|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batılı beyaz adam dünyada bir "aç gözlülük iklimi" yarattı. Bunu, elinin altındaki milyonlarca yoksulu ucuza çalışarak gerçekleştirdi ve çok para kazandı. Kazandığı parayı büyük vergi indirimi sağlayan kuruluşlara, Wall Street adlı kumarhaneye, silah ve uyuşturucu tacirlerine yatırdı. Yaşadığımız çağda bunun adı "başarı"ydı. Başarıyı sağlayan şey ise, rekabet... Toplumsal ilerlemenin altında rekabet vardı ve rekabet her zaman ahlaktan güçlüydü. (Baudrillard.) Böylece, hiç kimse "hak gaspı"nın kötü ya da ayıp bir şey olduğunu düşünmedi. Ahlakı yokederek yeni bir ahlak edindi. "Natura"ya karşı yapaylığı, merhamete karşı "zeka"yı yüceltti. Giderek, günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi başarmak. Başardığın kadar vardın. Başardığın kadar insandın. Başardığın kadar hayattan pay alabilirdin. Biz de başarabilir, "tarihin akışını" değiştirebilirdik. Tedrisatın bir parçası olarak, bizden, başarmış büyük uluslara gıptayla bakmamız ve hep "muasır hedeflere" konuşlanmamız istendi. Birçoğumuz uygarlaşmayı, "başarmış" kültürlerden birinin kıçına takılıp gitmek biçiminde anladık ve "sistem"in şatafatlı adlarla maskeleyip sunduğu "dünyayı işgal harekatı"na lojistik destek sağladık. Niçin insanlığın kaydettiği gelişmeler karşısında "ketm" ve "zavallı"ydık ki? Niçin topyekun bir hayal kırıklığının sismik dalgaları arasında savrulup duruyorduk ki? Niçin "sistem"in uygarlaşma diye allayıp-pullayıp kaktırdığı fenomenin, fıtrata karşı yürütülen savaşın "öncü taarruzları" olduğunu görmüyorduk ki? Niçin, dünyadaki açgözlülük iklimini "ilerleme" kabul ediyorduk ki? "Uygarlaşmak neden beyaz adamın putlarına perestij olsun ki?" diyordu Cemil Meriç. "Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkar etmek ve peşin peşin köleliğe razı olmak değil midir? Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha 'asil', çok daha 'insanca' bir medeniyetin..." Uygarlaşma, dünya savaşlarıydı oysa. Nükleer cinayetlerdi. Terördü. Sömürgecilikti. Bir avuç "aptal beyaz adam"ın teknik üstünlüğüne yaslanarak adım adım bütün yeryüzünü "ahtapot kolları" arasına alması, "kendileştirmesi"ydi... "İnsanca bir medeniyetin çocukları" olarak biz, "kargaşa"dan yanayız. Kargaşa gerçeğin bir parçasıysa, kıyamet gerçeğin ta kendisidir... Elimizden gelse, uygarlığı tasfiye eder, müzeleri yeryüzünden söküp atardık... Çünkü müzeler, geçmişin ahmakça görkemini üretmekten başka bir işe yaramıyor. Biz, bize dayatılan, bize sunulan, ruhumuzu muazzep eden "dünya nimetleri"yle nefret ilişkisi içinde olmayı insanlığımıza daha uygun buluyoruz. Dünyanın dibe vurduğunu görmek, bu yüzden mutlu ediyor bizi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |