|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İçinde yakalandığı delikte, o bir türlü geçmeyen dakikalar boyunca acaba neler düşünmüştür Saddam Hüseyin? Aynı soruyu, şu sıralarda Miami Cezaevinde mukim Panama'nın eski diktatörü Manuel Noriega için de düşünürüm; tıkıldığı hücrede onun zihninden hangi olaylar geçiyordur acaba? Ya da, zillet içinde hayatını kaybetmeden az önce, İran Şahı Rıza Pehlevi kimbilir neler düşünmüştür? Rıza Pehlevi, biliyoruz, İran halkı Muhammed Musaddık'ı oylarıyla iktidara taşıyınca Güney Afrika'ya kaçmıştı; 'tavus tahtına' yeniden geçmesi, 1953 yılı ağustos ayında CIA'nin düzenlediği bir darbeyle gerçekleşti. New York Times muhabiri Stephen Kinzer, geçtiğimiz aylarda çıkan "All The Shah's Men" (Şah'ın bütün adamları) adlı araştırmasında 'Ajax' kodadlı CIA darbesinin öyküsünü anlatır. 1979'da bu defa bir halk ihtilâli sonrası ülkesini terk eder Şah ve 27 Temmuz 1980'de Kahire'de ölene kadar oradan oraya dolaşmak zorunda kalır; vaktiyle tahtını kendisine iade eden ABD bile sığınma talebini kabul etmemiştir... Şubat 1979 ile Temmuz 1980 arasında geçen aylarda Şah'ın neler düşündüğünü bir bilebilsek... Manuel Antonio Noriega 1983-1989 arasında Panama'nın diktatörüydü. Ülkesi üzerindeki etkisi askerî istihbaratının başına atandığı 1960'lar sonundan başlıyor... Generalliğe kadar yükselmiş bir askerdi ve 1950'li yılların sonlarından 1986 yılına kadar CIA bordrosunda olduğu biliniyor. Çıkarları çatıştığı andan itibaren Washington'un gözünden düştü Noriega ve 1989 yılında Panama'yı işgal eden Amerikan birlikleri tarafından yakalanıp Miami'ye götürüldü. O gün bugündür tek başına bir hücrede yatıyor Noriega... Saddam Hüseyin'in o delikte geçirdiği günlerde zihninin sinema perdesine taşıdığı anılar da Rıza Pehlevi ile Manuel Noriega'nınkilerden farklı değildir herhalde. İran Şahı ile Panama diktatörünün de elleri kanlıydı; ancak Washington'da ipleri tutanlar o elleri sıkmakta tereddüt etmemişlerdi. Halk tarafından yeniden devrilmeden bir yıl önce, 1978 yılbaşında, Şah, ABD başkanı Jimmy Carter'ı Tahran'da ağırlamıştı; Carter'ın kadehini, "İstikrarsız bir bölgede huzur adası" olarak tanımladığı İran şerefine kaldırdığı biliniyor... Amerika'ya dönük uyuşturucu trafiğini yöneten Noriega da, açıkça meydan okuyana kadar, Washington tarafından el üstünde tutuluyordu. Saddam'ın 'el sıkma' olayı bundan tam 20 yıl önce, 20 Aralık 1983 tarihinde yaşandı. O zamanki ABD başkanı Ronald Reagan'ın özel temsilcisi sıfatıyla Bağdat'ı ziyaret eden bir konuğu vardı Saddam'ın: Donald Rumsfeld... Irak'a savaş açan George W. Bush'un savunma bakanı Rumsfeld, Bağdat'ta başta Saddam olmak üzere Irak rejiminin şimdi herbiri iskambil kâğıdı adıyla anılan muteber adamlarıyla görüşüp el sıkıştı... Dün bir kaynak, o döneme ait 'Ulusal güvenlik karar yönergesi' adlı bir gizli belgeden, Rumsfeld'in Saddam'a söylemiş olması muhtemel şu cümleyi aktardı: "ABD, Irak'ın çıkarlarına aykırı her önemli gelişmeyi Batı açısından stratejik bir yenilgi sayacaktır..." O tarihten sonraki bir yıl içerisinde, Washington, Saddam'ı "Ilımlı Arap lider" olarak ilân etmekte bir mahzur görmedi. O dönemin akıl vericilerinden Howard Teicher, Washington Post'a, "Realpolitik, durumun daha kötüleşmemesi için çaba göstermeyi gerektiriyordu; o günlerdeki jeo-stratejik mülâhazaların bugünün şartlarından çok farklı olduğunu hatırlamalısınız" diyecekti sonradan, "Mâzeretimiz vardı" dercesine... 'Mâzeret', birilerinin kışkırtmasıyla İran'a saldıran Saddam'ın savaşının beklendiği gibi gitmemesiydi; şimdi "Irak-İran Savaşı'nda hayatını kaybeden bir milyona yakın insanın da kanları elinde" deniyor ya, işte o savaş... ABD, petrolün 'Batı yanlısı' olmayan bir rejimin denetimine geçmesini kabul edememiş, Saddam da, o istenmeyen gelişmeye son vermenin aracı olarak devreye girmişti... 20 Aralık 1983 tarihindeki o tarihî buluşmada, Rumsfeld'in, kimyasal silâh kullandığı konusunu Saddam'a karşı dillendirmediği de biliniyor... Konuyu sadece Tarık Aziz'e açmış o ziyaretinde... Delikte geçirdiği haftalar boyunca, Saddam, bütün bunları zihninin sinema perdesine yansıtmıştır mutlaka. Daha eskilere de gitmişse hiç şaşırmam... Sözgelimi, Kahire'deki öğrencilik günlerinde kurulan 'CIA' irtibatına... Iraklı yazar Adel Darwish'in "Unholy Babylon: The Secret History of Saddam's War" adlı eserinde sözünü ettiği irtibata... Kahire'de 'CIA' tarafından kazanılan Saddam, 1959'da, bir yıl önce Batı-destekli monarşiyi devirip iktidarı eline alan Gen. Abdülkerim Kasım'a karşı planlanan suikast girişiminde rol almıştı... UPI muhabiri Richard Sale, ABD'nin Irak'a savaşa hazırlandığı günlerde, Darwish'in kitabındaki iddiayı Batılı istihbarat ajanlarına doğrulatmıştı. İngiliz ve Amerikalı ajanlar, bilimadamları, CIA'nin, 1959 dolaylarında Saddam ile temasa geçtiği iddiasını teyit ettiler... İrtibat, Saddam Bağdat'a döndüğünde de devam etmiş; bir yerel ajan ile Mısır Büyükelçiliği'nin askerî ataşesi, CIA adına onu yönlendirmişler... Pek çok kişi, "Saddam'ın âkıbeti diktatörlere ders olsun" diyor ya, Saddam'ın kendisi ne diyor acaba? Gözünün önüne Şah ve Noriega'yı getirdiğinde, "Nasıl başlarsan öyle bitirirsin" düşüncesi aklından geçiyor mudur?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |