|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Duran Kaya, dünkü "Makbuz niçin verilmez" başlıklı yazı üzerine bakın neler anlatıyor... "Bir de makbuz vermeden bir deftere çiziktirilmiş 'şu kadar lira bağış yaptım' diye yazdırılan ve zorla imzalattırılan makbuzlar(!) oluyor ki onlar hepten komik. Efendim, kaydı kuydu bulunmayan, sayfa sayısı belli olmayan, hakeza denetim dışı, kırtasiyeciden alınmış bir defterdir bu. Av yakalandığı zaman 'şu kadar para vereceksin' denir. Av parayı verir, makbuz istemesine fırsat vermeden hemen 'şurayı imzala' denir. Av o şaşkınlıkla defteri imzalar. Makbuz isterse 'Defteri imzaladın ya' cevabı verilir. Paralar toplanır, bilinmeyen yerlere ve hizmetlere, bilinmeyen miktarlarda ödeme yapılır. Bu anlattığım belgelenmeyen bağışlar(!) içindi. Bir de belgelenen bağışları anlatayım: Efendim, alınan paralar karşılığında gerçekten alındığı oranlarda yasal bir makbuz verilir. Fakat bu tür makbuzları basma veya kullanma yetkisi verilen dernekler, vakıflar, birlikler.. her neyse, kurucuları arasında o kadar ileri bir ahbap çavuş ilişkisi vardır ki (Diyelim bir kamu kurumu. Yılda 2-3 defa boya işi yaptırılır, çıkan işten kat kat fazlası kırtasiye alınır, lüks ve hayali inşaat malzemeleri alınır, hayali inşaatlar yaptırılır, araç için gittiği km.'den daha fazla yakıt alınır ve yaktırılır, bir araca yılda birkaç defa lastik değiştirtilir v.s.) bu üyeler çok rahat bir şekilde harcama pusulalarına imza atar ve çok rahat bir şekilde fatura temin ederler. Ya da hiç yapmasalar, lokantalarda eş dost ağırlarlar, balolara kesilmek üzere koç, içilmek üzere içki alırlar. İdarecilerin veya üyelerin özel telefon görüşmelerini öderler. Kurulan bir dernekte, kuruluş amaçları arasında 'üyelerinin sosyal durumlarını güçlendirmek' gibi bir madde olabilir mi? Güçlendirecekse kendi aidatları veya bağışları ile güçlendirsinler, vatandaştan aldıkları bağış adı altındaki paraları kendi sosyal konumlarını güçlendirmesinler. Daha çok şeyler var ama... İyi çalışmalar diliyorum." Son günlerde yolsuzlukla ilgili açıklamaları dikkat çeken Adalet Bakanı Cemil Çiçek haksız mı diye sormak zamanıdır. Küçük büyük her tür yolsuzluğun ortaya çıkması için yargı mensuplarından parlamenterlere, polislerden sade vatandaşa kadar herkese görev düşüyor. Çünkü yolsuzluk diz boyunu çoktan aştı. Mustafa Kutlu, "Yoksulluk İçimizde" kitabından sonra, şu sıra "Yolsuzluk içimizde" adıyla bir kitap çıkarırsa hiç şaşmamak gerekir.
NE MEKTUPLAR ALDIM, ZATEN YOKTULAR
Hürriyet'ten, Milliyet'ten, Zaman'dan, Tercüman'dan ve diğer gazetelerin yazarlarından son birkaç gündür mektuplar geliyor internet adresime. Kimler yok ki!.. Can Aksın, Ünal Tanık, Umur Talu, Derya Sazak, Ahmet Selim, Yalçın Pekşen, Canan Ceylan, Ünal Sakman, Şükrü Elekdağ, Taha Akyol, Güngör Mengi, Sina Koloğlu, Hadi Uluengin... Açıkça belirteyim, her gün böylesine geniş bir iletişim ağı içerisinde bulunmak hoş olurdu. Fakat ne yazık ki, bu mektupların hiçbiri gerçek değil. İsmi geçenlerin haberi bile olmadan, adresten adrese ulaşan virüslü dosyalar. Açmadan silmek zorundayım. Arada 'gerçek' olanlar da bulunabilir, ne yapalım... Muhtemelen benim adresimden de birçok yere aynı tür dosyalar ulaşıyor. Hacmine bakarak virüslü olup olmadığı anlaşılabilir. Kimseye 2-3 KB'den daha büyük posta gönderme ihtimalim yok.
![]()
Durumu farkeden gazetemiz bilgi işlem servisi, sorumluluk bilinciyle uyarıda bulunma gayreti içinde. "Dikkat!.. Son zamanlarda e-postalarınıza gelen 'dosya.exe, dosya.pif, dosya.scr, dosya.bat' formatındaki ekli dokümanları ve tanımadığınız kişilerden gelen postaları kesinlikle açmadan silin" şeklinde bir yazı hazırlamışlar ve gerekli gördükleri yerlere dağıttılar. Gerekli görülen yerler arasında çay ocağı da bulunuyor. Çay ocağında bilgisayar olmadığına göre, nasıl anlamalı?.. Ya orası çok kişinin uğradığı bir mekan olduğu düşüncesiyle seçilmiş, yahut çayların da virüslü olma ihtimali bulunuyor.
TÜRKÇESİ HEZİMET
Bazı İngiliz ve Amerikan yazarlarının "Amerika, Irak'ta tarihinin en büyük yenilgisini yaşayabilir" düşüncesine saplandıklarını İbrahim Karagül'ün yazısından öğrenmiş bulunuyoruz. Yaşayabilir yerine "yaşayacak" veya "yaşamalı" görüşünde olanlar da az değil içte ve dışta. Niyçün? Çünkü vatanını savunan, her kim olursa olsun, haklıdır da ondan.
SEÇ BAKALIM
Bir taraf diğerini "işgalci" görüyor. Diğeri ise karşısındakini "terörist". Irak'ta olan biten her şeyi yok sayalım ve bir ülke düşünelim. Herhangi bir ülke. Orada "işgalci" olmayı mı tercih etmek doğrudur, "terörist" olmayı mı?
DEPREMİ BEKLERKEN, GODOT GELİRSE NE OLACAK?..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |