|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünkü yazımda "terörizm"in asıl amacından bahisle, "Bu dünyada 'devletler"den daha güvenli hayat süren kimse yoktur" demiştim. Bununla demek istiyordum ki, "terörizm"in asıl hedefi "kurban" ayırdetmeksizin toplumda endişenin, korkunun, paniğin hüküm sürmesini sağlamaksa, terörizme karşı mücadelede huzuru kaçan olarak kendisinden asıl söz edilmesi, ön plana çıkarılması gereken de yine bu toplum olmalıdır... Bu bahsi bugün tekrar açmamın nedeni anlaşılmıştır sanırım. Tekrar açıyorum, çünkü terör eylemlerinden sonra hangi gazeteyi ya da televizyon kanalını açsak, terörün asıl olarak "devleti", "hükümeti", "rejimi" ya da "ülkenin geçtiği yönü" gibi "varlıkları" hedef aldığı yönünde açıklamalar ve yorumlarla karşılaşıyoruz. Ve tabii bu açıklama ve yorumların hemen arkasından da, o malûm "meydan okumalar": Biz bu türden alçaklıklarla önceden de karşılaştık; ama bütün dünya bilmelidir ki, kimse bizi yolumuzdan döndüremez; devletimiz, yönümüz, rejimimiz her zaman olduğu gibi dimdik ayaktadır, vesaire, vesaire.... Peki ya son bir hafta içinde dört büyük patlamayla haklı olarak korkmuş, paniğe kapılmış, huzuru kaçmış olan toplum ne yapacak; "herzaman ki gibi dimdik ayakta" olduğu söylenenlere bakıp teselli mi bulacak? Dünkü yazıda da söylemiştim: "terörizm" olgusu karşısında öne çıkarılması gereken "güvenlik", "devletin güvenliği"nden çok önce "toplumun güvenliği"dir. Çünkü iki gündür hakkında methiyeler düzülen "devlet", "rejim" gibi soyut varlıklara "terörizm"in gerçek anlamda bir zararı olamaz. Çünkü onların gazete ve ekranlarda önümüze gelen insanlar gibi ne canı ve kanı, ne de çocukları, eşleri ve anababaları var.... Terörizm karşısında "toplumun güvenliğini" sağlamanın Türkiye gibi düzensizliğin kural haline geldiği bir ülkede ne derece zor bir iş olduğu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla hükümeti çok zor bir görev bekliyor. Ancak bu tespiti yaparken şu gerçeği de unutmayalım: Türkiye'de devletin her türden güvenlik güçlerinin bugüne kadar benimsedikleri "güvenlik" anlayışının da mutlaka elden geçmesi gerekiyor. Çünkü kabaca, bugüne kadarki "güvenlik" anlayışı daha çok, "devletin güvenliği"ni sağlamak esasına dayanıyor. Evet "devletin güvenliği"; "topluma karşı" devletin güvenliği... Dikkat ederseniz, türlü "istihbarat servisleri"nden sokaktaki polise kadar "güvenlik güçleri"nin asıl amacı sanki tamamen bu görev esas alınarak "dizayn" edilmiş gibi.... İsterseniz, derdimi daha iyi anlatabilmek için bir örnekten hareket edelim: Mesela İstanbul'un en kalabalık yerlerinden biri olan İstiklal Caddesi'nde onbinlerce kişi arasında hiç değilse "caydırılıcık" açısından devriye gezen iki polis memuruyla karşılaşabilmek neredeyse imkansızken, Taksim meydanında üç kişinin bir "basın bildirisi" okuması gibi bir durum ortaya çıkınca, hemen o dakika yüzlerce polis de meydanı dolduruvermiyor mu?! Yani, onbinlerce kişinin gezip tozduğu bir caddede "güvenlik"ten eser yokken, bir "basın bildirisi" bütün teşkilatı seferber edebiliyor! Yani sorun-soru tabii ki şudur: "Güvenlik güçleri" varlık nedenini kime kime karşı korumakta bulmaktadır? Bakın; İstanbul Emniyet Müdürü'nün terörist saldırılar sonucunda hayatını kaybeden polis memurları için düzenlenen törende yaptığı şu konuşmaya bir bakın. İstanbul Emniyet Müdürü, Başbakan'ın da hazır bulunduğu bu törende öyle bir tablo çiziyor ki, sanırsınız ki emniyetin yakaladığı katiller basın mensupları tarafından kaçırmakta: "Birinci olayda olduğu gibi failleri çok kısa sürede tespit ettik, uzantılarını tespit ettik. Ancak sorumsuzca davranan medya ve basınımız, failleri maalesef deklare ettiler, uzantılarını deklare ettiler. Eğer sorumsuzluk olmasaydı, şu anda bu şehitlerimiz burada yatmıyordu, şehit vermeyecektik, 27 vatandaşımız ölmeyecekti. Ancak sorumsuz yapılan bu yayınlar, özgür basın adına, maalesef 27 vatandaşımızın şehit olmasına sebep olmuştur. Yakalamak üzereydik. Şu anda buradaki şehitlerimize tören yapmıyor olacaktık. Bunun için mutlaka Basın Yasası'nda bazı değişikliklerin olması lazım sayın Başbakanım." Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Bu konuşmada ısrarla savunulan "tez"in hiç iler tutar tarafı var mı? Sen önce İstanbul emniyet teşkilatı olarak "gazeteci-polis" dayanışması çerçevesinde bazı gazetecilerin heybelerini yalan yanlış haberlerle doldur, sonra da kalk ve "Yakaladığımız faillerin ortadan toz olmasına bunlar sebep oldu!" diye şikayet et! Ayrıca dikkat edin; İstanbul Emniyet Müdürü (o bile!) Başbakan'dan "Basın Yasası"nın bazı maddelerinin değiştirilmesini talep ediyor... Başbakan bu öneri üzerinde ne düşündü bilemem ama, bana göre, giderek ağır bir sis tabakasının çökmekte olduğu şu günlerde Hükümet'in "masaya yatırmayı" aklından bile geçirmemesi gereken dosyalar "Basın" ya da diğer alanları ilgilendiren özgürlükler meselesidir....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |