T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kürt meselesinde tek sesli tartışma neye yarar?

Bu, 'beklenen' Irak savaşı ve reddedilen 'tezkere' vesilesiyle gördük ki, medyamızda ne kadar çok Kürt ve Kuzey Irak uzmanı varmış da bizim haberimiz yokmuş…

Değişik çevrelerden sızdırılan ve büyük bölümü apaçık yönlendirme olan gizli (!) bilgilerden, resmi güvenlik endişelerini düşünce zannedenlerin beylik görüşlerine, elaltından edinildiği ima edilen sözde (!) kozmik malumatlara kadar her türlü laf ortalıkta kol geziyor.

Şimdi, son olarak savaş lobisinin esas oğlanları, 'tezkere'nin reddedilmesi üzerine Türkiye'nin savaşa katılmama ihtimali ortaya çıkınca, çılgına dönmüş gibi bu karta, Kuzey Irak ve Kürt kartına sarılmış vaziyetteler.

Tehditlerin ve korku senaryolarının bini bir para.

Üstelik de bu senaryolarda ne mantık, ne insanlık ne de gerçeklilik var. Türkiye savaş sonrasında kurulacak 'Kurtlar Masası'nda yer alamayacakmış… Artık ABD Kürt devletinin kurulmasına yeşil ışık yakacakmış…

ABD, Kuzey Irak'ta cephe açamayacağına göre Kuzey Irak Kürtleri'ne dört elle sarılmış, harekatı onlarla yapacakmış…

Türkiye için artık Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması 'Casus Belli' yani savaş nedeni olmaktan çıkmış. (Sanki savaş nedeni olması doğruymuş gibi…)

Bundan sonra - 'tezkere'nin reddi ile- bölgede çıkacak çatışmalar sırasında memlekete gelecek her Türk askerinin ve Türkmen'in tabutundan bu kararı alan Meclis ve onu etkileyen barışseverler sorumlu olacaklarmış…

(Hezeyanın derecesini görüyor musunuz?)

Böylece sayfalar dolusu yazı, haber ve makale…

En aklı başında geçinenler bile, "Kuzey Irak meselesine bir de Kürtler açısından bakalım" demiyor, diyemiyor… Aslında meseleye bu açıdan bakmak, Türkiye'nin milli menfaatlerine daha uygun… Geçenlerde CNN Türk'te, Irak Kurultayı adı verilen bir forum programı vardı.

Değişik gazetelerden yazarlar, bilim adamları, eski diplomatlar ve milletvekilleri çağrılmıştı. Aralarında Fehmi Koru arkadaşımız gibi doğru şeyler söylemeye gayret edenler vardı ama, onların sesi fazla duyulmadı… Türkiye'de farklı görüşler tabu sayılmaya devam ediliyor. Böyle bir ülkede, bir meselenin tek bir yanının değişik açılarını tartışmak neye yarar?

O geceki tartışmalar da bu çerçevede olduğu için bir işe yaramadı… Çünkü, aşağı yukarı herkes, Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler'i Türkiye açısından bir tehdit olarak görüyordu.

Bunu peşinen kabullenmiş olarak söze başlıyordu.

Kimse çıkıp meseleyi o bölgede yaşayanlar açısından yaklaşmadı. Bölgede yaşayan Türkmenler'den söz edildi ama, o Türkmenler de resmi Türkmenler olduğu için meselenin aslı yine gürültüye ve hamasete getirildi.

Türkmen gerçeğinin, Kuzey Irak resmi görüşüne kurban edilişinin ve Irak'ın Saddam sonrası yapılanmasında Türkmenler'in Irak'ın asli unsurlarından sayılmayışının sorumluluğunu, Kürtler'de ya da Araplar'da değil, Türkmenler'i sadece 'Beşinci Kol' faaliyetlerinin elemanları olarak gören güvenlikçi yaklaşımında aramak gerekiyor.

Programda Kürtler'e ise, Türkiye'yi arkadan hançerleyen kabileler şeklinde yaklaşıldı…

Şimdi de hemen herkes aynı şeyleri söylüyor…

Yani aşağı yukarı, 'Resmi Politika'yı…

"Kuzey Irak'ta Kürtler devlet kurarsa bu Türkiye'nin aleyhine olur. Öyleyse Türkiye bunu ne pahasına olursa olsun engellemeli"

"Neden?" diye sormak gerekiyor… "Çünkü bu, ilerde Türkiye'nin parçalanmasına neden olur. Sevr Anlaşması'nın hortlaması anlamına gelir." Bu genel yaklaşım kuşkusuz temel bir nedene dayanmaktadır ama, bu neden öyle kolayca telaffuz edilebilecek bir şey değildir… "Sınırların ötesindeki Kürt devleti, sınırların içindeki Kürtler'i kışkırtır, sonra onlar da Türkiye'den ayrılmak ya da federasyon isterlerse ne olur?"

Bir devletin, kendi ülkesinin milyonlarca vatandaşından bu derece aşağılayıcı bir şekilde söz ettiği görülmemiştir.

Bu ülkenin asli unsuru olan milyonlarca Kürt insanı peşinen potansiyel hain olarak ilan edilmektedir. Devletin bu resmi görüşünü paylaşanlar işte böyle bir ayıba ortak olmaktadır.

Kuzey Irak'a ilişkin yapılan yanlış değerlendirmelerin ve korkunun temelinde de bu yatmaktadır.

Oysa ne Kuzey Irak Kürtleri şu aşamada bağımsızlık istemektedir ne de ABD Ortadoğu'nun bu hassas konjonktüründe onlara bağımsızlık bahşetmeyi düşünmektedir.

Kürtler'in bağımsız bir devlet düşü görüyor olmaları ise, günümüz gerçeklerini değiştirmemektedir. Üstelik de Kuzey Irak Kürtleri kendi yönetimlerini ya da federatif devletlerini kuracak diye Türkiye Kürtleri de hemen ayaklanıp aynısını isteyecek değildir. Öyle olsaydı HADEP (DEHAP Bloğu) geçtiğimiz seçimde Türkiye Büyük Millet Meclis'ine girip ulusal planda politik mücadele yapmayı amaçlamazdı.

Kürtler Türkiye'de demokratik kurallar çerçevesinde kalarak hak ve özgürlüklerini genişletmek ve kimliklerinin resmen tanınması için en başta Türkiye'nin demokratikleşmesi gerektiğine inanıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olmak istiyorlar. Devlet ise bütün kurumları ile nasıl değişime ve demokratikleşmeye karşı direniyorsa bu demokratik talebe karşı da direniyor.

Kürtler'i yasa dışılığa doğru itiyor. Bu olmazsa onlara, 'Olağan Şüpheliler' muamelesi çekiyor… Türk devleti değişmemek için vazgeçilmez bir şekilde Kürt kartını kullanıyor. İşte ve dışta… Buna rağmen hayat durmuyor, herşey değişiyor.

Devletin gücü kendi dışındaki dünyayı durdurmaya yetmiyor. Türkiye o kadar karşı çıkmasına rağmen Birinci Körfez Savası'ndan bu yana Kuzey Irak Kürtleri'nin Saddam'ın tasallutundan uzak, esenlik içinde örgütlenmelerini ve kendi yönetimlerini kurmalarını engelleyemedi…

Engellemek ne kelime, bu gelişmeye yardımcı oldu.

Şimdi Türkiye, yukardan beri sıralayageldiğimiz nedenlerle bu insanlara, kendilerini nasıl yönetmeleri gerektiğini empoze etmeye çalışıyor. Bu amaçla bölgeye binlerce asker gönderdi.

Devleti yönetenlerin bir bölümü ve medyada bu konuda esip savuranlar Türkiye'nin Kuzey Irak'a girip Kürt yönetimlerine dersini vermesini istiyor.

Oysa bu mümkün değil. Çünkü o bölge ABD'nin himayesi altında palazlandı, gelişti.

Şimdi de tamamen ABD'nin kontrolünde…

Türkiye, ABD ile çatışmayı göze alamadan Kürtler'e müdahale edemez. Dolayısıyla bu fiili durumu da önceki durum gibi kabullenmek zorunda…

Bütün mesele kabullenmeyi kendi inisiyatifinde ve yeni düşmanlıklar yaratmadan yapabilmek…

Görüldüğü gibi Kuzey Irak meselesi çok boyutlu bir mesele.

Öyle ezberciliğe, hamasete pek müsait değil. Sağlıklı sonuçlara varmak için özgür tartışmaya ihtiyaç var…

Konuyu incelemeye Pazartesi günü devam edeceğiz.


6 Mart 2003
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED