AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
'Gerçek güç' ile tanıştım

Bir ara Amerikan başkentine kamp kurmuş 'savaşkan' bir yazar, yönetimin önemli isimlerinden biriyle sık sık görüştüğü sıralarda, gece tuvalete giderken adamla karşılaşmasını anlatmıştı bir yazısında da güle güle bir hal olmuştum... İyi ki gülme krizimi kendime saklamışım; benzer bir durum benim de başıma gelecekmiş çünkü...

Hayır, benim tesadüfi karşılaşmam misafir kaldığım bir evde olmadı. Karşılaştığım kişi de tanıdığım biriyle gizli-kapaklı yaşamıyor zaten... Benimki, hemen her başkentte bir gazetecinin başına gelebilecek hoş tesadüflerden biri işte. Benim tesadüfi karşılaşmama, mesânem değil, yıllar içinde kazandığım gazetecilik önsezim yardımcı oldu.

Washington'a ayak basar basmaz önceden verilmiş bir söz gereği diğer dostlarla birlikte bir dâvete koştum. "Türkiye'nin Amerikalı dostları" denilebilecek bir kalabalık vardı biraz büyükçe evde; kalabalığı teşkil edenlerin çoğu Türk'tü zaten... Etraftaki hepsi bildik yüzler üzerinde gözümü dolaştırdıktan sonra ilk kez gördüğüm birinde yoğunlaştı dikkatim. Salonun en arkasına çekilmiş, mahçup ifadelerle etrafı gözetlemekte olan birine...

Grubumuzun diğer üyeleri bildik kişilerle yârenlik etmeyi yeğlerken ben o arkaya çekilmiş kişinin yanına sokuldum. Birkaç soru sonrasında, "Ha, demek siz o gruptansınız?" tepkisini vermem gereken biri olduğu anlaşıldı adamın... "O grup" dediğim, 11 Eylül'ün sağladığı moral zeminde, daha önceki başkanlara kabul ettiremedikleri ABD'yi 'emperyal güç' haline getirme projesini George W. Bush'un aklına sokan 'neo-con' denilen kişiler... Karşımdaki, en ünlü 'neo-con'ların yuvalandığı, destek aldığı, fikir üretimine katkıda bulunduğu 'Project for New American Century' (PNAC, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi) adlı örgütün icra kurulu başkanıydı...

Bendekine de şans denir işte...

Sürekli okurlar, benim bu gruba çok eskiden beri takıntım olduğunun herhalde farkındalar... Şimdilerde varlıklarından söz etmek moda; hatta geçmişte "Planları bunlar yaptı" diye yazdığımda beni 'komplocu' olmakla suçlayanlar, şimdi kendi gazetelerinde bu grupla ilgili diziler yayımlıyorlar... Daha varlıklarından pek az kişi haberdar iken, konuyu, bir başka sütunda gündeme getirdiğimi ve her fırsat düştüğünde kendilerinden söz ettiğimi de hatırlayacaksınız...

Washington'a gelen Türk heyeti onuruna verilen dâvette tesadüfen karşılaştığım Gary Schmitt, artık dünyanın her tarafında konuşulur hale gelen 'Proje'nin en önemli isimlerinden... 1997 yılında kurulan ve kuruluşu üzerinden bir yıl bile geçmemişken, dönemin başkanı Bill Clinton'a, "Irak'la böyle başa çıkamazsın, yapman gereken Saddam'ı devirecek bir askerî harekâttır" diye mektup yazan, Clinton'un kulak asmadığını görünce, benzer mektupları Meclis başkanı Newt Gingrich ile çoğunluk partisi lideri Trent Lott'a da gönderen örgütün icra kurulu başkanı Schmitt... 11 Eylül uğursuz eylemlerinden tam bir yıl önce, Eylül 2000 tarihinde, yayımladıkları kapsamlı raporda, 'Amerikan İmparatorluğu'nun yol haritasını çizmişti bu grup; Gary Schmitt'in adı örgütün bütün belgelerinde yer alıyor...

Bunları yüzüne karşı söylediğimde, "Yok canım, ortada büyütülecek bir durum yok" dedi Schmitt; yönetimde etkin konumlarda üyeleri bulunduğunu inkâr edecek değildi elbette, ancak her dediklerinin Bush tarafından benimsenmediğini söylemeden de edemedi. "Meselâ hangi dedikleriniz?" soruma, hem de epey düşündükten sonra, enti püften bir ayrıntıyı cevap olarak vermekle yetindi...

Bir süpergücün dünya egemenliği planlarını kaleme alan grubun üyesi olmak insanın egosunu kimbilir nasıl okşar? O akşam yolum Gary Schmitt ile kesişip kendisiyle uzun boylu konuşma fırsatı yakalamasaydım, o yanlış izlenim bende kalıcılık kazanacaktı. Oysa, PNAC kısa adıyla bilinen örgütün önemli ismi, utangaç denilecek kadar sıkılgan, insan içine karışmakta zorlanan, ağzından kerpetenle lâf alınan biri çıktı. Övünmek bir tarafa, düşündüklerini başkalarıyla tartışmaktan kaçınacak kadar kendi içine kapalı göründü bana... Bir masa etrafında oturup Türkiye üzerinde saatlerce konuştuğumuzda da, ağzını hiç açmayan birkaç kişiden biri o oldu...

Oysa, Irak'a savaş açılmasını teşvik için yazılmış raporların altında imzası yer alan, 'casus belli' (savaş sebebi) ilân edilen kitle imha silâhları bir türlü bulunamadığında, "Ne yapalım, silâh olduğunu bir tek biz iddia etmedik ki, savaş karşı çıkan Fransa bile aynı iddiadaydı" diye yazan Gary Schmitt'ti... Savaş devam ederken, Bağdat'ın üzerine bombalar yağdığı sırada, içinde şu satırlar da bulunan yazısını yine Los Angeles Times gazetesinde okumuştum:

"Irak'a savaş sürerken, ABD askerî gücünün hayranlık uyandıran yönlerini bütün dünya daha iyi görüyor. Dünyanın her tarafındaki dostları ve müttefiklerinin açık ve gizli desteğini yanına alan Amerika, kesin olarak savaşa karşı çıkan dünya kamuoyuna rağmen gücünü gösteriyor. Bir bakıma, ABD'nin aleyhindeki tavırlara kulak asmadan bu işi yapması, dünyanın her tarafından -BM'den veya dünya kamuoyundan- gelen eleştirileri, en azından Saddam Hüseyin kadar tehlikeli kılıyor."

Bütün dünyayı umursamayan bu satırların utangaç sahibiyle tanıştım ya, artık gam yemem...


29 Haziran 2003
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED