|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dinde yorum vardır. İlk yorum da Peygamber'e aittir. Çünkü dinde asıl "kural belirleyici" Yaratıcı'dır. Din, Yaratıcı gibi zatı kavranamayan bir varlık'tan "vahiy" gibi, deyim yerindeyse özel bir "iletişim kanalı" ile alınan ölçünün, değerin, kuralın, farklı bir varlık kategorisi olan insana ulaşan bir müessesedir. Peygamber, bu ilahi bilgiyi, insana taşırken bir algılama ortaya koyar, bu "Peygamber yorumu"dur. İslam'ın bir bütün olarak oluşum seyrinde, Peygamber yorumunun zaman zaman ilahi iradenin uyarıları ile karşılaştığını, yani yorumların tashih edildiğini görüyoruz. Yorumun yolu, Peygamber'den sonra da açıktır. İslam hukuk, tefsir, hadis metodolojisi "Müçtehid" diye nitelenen liyakatli Müslüman bilim adamının, yaşanan çağa göre vahyi ve Peygamber yorumunu yeniden anlamaya, vahyin geldiği Peygamber çağında söz konusu olmayan yepyeni bir olayla karşılaşıldığında ise, vahyin ana çerçevesinden kaynaklanan yeni yorumlar getirmeye yetkili olduğunu ortaya koymuşlardır. Burada ana kural olarak da "dinle ilgili her yorumda Yaratıcı'nın maksadını anlamaya çalışma" nın altı çizilmiştir. Çünkü din, insanın yaptığı her işin, sonunda varıp Yaratıcı'nın huzurunda muhasebe edileceğini öngörmektedir. Dolayısıyla, Yaratıcı'nın huzuruna taşınamayacak bir davranıştan ya da konu "din yorumu" ise, o "din yorumu"ndan kaçınmak gerekir. Buradan, "müçtehid"de, öncelikli olarak "Yaratıcı ile alaka" ve "ahirette hesap verme" konusunda ciddi bir duyarlılık olması gerektiği anlaşılır. Şunu söyleyebiliriz: -Bir müçtehid, bilerek, Yaratıcı'nın maksadına uymayan bir din kuralı "üretmek"ten elini ateşe sokmaktan kaçınırsa kaçınır. Şunu da söyleyebiliriz: -Dinde yeterli bilgi derinliğine ulaşmamış, yani Kur'an'ı, Hazreti Peygamber'in hadislerini, bu konuda geçmişte yapılmış farklı yorumları yeterince bilmeyen, daha da önemlisi, bu işi "Yaratıcı'nın maksadını anlama" ve "yanlış yollara gitmenin çetin bir hesabının bulunduğu" bilincinden kopuk kişilerin "din yorumu"na yönelmeleri, din açısından kabul edilecek bir şey değildir. Belki şunu söylemek gerekir: -Kendi hayatları açısından dini önemsemeyen insanların, başkalarının dini hayatlarını tanzim amacıyla din yorumu peşinde koşmaları da, din açısından kabul göremez. Çünkü "dini anlamak" din içinde bir hadisedir. Dışardan dine yönelik her tanzim hareketi, peşinen, dine baskı endişesi doğuracaktır. Burada şunun da altı çizilmelidir: -Din yorumları, hakim bir güç öyle istediği için, ya da falanca çağda falanca davranışlar yaygınlaştığı ve genel kabul gördüğü için, ya da falanca insanın canı öyle çektiği için yapılmaz. Kur'an bu tür yönelişleri "nefsini tanrılaştıranı gördün mü?" diye kınıyor. Ayrıca, tarih boyunca gelen Peygamberlere baktığımızda bunların Yaratıcı nezdinde "insanın sapkınlığı" diye nitelenebilecek davranışların yaygınlaştığı zamanlarda ortaya çıktıklarını görüyoruz. Yani Yaratıcı nezdinde insanın yapmaması gereken bir sapkın davranışın yaygınlaşması, "çağdaş – modern" diye o davranışın onaylanması sonucunu doğurmuyor. Aksine, Peygamberler insanlara "Bunun sonu felakettir" uyarısını yapıyorlar. Kimbilir belki bugün de bir Peygamber gelseydi insanoğlunun önüne çıkar ve "çağın sapkınlıkları"na karşı uyarılarda bulunurdu. Çocuklara yönelik cinsel sömürüler, cinselliğin her türlü kural dışılığa açık hale gelmesi, uyuşturucu, dünyanın fakirlerle zenginler arasında uçurumlarla bölünmesi... Bunlar bu çağın sapkınlığı ve bir Peygamber çığlığını gerektiriyor. Ama İslam'a göre başka peygamber gelmeyecek ve bu görevi "Peygamber varisi" diye nitelenen ve Peygamber izinden giden ilim adamları yapacak. Bu da, "dini çağa uydurmak" demek olmayacak, bütün çağlarda dinin, yani Yaratıcı'nın insanı insan gibi tutan ölçülerinin ne olabileceğini anlama çabası olacak. Yani her zaman Yaratıcı'yı hatırlamak olacak... "Dinde modernleşme" teklifleri, hayatta dini azaltma niyeti taşımamalı. Dini ve Yaratıcı ile ilişkilerini önemseyen bunu yapmaz. Kur'an, din adına konuşanların, küçük bir bedel karşılığı Yaratıcı tarafından belirlenen ölçüleri asıl anlamlarından kaydırmalarını çok net biçimde reddediyor. Hatta bu, "haramı helal, helali haram yapma" yönelişi olarak bir tür "tanrılaşma" girişimi olarak görülüyor. İslam "din kurallarını değiştirme yetkisi taşımak" anlamında ruhbanlığı da reddediyor. "Modernleşme", Yaratıcının yok farzedildiği bir zamanın yeni dini gibi, bütün dinleri tanzim eden bir disipline dönüşmemeli. Bütün bu tartışmaların varıp dayanacağı soru "Yaratıcı sizin için nedir?" sorusudur. Buna bağlı olarak "Yaratıcı sizin hayatınızı ne ölçüde bağlıyor?" sorusu da sorulabilir. "Yaratıcı ile hiç karşılaşmayacakmış gibi" bir dünya kuranlar, Yaratıcı ile olmazsa olmaz ilişkisi bulunan "din" üzerinde tasarruf girişiminde bulunmamalı. Dinin çok genel bir tarifi şöyle yapılır: "Yaratıcıya saygı, yaratılana şefkat..." Herkes bu konuyu tartışırken, "Yaratıcıya saygı"yı, "yaratılana şefkat"i yüreğinin bir yerlerinde damar atışı gibi hissetmeli. "Dindar"ın "modern"le ilişkisi için böyle teorik bir çerçeveye ihtiyaç yok mu?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |