AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Yapımcı-medya işbirliğiyle sahnelenen bir oyun:
'BÜYÜKLER DUYMASIN'

"Bir bu eksikti!" desek haksız sayılmayız.. Bir dönem ekran başına epeyce izleyici toplayan "Çocuklar Duymasın" dizisinin "annesi" Pınar Altuğ, Tony Theodorakis adlı bir Yunanlı ile bir kez daha görüntülenince diziden ayrılmak zorunda kaldı!

Ve olayın hemen arkasından da gazetelerin canı gönülden katıldıkları bir tartışma başlayıverdi: "Ve Pınar Altuğ diziden ayrıldı", "Pınar Altuğ diziden kovuldu", "Pınar'a yapılan büyük haksızlık", "Pınar Altuğ'u yıktık mı sonunda" vs.

Bu sahte tartışmanın hangi problemin etrafında döndüğünü biliyorsunuz: "Çocuklar Duymasın" gibi ailecek izlenen bir dizinin kadın kahramanı nasıl olur da özel hayatında bütün ihtarlara rağmen "Tony" ile ilişkisini devam ettirebilir?!

Sanırsınız ki dizinin izleyicileri bazı memleketlerdeki tuhaf durumlarda olduğu gibi özel kulüplerde toplanmış, tartışmış ve kafayı "iki çocuk annesi Meltem"in "Tony" ile birlikte olmasına fena halde takmış durumda! Ne gezer; farklı bölümleri aynı anda üç ayrı kanalda yayımlanan bu dizinin kadın kahramanının ne yapıp ettiğinden millete ne? Milletin yaptığı, diğer benzer programlarda olduğu gibi, can sıkıntısından kurtulmak için vakit öldürmekten ibaret... "Meltem" özel hayatında "Tony" ile beraber olsa ne yazar, dizinin çaycısı ile beraber olsa kime dert...

Yani özetle, dizinin senaristinin aklına gelen ve medyanın da çekici bulmasıyla alevlenen sahte bir tartışma sürüp gitmekte... Anlaşılan o ki, dizinin senaristi, "Tony"ydi monydi derken, reytingi düşen dizisini canlandıracak bir tartışma yaratmaya çalışıyor. Bayağı da başarılı doğrusu; can sıkıntısından kendisine yeni bir eğlence arayan medyayı şimdiden epeyce yola sokmuş durumda...

Çokca satan gazetelerin birinde bir köşeyazarı bu konuda bakın ne yazıyor:

"Artık yeter... Herkese kulaklarımı tıkıyorum ve sonuna kadar Pınar'ı savunuyorum."(!) Senaristin açıklamaları hemen her yerde. Senarist "Pınar'la özel hayatıyla ilgili bildiğiniz sıkıntıları yaşadık. Meltem karakterini canlandıracak kişinin yapmaması gereken şeyleri yaptı. Bundan sonra dizide oynayacak kişide arayacağımız en büyük kriter Meltem karakterine uygun bir özel hayata sahip olması ve özel hayatına dikkat etmesi olacak" diyor ki, doğrusu bu açıklama da çok "gerçek".

Pınar Altuğ'un başından geçenlere isyan edenler arasında Hürriyet'ten Yalçın Doğan da var. Doğan, bu sahte tartışmayı hiç mi hiç haketmediği çok ciddi bir alana çekerek şöyle diyor: "İşte, işyerinde cinsel ayrımcılık!.. Tipik bir örnek!.. Bizim gibi geri toplumlarda erkeğe cinsel özgürlük, ama kadına baskı ve zorla kontrol! Çoğu utanmadan ayağa kalkıyor ve Pınar Altuğ'un cinsel özgürlüğünü denetim altına alma hakkını kendinde görüyor. Hatta cinsel özgürlüğe baskı olmak üzere, iş hayatını tehdit ediyor." Bu satırlar da yapımcı-medya işbirliğiyle sahneye konan bir oyun için fazla uygunsuz kaçmıyor mu? Ne "cinsel ayrımcılık"ı, neyin "bizim gibi geri toplumları"ı? Toplumun (çok şükür) baştan sona kurmaca olan bu tartışma ile uzaktan yakından ilgisi yok ki! Senaristinin kontrolundaki bir dizi düşen reytingini medyanın desteğiyle eski yerine taşımaya çalışıyor, bütün mesele bundan ibaret....

Hadi oldu olacak Pınar Altuğ'un yaptığı açıklamadan da bir kısa bölüm aktaralım ki, iş tamam olsun:"Şu anda hiç kimseyle ilişkim yok. Basında birlikte fotoğraflarım çıkan kişi çok uzun zamandır en yakın arkadaşım ve dostumdur. Bir gün Meltem karakterine ters düşen bir davranış ile toplum karşısına çıkarsam, diziden kendi kendime ayrılacağımdan emin olabilirsiniz." Aslında bu sahte tartışmanın açıklaması büyük ihtimalle, yapımcı-medya işbirliğinin kafasındaki şu önyargıda yatıyor: Ülkedeki televizyon dizisi izleyicileri ekranda olup bitenle gerçeği birbirinden ayırdedemedikleri için, diziden uzaklaşan ilgilerini tekrar kazanmak için böyle bir numara iyi gider doğrusu!

Eğer öyleyse çok yanılıyorlar doğrusu... Ülkedeki film-dizi izleyicileri bu safhayı çoktaaan geride bıraktılar. Ülkenin ekranda olup bitenle gerçeği birbirinden ayırdedemeyen kesimi asıl kendileri, yani başta o çok bilmiş senarist olmak üzere bu tartışmaya "samimi" olarak var güçleriyle katılan ve tartışmayı körükleyen yapımcı ve medyacı takımı!

Dolayısıyla artık yürümeyen bir diziyi, "Meltem" rolünü bundan sonra değil bir oyuncuya, "iki çocuk annesi ve mazbut gerçek bir kadına" bile oynatsanız, düşen reytingi yukarı çekmeniz mümkün değil! Ayrıca amma da ısrarlılar yani; yetmedi mi, her dizinin de bir ömrü yok mu? Toplum 21. yüzyılın ilk on yılını "Çocuklar Duymasın"ı izleyerek geçirecek değil ya...

Son olarak, yaklaşık bir haftadır gazetelerimizi haberinden köşeyazılarına kadar işgal eden bu mânasız ve münasebetsiz tartışmaya ilişkin bir değerlendirme daha aktarmak istiyoruz. Değerlendirmenin sahibi Tercüman'ın (Ilıcaklar) "gece hayatı"nı emanet ettiği yazarı Aykut Işıklar. "Meltem"inin hikayesi etrafında yürütülen tartışmanın bazılarının hayalgücünü nasıl çalıştırdığına iyi bir örnek doğrusu:

"(Yazar Pakize Suda'ya sesleniyor) Pınar'ın durumunu nedense görmek istemiyorsunuz. Pınar evli iken başka bir erkeğe âşık olmadı, kocası asker iken, yani Mehmetçik olarak vatanı beklerken ayrılmaya kalktı. Ve âşık olduğu iddia edilen erkek, ne idüğü belirsiz bir Yunanlı... Türk halkı o adamı, Pınar gibi klas, kültürlü ve hoş bir kadına yakıştıramadı. Ne güzel onu sahiplenmişiz... Şayet eşinin askerliği bitene dek sabretse idi... Öyle eşinden ayrılsa idi sevgilisi değil Yunanlı isterse Ugandalı olsun. Kimse ağzını açmazdı. Pakizeceğim bunu daha önce de sormuştum. Altını çizerek yineliyorum. Yunanlı bir artist, asker kocasının üzerine bir Türk delikanlısı ile arkadaş olsa... Yunan halkı buna nasıl bakar?"

Hadi kolaysa söyleyin bakalım, "nasıl bakar"?! (K.B.)


  • Yavuz Donat, 'Bulvar' gibi gazeteci!
    Sabah gazetesi birinci sayfadan anons etmese gözümüzden kaçabilirdi...Gazete Yavuz Donat'ın yazısını birinci sayfadan şöyle duyurmuş: "Yavuz Donat Bulvarı için Tarsuslular'a teşekkürler".

    İmza: Yavuz Donat!

    Tabii biz de doğru Donat'ın köşesine...

    Görüyoruz ki epeydir ortada görülmediği için memnun olduğumuz bir âdet tekrar hortlamış: Gazetecilerin adlarını cadde, bulvar, meydan gibi şehir alanlarına verme âdeti...

    Hatırlarsınız, bir ara bu iş neredeyse bir salgın haline gelmişti; belediye başkanları ya da belediye meclisleri meşreplerine-mezheplerine uygun gazetecilerin adlarını bol kepçe dağıtıp duruyordu... Hatta öyle ki, Ege'de bir ilçenin bütün sokak, cadde ve meydanlarının Cumhuriyet gazetesi yazarları tarafından (adları tarafından tabii ki!) işgal edildiğini bile duymuştuk...

    Eğer ilçe halkı da belediye yönetimiyle aynı tercihi paylaşıyorsa, bayağı pratik ve anlamlı bir uygulamaydı doğrusu... İlçe sakini olarak gazetenizi bakkaldan satın alıyor ve tercih ettiğiniz yazarı o yazarın adını taşıyan bir meydancıkta bulunan bir kanapeye oturarak kıraat ediyorsunuz... Size sunulan imkan bununla sınırlı da değil; sırada bekleyen başka bir köşeyazısını köşenin sahibinin adını taşıyan başka bir meydancık ya da bu kez bir caddede okumak da pekâla mümkün, tercih sizin...

    İnanılır gibi değil ve tabii baştan sona gülünç bir şehir manzarası...

    "Dördüncü kuvvet" sayfalardan taşarak şehir merkezlerini işgal etmiş...

    İşte, Sabah'ta Yavuz Donat'ın köşesinde karşılaştığımız haber yine böyle bir uygulamaya ilişkindi.

    Donat, uzun uzun, bugüne kadar Tarsus için nasıl çalıştığını anlatarak girmiş yazıya. Tarsus'un problemlerini köşesine muntazaman taşıdığı için zamanında belediye tarafından kendisine "fahri hemşehrilik" beratı bile verilmiş. Tarsus Belediye Başkanı ile münasebeti çok sıkıymış. Donat bu arada, belediye başkanına şehircilikle ilgili önerilerde de bulunuyormuş. Mesela bir gün başkana şöyle demiş: "İstasyondan mezarlığa doğru bir bulvar açsanız."

    Ve nihayet Tarsus'tan bir telefon daha gelmiş: "O bulvarı açıyoruz... Açılışa bekliyoruz..." Donat, Tarsus için beslediği özel ilgiden dolayı tabii ki bu davete de hemen icabet etmiş. İsterseniz, hikayenin bundan sonrasını Donat'ın kaleminden okuyalım:

    "Dün o açılıştaydık.

    Ve bir de ne görelim.

    'Bulvarın isim levhasında' bizim adımız.

    İnanamadık, 'başkan bu da nereden çıktı şimdi' diye sorarken...

    Tarsuslu meslektaşlarımız, ellerini ağzımıza kapattılar:

    - Sus... Bir şey söyleme... Bu Tarsus'un size hediyesi... Bulvarınıza hoş geldiniz."

    Bu hikayede biz en çok şu son bölümü beğendik: "Bulvarınıza hoş geldiniz."(!)

    Düşünebiliyor musunuz; bir gazeteci kendi bulvarına "hoşgeliyor"!

    Aslında vaktimiz olsa bir ara Tarsus'a uzanıp bizzat tanık olmak isterdik. Acaba hiç değilse bazı Tarsuslular sabahları ellerinde Sabah gazetesi, Yavuz Donat Bulvarı'na yerleştirilen kanapelerde Yavuz Donat'ın köşeyazısını kıraat ediyorlar mı?! Ve arada bir gözlerini köşeyazısından kaldırıp, "Yavuz Donat muhteşemsin, gerçekten de bulvar gibi bir gazetecisin!" diye mırıldanıyorlar mı? (K.B.)


  • Star, hangi 'çizgi'sinden taviz vermeyecek?
    Star gazetesi genel yayın yönetmeni Can Ataklı, "Star okurlarından gelen telefon, e-mail, faks mesajlarındaki ortak anafikir"i şöyle özetledi son "medya" yazısında:

    "Türkiye'nin tek muhalefet yapan yayın organı sizsiniz! Star televizyonu ve gazetesi olmasa, gerçekleri öğrenemeyeceğiz. Lütfen bu çizginizden taviz vermeyin!"

    Biz bu "anafikir"i okuduk ve kafamız çok karıştı. Star okurları, Ataklı'nın sözünü ettiği "telefon, e-mail, faks mesajları"nı ne zaman göndermiştir? Bunlar, mesela son birkaç hafta içinde gönderilen mesajlar mıdır? Hiç ihtimal vermiyoruz, çünkü öyleyse, "Star okurları"nın okuduklarını anlamayan büyük bir kitle teşkil ettiğini kabul etmek zorunda kalırız ki, bu da onlara haksızlık olur…

    Anlatmaya çalışalım: Star okurlarının, gazetelerinin "Recep Erdoğan" dönemindeki yayıncılığını "muhalif" diye nitelemelerini anlayabiliriz. O dönemde yapılan şeyin, "bizim patron"un çıkarları öyle gerektirdiği için değil de, hadi Can Ataklı'nın kelimeleriyle söyleyelim, "Vatandaşın doğru haber alması için", "Bu ülkenin menfaatini savunmak için" yapıldığına samimi olarak inanmış olabilirler… Bu inançla o dönemde Star'a "Türkiye'nin tek muhalefet yapan yayın organı sizsiniz, aslansınız, kaplansınız" mesajları göndermiş olabilirler…

    Buraya kadar tamam… Ama gazetelerinde, "patron"un bakan ziyaretlerine başlamasından sonra başlayan "Başbakan Erdoğan" döneminde de benzer mesajları iletmiş olmaları… Yok yok, orada durun işte. Bu, Star okurlarının zekâlarına büyük bir saygısızlık olur… Bir gazetenin okurları, gazetelerinin bir gecede geçirdiği "değişim"i nasıl olur da algılayamaz? Geçtiğimiz günlerde Kronik Medya'da "Star'ın artık kuzu gibi olduğunu" bizzat gazetenin yayınlarından, karşılaştırmalı olarak göstermiştik… Bizim dışardan bir gözlemle gördüğümüz şeyi Star okurlarının saptamamış olması mümkün mü?

    Peki, bu durumda Can Ataklı'nın geldiğini söylediği mesajları nasıl açıklayacağız? Koca genel yayın yönetmeni yalan mı söylüyor yani? Tabii ki böyle bir şey demiyoruz. Fakat itiraf edelim: Bu mesaj işinde aynı anda hem Star okurlarını hem de Can Ataklı'yı kurtaracak bir formül, ne kadar uğraşırsak uğraşalım, bizim aklımıza gelmiyor. (A.G.)


  • Anayasa Mahkemesi Başkanı da saflarda: 'YANLIŞ BİLGİYLE FİKİR SAHİBİ...'
    Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı'nın, sanık olarak girdiği bir duruşmada, "kamusal alan" gerekçesiyle salondan dışarı çıkardığı avukat Hatice Hasdemir'le ilgili son yorum Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'den geldi...

    Haberi 20 Kasım tarihli Vatan verdi... Bumin, "kamusal alanla ilgili tartışmalardaki sessizliğini Vatan için" bozmuş ve şöyle demişti:

    "O bayanın avukat olarak duruşmalarda başını açıp katılmasını dini düşüncesi engellemiyor da tanık sırasında olunca başını açmasını mı engelliyor. Hepsi maksatlı. Aynı kişi avukat sıfatıyla girdiği duruşmalarda açıyor kafasını, o zaman dini inançlar engellemiyor."

    Bumin'in bu görüşü, gazetenin başyazısında da yankı bulmuştu. Güngör Mengi de Hatice Hasdemir'in "ikili davranış"ının ortaya koyduğu "çelişki"ye işaret edip şöyle yazdı: "Başkan Bumin, sorunu tırmandırarak Anayasa Mahkemesi'ne yeniden taşımaya niyetlenenlerin önünü kapamıştır."

    Görüyorsunuz, Hasdemir'in avukatlık mesleğini sadece bir firmada danışmanlık yaparak sürdürdüğünden, zorunluluk olmadığı için de hiçbir duruşmaya avukat olarak katılmadığından ne Mengi'nin haberi var ne de Bumin'in... Hasdemir'in, "işin doğrusu"nu anlatmak için, bu yönde ilk ithamlardan birini yapmış olan Hürriyet yazarı Yalçın Pekşen'e gönderdiği mektubun hiçbir işe yaramadığı böylece bir kez daha çıktı ortaya...

    Yanlış bilgiyle fikir beyan etmeye devam... Eğer "sanıkken türbanlı ama avukatken değil" yanlış bilgisi gazetecilerin tembelliği, adamsendeciliği vb. nedenlerle bu ölçüde yaygınlaşmış değil de bir dezenformasyonsa, o dezenformasyonun sahibi şimdi kimbilir nasıl kıkır kıkır gülüyordur... Bize sorarsanız ne kadar gülse haklıdır... (A.G.)


  • İKİ MİLLİYET...
    Sinagoglara yönelik saldırıların ardından iki gün üst üste yayımladığı fotoğraflar nedeniyle eleştirilen Milliyet gazetesi, Levent ve Beyoğlu'ndaki saldırıların ardından bir tür "özeleştiri" sayılabilecek bir birinci sayfayla yayımlandı. Gazete, eleştirilen fotoğraflarının birinde yüzü paramparça olmuş bir terör kurbanının, ikincisinde ise "son nefesleri, parçalanmış ve açığa çıkmış iç organlarının üzerine yayılmış gazeteleri kımıldatmakta olan" bir kadının görüntülerini, yarım sayfaya yayılan fotoğraflarla aktarmıştı okurlarına… İnsanları teröre karşı duyarlı kılmaktan çok onları terörize ettiği öne sürülebilecek bir yayın anlayışı, son saldırılardan sonra yerini, birinci sayfanın tümüne yayılan bu fotoğrafın simgelediği başka bir yayıncılık anlayışına terk etmiş görünüyor. "BİZİ YIKAMAZLAR" manşetiyle sunulan fotoğrafın altına yerleştirilen "Milliyet" imzalı kısa metin de önemliydi. Bu metnin son bölümünü aktarıyoruz: "Bugün Milliyet'in birinci sayfasında yayımladığımız bu fotoğraf, terörle mücadele gücümüzün kaynağını gösteriyor. Karanlık emellerine İslam dinini alet etmek isteyenler bilmelidir ki, yaratmak istedikleri korku düzeninin esiri olmayacağız. Bizi bir arada tutan toplumsal harcımız, bu savaşı kazanacağımızın teminatıdır. Güçlü olan biziz…"


    23 Kasım 2003
    Pazar
     
    YÖNETENLER: Kürşat Bumin
    Alper Görmüş


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Karikatür | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED