriyetle yaşıt, başörtüsü konusu da Evrenler'in, yani askeri hükümetlerin bile baskıyla çözemediği bir konu. Demek ki dışlayarak, üstünü çizerek, baskılayarak çözülecek bir mesele ile karşı karşıya değiliz. "Devlet gücünü kullanırsa, yasağı koyarsak, okul kapılarını kapatırsak, puanlarını biçersek her şey hallolur" mantığı da geçmiyor. Ortaya sadece zorbalaşan bir hakim irade ve devletine küsmüş toplumlar, gençler gerçeği çıkıyor. Asker öndeyse toplum askere küsüyor, siyasetçi öndeyse siyasetçiyi dışlıyor. Belki de Demirel'in ikinci defa Cumhurbaşkanı seçilmesinin önüne geçen toplum tepkisi, onun, YÖK Başkanı Gürüz ile yakınlık görüntüsü sergilemesi olmuştur. Bir başka formül gerekli... Toplumsal barışı hedefleyen bir formül. İmam Hatip ve başörtüsünü bir "Türkiye gerçeği" olarak kabullenmekten yola çıkan bir formül. Türkiye, ne anayasal gerekçelere sığınarak Türkiye gerçeği ile savaşmak anlamına gelen başörtüsü yasağını sürdürebilir, ne de adaletsizlik anıtı olarak ortada duran İHL ve meslek lisesi ne yönelik ambargoyu... Adaleti arayan, demokrasiyi arayan, hukuk devletini arayan, insan haklarını arayan ve sonuçta toplumsal barışı arayan bir Türkiye, kendi çocuklarının önünü kesmeli mi? Kesebilir mi? Bunu ilelebet sürdürebilir mi? Bakın işte, 60 – 70 yaşlarında dört kadını, teröre yataklık suçuyla aylarca cezaevinde tuttuk ve sonunda onların görüntüleri karşısında utandık. Bu İHL'ye ambargo ve başörtüsü yasağı da utandırıyor bizi... Ülke olarak buna layık değiliz. Bunu, üniversite camiası anlamalı. İktidar bunu açık yüreklilikle anlatmalı. "Bunu çözmeliyiz, demeli, bu ayak bağı Türkiye'nin. Bu zehirliyor toplumsal barışı. Bunu sürdüremeyiz. Ak Parti olmasa da sürdüremeyiz. Ak Parti ise, Meclis'teki net çoğunlukla, sağlıklı reformlara imza atacak bir imkan demek. Gelin çözelim, gelin üniversiteleri Türkiye'nin koşusuna hız verecek bir lokomtif haline getirelim." Üniversite camiası, bağnazca bakmamalı.. Bağnazlık en çok onlara yakışmaz. İktidar çekişmesine girmemeli, böyle bir çekişmenin üniversitenin bilim üretme niteliğini ortaran kaldıracağını görmeli. Toplum gerçeğini görmeli, realist olmalı, tepeden inmeciliğin çağının geçtiğini, "halka rağmen"ciliğin Türkiye'ye bir şey kazandırmadığını, kendi halkımızın önceliklerini önemsemenin üniversite-halk ilişkilerini sağlıklı bir hale getireceğini görmeli... Bir sağduyu çığırı açılmalı... YÖK'ün egemenlerinin bağnazlığını aşmayı başarmalı Türkiye...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |