|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tezkerenin TBMM'inde görüşüleceği cumartesi günü sabahı telefonum çaldı. Uzun zamandır tanışmakta olduğum bir milletvekili dostum arıyordu. Gece uyuyamadığını, çok ciddi bir sıkıntı içerisinde bulunduğunu, ne yapacağını bilemediğini söyleyerek kanaatimi soruyordu. Konuşma sırasında önemli bir ikileme dikkat çekti. Bir yandan toplumun büyük ekseriyetinin, medyanın ve pek çok sivil toplum örgütünün "savaşa hayır" kampanyası yürüttüklerini ve bunlara karşı ilgisiz kalınmasının imkansız olduğuna dikkat çekiyor, diğer yandan ise otuz yıldır birlikte siyaset yaptıkları Genel Başkanları Recep Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin kendilerinden olumlu oy vermeleri ve tezkereye destek olmaları isteğini dile getiriyordu. Bir milletvekilinin kendisine oy veren toplumun eğilimleri ile birlikte siyaset yaptıkları ekibin lider kadrosunun talepleri arasında sıkışıp kalması önemli bir sorundu ve bir siyasetçinin karar vermesi noktasında duyduğu sıkıntıyı bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu. Siyaset bir tercihtir... Zaten siyaset farklı alternatifler arasından birini tercih etme süreci değil mi? Eğer bir konuda farklı alternatifler söz konusu değil o sorunun tek bir çözümü ve tercih edilecek tek bir yolu varsa orada siyasetten söz etmek de mümkün değildir. Tezkerenin TBMM tarafından kabul edilmesi veya kabul edilmemesi siyasal bir tercihtir ve her bir tercihin faturası ve kazanımları olduğu gibi bunun da bir faturası ve kazanımı olacaktır. Tezkerenin ret edilmesinin ülkenin ve bölgenin geleceği üzerinde ne tür gelişmelere yol açacağı merak konusudur. Tezkereye karşı olanların temel argümanı Türkiye'nin tezkereyi ret etmesiyle Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Irak'a yönelik "haksız", "adaletsiz" ve "emperyalist" saldırı veya işgalini durduracağı, ABD'nin Türkiyesiz asla böyle bir savaşı gerçekleştiremeyeceği, Türkiye bu yolla savaşı durduracağını savunmuşlardır. Buna karşılık tezkereye olumlu bakanlarsa Türkiye savaşı önlemek için elinden geleni yapmış olmakla beraber başarılı olamadığını, Türkiye olmaksızın ABD savaşı gerçekleştireceğinden Türkiye'nin hem savaştan daha az etkilenmesi, hem de savaş sonrasındaki gelişmelerde söz sahibi olması için krizin içerisinde olması gerektiğini dile getirmişlerdir. Hükümet ve Ak Parti liderliği daha çok ikinci görüşe daha yakın durmaktaydı. Bunun için Meclise tezkereyi sevk etmişti. Ama TBMM bunu ret ederek yeni bir başlangıç yapmıştır. Bunun Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki konumu ve etkinliği üzerinde olumlu etkide bulunacağı beklenebilir. "Türkiye bir şeyhlik değildir"... Bu olayla Türkiye, belli bir demokratik geleneğe ve etkin temsil kurumlarına sahip bir ülke olduğunu kanıtlamıştır. Bir ara Başbakan Gül'ün "Türkiye bir şeyhlik değildir" diyerek dışarıdan gelen her türlü talebe hemen olumlu cevap verecek, halkın eğilimlerini ve temsil kurumlarının rolünü dikkate almadan karar verecek bir ülke olmadığını belirttiği gibi hükümetler istediklerini rahatlıkla yapabilecek bir konumda değildir. Demokrasimizin kalitesi ve rasyonalitesi tartışma konusu olsa da iyi kötü işleyen bir temsilî sistem ve demokratik süreç vardır. Bunun Türkiye'nin uluslar arası imajına olumlu katkıda bulunması beklenir. Nitekim İngiliz haber kuruluşu BBC'nin tezkerenin ret edilmesini "Türkiye'de demokrasi işbaşında!" başlığıyla dünyaya duyurması son derece anlamlıdır. Bir diğer husus, belki de, ABD'nin Irak'a yönelik saldırısının önlenmesi veya ileri bir tarihe ertelenmesi söz konusu olabilir. Şimdiye kadar Türkiye üzerinde kurulan baskılarda ve bu çerçevedeki dezenformatik saldırılarda devamlı bir "B Planı"ndan söz ediliyordu. Ama anlaşıldı ki böyle bir plan yoktur veya varsa bile bunun da Türkiyesiz uygulanması imkanı bulunmamaktadır. ABD her istediğini bölge ülkelerine kabul ettireceği paranoyasından uyanarak daha makul, kabul edilebilir ve herkesin menfaatine olan istekleri gündeme getirebilir. ABD liderliğinin tek başına silah gücüne güvenerek hiçbir ahlak ve hukuk ilkesi tanımaksızın istediği gibi hareket edemeyeceğini anlamak zorundadır. İngiltere parlamentosunda iktidardaki İşçi Partisi milletvekillerinin, Türkiye'de de Ak Parti milletvekillerinin tavırları birbirine benzemekte ve belki de savaşı durdurmaya hizmet etmektedir. Tezkerenin ret edilmesinin ekonomik, askeri ve siyasi bazı olumsuz sonuçları olması muhtemeldir ve her tercihin bir faturası vardır. Halkımız tezkerenin ret edilmesinin sevincini ve mutluluğunu yaşamakta, ama bunun bir de faturası olduğunu unutmamalıdır. Her siyasal tercihin bir faturası olduğu gibi ahlakî ve ilkeli duruşun da bir faturası vardır. Hepimiz bu faturayı ödemeye hazır olmalıyız!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |