|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TBMM'deki oylamada "Tezkere nasıl olsa geçer, ben barıştan yana oy kullanayım" diyenler olduğu yönündeki haber ve yorumları hepten hesap dışı bırakmamak lazım. "Hayır" kararından MGK'nın da rahatsız olduğu haberleri, askerlerin "tavsiye"yi bu "hesap"la esirgemiş olabileceğini akla getiriyor. Ama biz burada, bu fasıldan "barışçı"ların basındaki en tipik temsilcisini ele alacağız: Vatan...
Önce iki büyük gazetede (Hürriyet ve Sabah) son iki günde çıkan iki haberi aktaralım: AK Parti milletvekili İbrahim Özal, Hürriyet'in başlığını kullanarak söylersek, "Retçiler pişman oldu" demiş. Ayrıntısı da şöyle: "Özal, tezkereye ret oyu veren bazı arkadaşlarının şimdi oylarını değiştireceklerini kendisine söylediklerini belirterek, 'Halkın ekonomik olarak zarar göreceğini görmeye başladılar. Kendilerini biraz suçlu hissediyorlar' diye konuştu." (Hürriyet, 5 Mart). AK Parti milletvekili Mehmet Elkatmış da Sabah'tan Yavuz Donat'a, "Tezkere şimdi Meclis'e gelse evet derim" diye konuşmuş (4 Mart). Gerekçesi de şöyleymiş: "AKP çatlıyor, bölünüyor havası yayılmaya başladı. Bundan fevkalade rahatsızlık duyuyoruz..." (Sabah, 4 Mart). "İkinci tezkere"ye "evet" için öne sürülen bu gerekçeler size ikna edici geliyor mu? "Hayır" kararı "prensip"lere ve "ülke çıkarının o yönde olduğu inancına" dayanıyorsa, bırakın "AK Parti bölünüyor, parçalanıyor havası"nı, gerçekten bölünse bile "hayır"da ısrar etmek gerekmez mi? Ya da: "Halkın ekonomik olarak zarar göreceğini görmeye başlamak" için bugünleri beklemek şart mıydı? Bu, oylamadan önce de besbelli değil miydi? Bizce, her iki AK Parti milletvekilinin sözleri, "ikinci tezkere" konusunda iyimser olan yazarların şu yorumunu güçlendiriyor: "Tezkere ikinci kez TBMM'ye gelirse, birinci oylamada 'Nasıl olsa geçer, ben hayır vereyim' diyenler bu kez 'evet' diyecek; hiç merak etmeyin bu tavır değişikliği bir şekilde gerekçelendirilir." Benzer şekilde: Son iki gün gazetelerde çıkan ve tekzip edilmeyen "MGK, Meclis'in kararından rahatsız" haberleri, "askerler"in de "nasıl olsa çıkar" rahatlığı içinde "tavsiye"yi esirgedikleri yorumlarını güçlendirmiyor mu? Bazı AK Parti milletvekilleri ve MGK için dile getirdiğimiz bu durum, bir ara fena halde barışçı kesilen basın için de geçerli. Hatırlayın, Kronik Medya'da "Ne saadet: Gazetelerde barış manşetleri" başlıklı bir "manşet" bile kaleme almıştık. Gene hatırlarsanız, o sıralar birkaç gün sürdürdüğümüz "gazetelerimizden memnunuz" yazılarımızı özellikle Vatan'dan aldığımız "barış fotoğrafları" süslüyordu. O günlerde Vatan gerçekten de "aşmıştı" kendisini... Gazete, tam dört gün üst üste manşetini barışa va barış fotoğraflarına ayırmıştı... Fakat tezkerenin reddinden sonra Vatan bambaşka bir halet-i ruhiyeye büründü. "Biz ne yaptık..." havası özellikle "Vatan diyor ki..."de belirgindi... Gazetenin başyazarı Güngör Mengi, 4 Mart'ta işi açıkça "ABD'nin sükûnetini yanlış anlamayın da paşa paşa geçirin şu tezkereyi" noktasına getirdi. İşte yazdıkları: "Washington tepkisini kontrol etmeye çalışıyor. Bu yanlış yorumlanmamalıdır. Bush yönetimi iktidarın yeni bir tezkereyi meclisten geçirmeyi deneyeceğini beklediği için böyle yapıyor. Tarih iktidardan Türkiye'nin kaderini değiştirecek bir cesaret ve yaratıcılık bekliyor." Dört gün üst üste "barış" manşetlerinden gelinen noktaya bakın... Hakikaten inanılır gibi değil: Bu ülkenin basınında, "Sükûnet, zayıflık olarak nitelenmesin" uyarıları sadece "iç ve dış düşmanlar" karşısında "bizim ülkenin gösterdiği sükûnet" söz konusu olduğunda yapılmaz mıydı? Vatan'ın "barış" manşetlerinin, "Bu tezkere nasıl olsa çıkacak, bu ara 'barış' da iyi satar" tespitiyle kotarıldığını anlamış bulunuyoruz. Gene anlıyoruz ki, gazete bir ara yürüttüğü "savaşa karşı yayıncılık"tan gerçek bir pişmanlık duymaktadır. (A.G.)
Cumhuriyet gazetesi Star'dan çalışıyor!
4 Mart tarihli Star gazetesinin birinci sayfada en geniş yer ayırdığı haber Kadıköy İmam Hatip Lisesi'yle ilgili bir haberdi. Haberin altında Gürkan Öztekin imzasını görüyorduk. İki de kocaman fotoğraf. Fotoğraflar imzasızdı; herhalde haber metni gibi onlar da Öztekin'in malı. İki fotoğraftan birisi "kapı kapalı, türbanlılar dışarıda bekliyor" resimaltını taşıyor. İkinci fotoğrafın resimaltı da şöyle: "Kapı açılıyor.... Türbanlılar içeri giriyor..." Haber başlığını da verelim: "Kaşla göz arasında türbanlı soktular". Sokan kim? Kim olacak, tabii ki "AKP iktidarı". Daha fazla bilgiye gerek yok sanırız, mesele anlaşılmıştır. "AKP iktidarı", "kaşla göz arasında" türbanlı öğrencileri liseye sokuveriyor.... Star haberi çok tutmuş olacak ki, iç sayfada da geniş yer ayırmış. Neredeyse bir tam sayfa da içeride. Fotoğraflar üçlenmiş. Star'ın bu haberi önümüze geldiğinde başlığımızı hazırlamıştık ama yetiştiremedik. Bu haberi yorumlayan yazımızın başlığı şöyle olacaktı: "Star hafiyeliğe başladı!" Neyse... Bugün günlerden 5 Mart Çarşamba. Yani Star'ın "hafiyeliğe" başladığı günün hemen bir gün sonrası. Bu kez önümüzde Cumhuriyet gazetesi var. Yine bir birinci sayfa haberi ve yine iki fotoğraf.... Cumhuriyet'in haberi imzasız. "İstanbul Haber Servisi" notuyla yetinilmiş... Cumhuriyet'in haberi ve fotoğrafları imzasız, çünkü haber metni ve fotoğraflar doğrudan Star'dan ödünç alınmış.... "Haber metni" tabii ki Star'dakiyle aynı değil. Cumhuriyet'in geleneğine uygun olarak, cümleler daha bir derli toplu hale getirilmiş. Ama bu daha derli toplu cümlelerle verilen bilgi Star'ın verdiği bilgilerle hemen hemen aynı... Hatırlayın; eğer 4 Mart tarihli Star'ın haberine bir yorum yazabilseydik, başlığı nasıl olacaktı? "Star hafiyeliğe başladı" değil mi? Madem ki başlığımız hazır, o halde Cumhuriyet'in Star'dan apartma bu haberine de benzer bir başlık önerelim: "Star'dan sonra Cumhuriyet de hafiyeliğe başladı!" Haaa bu arada: Bize sorarsanız, bu "hafiye" haberinin gerçek sahibi Gürkan Gültekin, telif hakkını tahsil etmek için gecikmeden Cumhuriyet'in kapısına dayanmalıdır.... "Laiklik herşeyden önce gelir" dediysek, bu kadar da değil herhalde!.. (K.B.)
Hangisi hakiki Tercüman?
Şimdi size bir soru: Hangi Tercüman, "Halk'a ve olaylara Tercüman" mı, yoksa "Dünden bugune Tercüman" mı daha Tercüman? Yani kısaca, hangisi "hakiki", hangisi "non-hakiki"? Bu soruya cevap vermek için, tabii ki, bir dönemin tek Tercüman'ı hakkında az da olsa fikir sahibi olmak gerekiyor. Biliyorsunuz; "Dünden bugüne Tercüman" ve "Halk'a ve olaylara Tercüman" çok yakın bir tarihte aynı günde dünyaya gelmişti. Bunlardan ilki her ne kadar daha ilk günden günümüzün baskın eğilimlerinden "liberalizm"e de köşeler ayırarak o eski Tercüman'dan bir miktar sapma belirtileri gösteriyorsa da, "haber" faslı söz konusu olduğunda o bildik mevkuteye çok da yabancı sayılmazdı. "Halk'a ve olaylara Tercüman" ise apaçık bir şekilde " hiçbir şeyi unutmayan ve yeni bir şey öğrenmeyen"lerin ruh hali içinde, haddinden fazla "ortodoks" bir çizgiyi benimsediğini daha ilk günden ilan etmişti. Fakat bu iki gazetenin farkını fazla abartmamak da gerekir; çünkü sonuç olarak her iki gazete de bir zamanlar "destan yazmış" bir "Soğuk Savaş" gazetesinin okur mirasına konacaklardı. Yani özetle, ("Dünden bugüne" versiyonu için söylüyoruz) "açılmanın" da bir sınırı vardı... 4 Mart tarihi gelip çatınca ve Kuzey Irak'ta Türk bayrağı yakılması olayı gündeme oturunca (daha doğrusu "oturtturulunca") "Halk'a ve olaylara Tercüman" "ortodoks" çizgisinin kendisine kazandırdığı refleksle "Zavallılar" manşetini gecikmeden patlatıverdi. Evet sonuç olarak diğerinin karşısında şimdiden 1-0 galip sayılabilirdi. Peki ya "Dünden bugüne Tercüman"? O bu açığı nasıl kapatacaktı? "Dünden bugüne"nin bu açığı kapatması için 5 Mart'ı beklemesi icabetti. İşte size bu açığın nasıl kapatıldığının kısa hikayesi: Manşet: "Yakanı yakarız"(!) Altbaşlık: "Millet ayağa kalktı; Irak'ta bayrağımızı yaktıran tahrikçi Kürt aşiret reislerine öfkesini dile getirdi. Ev ve işyerleri, bayrağımızla donatılmaya başlandı". Spot: "Milli tepkiye İskenderunlular öncülük etti. Kent, ay-yıldızlı bayrağımızla süslendi. Vatandaşlar tahrikçilere 'Saddam'ın zulmünden sizi, biz kurtardık. Lokmamızdan kesip karnınızı doyurduk. Şimdi Amerika'ya güvenip kabadayılık yapmayın! Yoksa oraya gelir, Türkiye'ye dil uzatanın dilini keser, bayrağımızı yakanı yakarız' diye seslendi." Görüyorsunuz; dönüp dolaşıp yine geldik "dil kesmeye".... Görüyorsunuz; "Dünden bugüne" işte nihayet aslına dönüyor! "Dünden bugüne"nin bu "bayrak" fasyıla ilgili birinci sayfaya çıkardığı şu haberi de dikkat çekici: "Başyılan Meclis'e dil uzattı". Buradaki "başyılan", Mesut Barzani. Ve gazete, başka hiçbir gazete ya da televizyon kanalında rastlamadığımız şu haberi de veriyor: "(Barzani) Savaş tezkeresinin reddedildiği 1 Mart'ı da 'Kürt Bayramı' ilan etti." Görüyorsunuz; bir gazetenin kendisiyle aynı adı taşıyan rakibiyle ağır "milliyetçilik" çerçevesinde yarışma isteğinin kendisini getirdiği noktayı görüyorsunuz.... İsterseniz, bu "dil kesme" hikayesine konu olan olay hakkında ileri sürülen ciddi bir görüşü de aktaralım ki, ülkemizde maalesef hâlâ geçerli olan kötü bir gazetecilik anlayışının ne derece "dünde" kaldığı daha iyi anlaşılsın: Kanal 7'nin dışhaberler müdürü Sefer Turan, "bayrak yakma" olayının geçtiği bölgeden yeni döndü. Türk basınının Ortadoğu'yu iyi bilen ender gazetecilerinden birisi olan Turan, geçen akşam kendi kanalında şöyle diyordu: "Bu olay besbelli ki Amerikalıların bir kışkırtması sonucu yaşandı. Yoksa nasıl izah edilebilir? Türkiye'de Meclis'den Kuzey Irak'a asker göndermeme yolunda bir kararın çıktığı günün ertesinde Kuzey Irak'lı Kürtler Türk bayrağını niçin yaksın?" Çok akla yatkın bir açıklama değil mi sizce de? (K.B.)
'Tam yerine rastgeldi, manzara koyduk!'
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) adıyla anılan bir kuruluştan mutlaka haberdarsınızdır. Belki bu kuruluşun Başkanı Oğuz Satıcı'yı da tanıyorsunuzdur. Satıcı ile hiç değilse birçok televizyon programında karşılaşmış olmanız kuvvetle muhtemel. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, geçen gün yaptığı bir açıklamada, ocak-şubat döneminde ihracatın yüzde 34 oranında arttığını belirtmiş. Bu artış rakamlarla şu anlama geliyor: Geçen yılın ilk iki ayında 4 milyar 768.5 milyon dolar olan ihracat, bu yıl aynı dönemde 6 milyar 392 milyon dolar olmuş. Görüyorsunuz hiç fena bir artış değil; Allah bereket versin. Peki, Satıcı'nın okuyanı memnun eden bu açıklamasında bizi özellikle ilgilendiren husus ne? Şu: Radikal gazetesinde (4 Mart) yer alan habere göre, Satıcı, ihracata ilişkin bilgiler verdiği toplantıda "tezkere" ile ilgili olarak şu sözleri de sarfetmiş: "ABD ile ilişkimiz tezkere üzerine kurulu değil. Tezkerenin reddedilmesiyle Türkiye dünyaya demokrasi dersi verdi. Uluslararası alanda gücümüzden bir şey kaybettirmez." Peki ya Satıcı'nın açıklamalarını haber yapan bir başka gazetede, Hürriyet'te durum ne merkezde? Boşuna aramayın; Hürriyet, Satıcı'nın ihracata yönelik verdiği bilgilere sayfalarını açarken, "tezkere"yle ilgili yaptığı açıklamayı görmezden, daha doğrusu duymazdan gelmiş. Nasıl bir "seçicilik" ama? Günün anlam ve önemine uygun nasıl bir seçicilik ama? Bu manzara bize, Levent Kırca'nın bir zamanlar televizyon izleyicilerinin zihinlerine kazınmış şu ünlü formülünü hatırlattı: "Tam yerine rastgeldi, manzara koyduk!" (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |