|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
RAMAZAN SEYDAOĞLU
Neşesi kaçmış solgun yüzünde ne olduğunu anlamakta güçlük çektiğim bir duygu. Ama en çok acıya benziyor. Selam veriyoruz. Ellerini tutarak hal hatır soruyoruz. Başlangıçta gözleriyle anlaşıyoruz. Gırtlağından geçirdiği operasyon sonucunda konuşmasını yitirmiş tümüyle. Söylemek istediklerini bir kağıda yazıyor: "Hiç hesapta olmayan bir şeydi bu". Izdırap çektiği her halinden belli. Göğsündeki hırıltılar dayanılmaz bir hal alıyor. Dönüp derin derin bakıyor. Duygulanıp ağlamamak için gözlerimi kapayıp bakışlarımı kaçırıyorum.
'Kızlar sesime hayrandı'
Nurullah odaya çöken kesafetli havayı dağıtmak için "Abi, şimdi en çok neyi özledin?" diyor. Alâeddin ağabey elindeki kağıda yazıyor söylemek istediklerini: "Elbette ki konuşmayı..." O ağır hüzünlü hava tekrar dalgalanıyor odanın içinde... Yazısına ekliyor: "Konuşmanın akıcılığı bambaşkadır". "İnşallah düzelirsin ağabey" diyoruz. Gözleriyle temennilerimize katıldığını gösteriyor. Yeni bir teknolojik gelişmeyle, yapay ses telleri takılabileceğini, ama bunun da çok pahalı olduğunu yazıyor. Alâeddin ağabey özlemlerini şöyle sürdürüyor; "Şiirlerimi bir kasete okumayı çok isterdim." Evde birkaç tane şiirini okuduğu kasetinin olduğunu da yazıyor. Biz, şiir programlarındaki kamera ve teyp kayıtları bulunursa böyle bir derleme CD veya kaset yapılabileceğini söylüyoruz. O da "böyle bir şey yapılır mi ki?" dercesine bakıyor bize. Doğrusu öyle bir işe kimin girişeceğini biz de bilmiyoruz. Veya böyle biri de çıkar mı onu da bilmiyoruz. Bir ara şunu da yazıyor: "Kızlar sesimin hayranıydı. Bundan oldu bu" Alâeddin ağabeyin yanında kaldığımız bir saatlik zaman bizi apayrı dünyalara götürüyor. Alâeddin ağabeyin elini öpüp odadan ayrıldığımızda "Dua edin, ben de size duâ ederim" diyordu. Yazılarını bakışlarıyla tamamlıyor. Yüreğimizde alışık olmadığımız ağır bir yükle oradan ayrılıyoruz.
Yatağının yanında kitaplar
Yatağının üstünde üç kitap var. Üsteki iki kitaba göz atıyorum. Hüseyin Atlansoy'un şiirleri. Elindeki müsveddelerde de "Kılıç Yarası" şiirinin tahlilleri. Yanımızda götürdüğümüz günlük gazeteyi ve Tutku Edebiyat'ın ilk on sayısından oluşan dergileri veriyorum. Önce şöyle bir bakıyor sadece. Üçüncü sayıdaki yazısını gösterince birden gözleri parlıyor. Dergiden kendisine gönderdiğimi söylüyorum. Almadığını belirtiyor. Postada kayıp olabileceğinden söz ediyoruz. Derginin iç sayfalarına da göz atınca Mustafa Özçelik'le ilgili yazımı görüyor. İlgiyle bakıyor. Şu an hatırlamadığım bir şeyler karalıyor. Söylediklerimi sadece dinliyor, katılıp katılmadığını, tepkisini anlayamıyorum.
|
|
|
|
|
|
|