AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Ramazan, Kur'an ve Kur'an kitaplığı

Kur'an ayı Ramazan geldi çattı. Ramazan, bir doğum kutlamasıdır. Kur'an'ın indirilmeye başlandığı gece bu ayda yer aldığı için Ramazan oruçla kutlandı.

Bu kutlamanın oruç biçiminde tezahür etmesi, sebepsiz değildi. Kur'an'ın doğum ayında müminden bedenine değil ruhuna bakması, onu doyurması, onda yoğunlaşması isteniyordu.

Çünkü vahiy insanın insani yanını tekamül ettirmek için gelmişti. Bunun gerçekleşmesi için insanın beşeri yanını disiplin altına alması gerekiyordu. Oruç, bu disiplini gerçekleştirmek için verilmiş ilahi bir talimattı.

Mesaj belliydi: Geçici olandan kalıcı olana, süfli olandan ulvi olana doğru yolculuğunu sürdür. Bu yolculukta vahiy haritan, akıl pusulan, peygamber rehberin, ibadet azığın, istikamet rotan olsun.

Vahiysiz oruç, azığı olan fakat yol haritası olmayan birinin yolculuğuna benzer. Bunu "hedef gözetmeyen yolculuk" olarak da niteleyebiliriz. Maksadın göz ardı edildiği her yolculuk bir "yol alma" değil bir "dolaşma" anlamına gelir. Efendimizin "yanına açlığı kalır" dediği türden oruç, maksadın göz ardı edildiği bir oruç olsa gerektir.

Orucun maksadı, orucu farz kılan ayette açıkça belirtiliyor: "Umulur ki takvayla donanırsınız." Sahibine sorumluluğunu hatırlatan bir niteliği var orucun. Sorumluluğunun bilincine vardığında, varoluş gerekçesi üzerinde duracak, bu da onu doğrudan vahyin kapısına götürecektir.

İnsanın ebedi yolculuğunda vahyin harita olduğunu söylemiştik.

İyi de, harita okumanın da bir yöntemi vardı. Bu yöntemi bilmeyenler doğru haritaya bakarak yanlış istikamete yönelebilirlerdi. Bize göre Kur'an üzerine yazılmış tüm kitaplar, "harita okuma kılavuzu" hükmündedir.

Bu nedenledir ki bu köşeyi, arada bir Kur'an kitaplığına yeni katkılara tahsis etmeyi bir görev telakki ediyorum. Ramazan'ın gönül kapımızı vurmaya hazırlandığı şu bereketli günlerde, bana gönderilen Kur'an kitaplığına ilişkin eserlerden, kısaca da olsa siz okurlarımı haberdar etmek istiyorum.

Duyurmak istediğim ilk eser Alemiyyetu'l-Kur'an (Kur'an'ın evrenselliği) adlı eser. Eserin yazarı, daha önce de bu köşede bir eserini duyurduğumuz ilim adamı dostumuz Dr. M. Halil Çiçek. Bu eserden de ne yazık ki bir önceki gibi sadece Arapça bilen okurlar istifade edecekler.

Alemiyyetu'l-Kur'an, son yıllarda ilim çevrelerinde hararetle tartışılan "tarihsellik-evrensellik" sorununu ele alıyor. Eser, Kur'an'ın tarihselliğini savunan teze karşı, Kur'an'ın evrenselliğini savunuyor. Bu savunuyu iki ana başlık altında yapıyor yazar:

1. Risalet açısından Kur'an'ın evrenselliği.
2. Medeniyet açısından Kur'an'ın evrenselliği.

Yazar birinci bölümde nefy ve isbat yöntemini kullanıyor. Önce Kur'an'ın tarihselliğini savunan "tarihselcilerin" ileri sürdükleri delilleri bir bir ele alıp çürütmeye çalışıyor. Bunu yaparken tarihselci yaklaşımın düştüğü "genellemeci mantığın" pençesine düşmekten özenle kaçındığına tanık oluyoruz. Bu zor ama bir o kadar da gerekli bir husus. Ardından Kur'an vahyinin evrensellik delillerini sıralıyor. İsbat bölümünün nefy bölümüne göre zayıf kalmış gibi. Bir de, bu tür çalışmalarda savunmacı dilden oldukça kaçınmamız gerektiğini düşünüyorum.

Yazar ikinci bölümde Kur'an'ın evrenselliğini, vahyin ürettiği medeniyet ekseninde ele alıyor. Bu bölüm, yazarın daha önce tanıttığımız Kur'an'daki sure adlarının delaletlerinden yola çıkarak medeniyet bağlamında gerçekleştirdiği okumanın adeta bir devamı niteliğinde.

Evrensellik-tarihsellik tartışmasını bir kitabın kesip bitirmesini beklemek elbette olmayacak iş. Fakat konu her açıdan işlenmesi gereken ve daha çok alın teri dökülmesi gereken bir konu. Alemiyytu'l-Kur'an, alınacak uzun yolun ilk adımlardan biri olarak adlandırılabilir.

Daha elimin altında Kur'an kitaplığına ait başka eserler de var. Fakat yerim kalmadı. Gelecek yazıya.

İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİ'UN

Anılarının bir yerinde şöyle diyordu: "Allah, kendisi adına çabalamakta olan bir halka yardım etme vaadini yerine getirmişti." Bir halka ve onun önüne düşüp tevhit, özgürlük ve adalet uğruna ömrünü adayan liderine… Evet, bütün dünyayla birlikte bizler de şahidiz ki Üstad Aliya Allah'a verdiği ahdi yerine getiren "müminlerin yiğitlerinden" idi. O sırasını savdı. Şimdi Allah'ın ahdinde duranlara verdiği sözün hak olduğunu göreceği ebedi yurdun konuğudur. Allah rahmet eylesin.


24 Ekim 2003
Cuma
 
SAMİ HOCAOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED