|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
CHP'nin kafası iyice karışık görünüyor. Ne İsa'ya yaranabiliyor ne de Musa'ya. Havalar ısındıkça CHP irtifa kaybediyor. Oysa seçim öncesi iyi başlamıştı tırmanmaya. Bir yandan özgürlükçü ve AB yanlısı politikalarıyla, öte yandan milletin moral değerleriyle barışık söylemleriyle büyük bir başarı göstermişti. CHP'nin her ne kadar devletçi yanı olsa da özgürlükler konusunda sol düşüncenin kazandırdığı bir düzeyi vardı. AB yanlısı politikaları ise tartışılmaması gereken boyutlardaydı. Sol zaten CHP'den başka sığınacak liman bulamamıştı. Fakat bu seçimlerde CHP'nin asıl sürprizi muhafazakar tabandan da oy almayı başarmasıydı. Baykal'ın siyaseti bıraktıktan sonra yaptığı dönüşü muhteşem olmuştu. Sadece solu değil sağ seçmeni de kucaklıyordu. Eskiden Anadolu'da sadece Alevi kesimin desteklediği bir parti olarak algılanıyor ve bu durum Alevi-Sünni ihtilafını da körüklüyordu. Baykal partinin başına döndükten sonra bu imajı silmeyi başardı. Şeyh Edebali'nin vasiyetini odasına asarak başlattığı muhafazakar kesimle barışma sürecini Yunus Emre ve Mevlana söylemiyle geliştirdi, Yaşar Nuri Öztürk gibi tanınmış biri ilahiyatçıyı saflarına katarak olgunlaştırdı ve listelerde Sünni adaylara öncelik vererek zirveye çıkardı. Bence fevkalade isabetli bir politika izledi. Hatta bu politika ile ülkedeki Alevi-Sünni gerginliğini körükleyen kimi çevrelerin heveslerini kursaklarında bırakacak bir netice istihsal edildi ve bu yönüyle de CHP sosyal barışa çok büyük bir katkı sağladı. Fakat öyle görülüyor ve öyle anlaşılıyor ki, bütün bunlar seçim vartasını atlatabilmek için atılmış adımlarmış. Çünkü son zamanlarda CHP'nin geliştirdiği politikalar ve yöneticilerinin kamuoyuna yaptıkları açıklamalar CHP'nin barajın altında kaldığı dönemine geri döndüğünü gösteriyor. Baykal ya toplumu aldattı ya da partisine hakim olamıyor. Çünkü Baykal'ın siyasete dönerken partisine koştuğu şartlar bugünkü politikaları gerektirmiyor. Diyor ki Baykal, "Siyasetimizin temelinde insan vardır. Toplum devletten önce gelir. İnsan inançlarıyla, fiziğiyle emeğiyle bir bütündür. Biz bütün bunların hepsine saygı göstermeliyiz. Bunlar bizim tarihimizden geliyor. Sosyal demokrasiyi çağdaş anlayışıyla, Türk toplumunun değerleriyle yorumlamak gerekir."(Dünden bugüne Tercüman 24 Haziran 2003) Bu tespit çok sağlıklı bir tespit. Ama CHP'nin şu anda verdiği imaj bu tespitlerle bağdaşmıyor. İlgili ilgisiz her fırsatta laikliği bahane ederek ortamı germekten imtina etmeyen CHP son olarak, ihtiyaç duyulan 23 bin din görevlisi için 16 bin kadro kabulünü bahane ederek, "cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş din ağırlıklı, laiklik karşıtı bir kadrolaşma" diyecek kadar ölçüyü kaçırmıştır. Toplumu geren ve bir yerlere göz kırpan bu açıklamaları yapan CHP'li yetkililer, komisyon kararı genel kurulda tartışılacağını, aynen kabul edilse bile hükümetin kadroları kullanmasının imkansız olduğunu çok iyi biliyorlardı. Hele bazılarının bu vesileyle cemevlerini gündeme getirmesi CHP'yi barajın altında kaldığı döneme geri götürmektedir. "Sosyal demokrasiyi çağdaş anlayışıyla Türk toplumunun değerleriyle yorumlamak" düşüncesi ya Baykal'ın bir siyasi manevrasıydı ya da partisine hakim olamıyor. Durum CHP'de kafaların karışık olduğunu gösteriyor. CHP'deki kafa karışıklığı sadece moral değerlerle ilgili değil AB konusunda da aynı durum gözleniyor. AB konusunda Baykal'ın yedinci sekizinci paketlere ihtiyaç olmadığını söylemesi, demokratikleşme alanında atılacak yeni adımları gereksiz görmesi de sol kesimde "CHP ne yapmak istiyor?" sorularını gündeme getirmiştir. Evet CHP'nin kafası bayağı karışmış görünüyor. CHP Meclis dışında kalsa bile Türkiye'nin en önemli partilerinden biridir ve CHP'yi yasalarla temini mümkün olmayan sosyal barışın sağlanmasında çok büyük görevler beklemektedir. Dileriz bu misyonuna sırt çeviren ve gerginlik politikalarından medet uman bir parti görünümü vermekten vazgeçer!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |