|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sondan başlayalım... Başbakan Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı'nın sözleri için "çok güzel bir açıklama" diyor. Tezkereye karşı tutumlarıyla herkesin takdirini toplayan Meclis Başkanı Bülent Arınç ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise iyice heyecanlanmışlar. İlki, açıklamanın "gurur verici", ikincisi de "yerinde" olduğunu düşünüyor. Oysa, Meclis kararını verdikten sonra ve alttan alta aynı tezkerenin yeniden gelebileceği endişesi yayılırken bu sözler, ne "yerinde" ne de "gurur verici"dir. Sadece, muhalefetlerine övgü yağdırılan Arınç ve Baykal'ın tutumları hakkında şüphe uyandırıcıdır. Hele, Arınç'ın "Şu andaki ya da bundan sonraki hükümetin yeni tezkereler göndermesi de mümkündür" sözleri var ki akıl vermek değilse, bunun adı "kulağa kar suyu kaçırmak"tır.
"Ama"sı olan doğru...
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, "az ve öz" konuşan bir komutan ve "irtica korkusu yayan" ve Başbakan'ı eleştiren son konuşması hariç tutulursa, sözleri yadırganmayan birisidir. Dünkü açıklaması da içerik olarak doğru ve Türkiye standartlarında rahatsız edici değildir. Hele hele şu paragraf, yine Türkiye standartlarında mükemmel bir ölçü getirmektedir. Harp Okulları'nın duvarlarına asılsa yeridir: "Asker bu konunun sadece güvenlik boyutuyla ilgilenmektedir. Ama böyle bir konuda karar almak için hepinizin takdir edeceği gibi politik, ekonomik ve sosyal ve yasal boyutları da bulunmaktadır. Biz asker olarak (kendimizi) her konuyu en iyi bilenlerden saymıyoruz. Sadece güvenlik boyutunu açıklasaydık kamuda yanlış anlamaya sebep verirdik." Selefleri de ülke sorunlarına bu mantıkla yaklaşsa ve seçilmiş siyasetle aradaki hiyerarşiyi böyle korusalar, Türkiye şimdi nerelerde olurdu; en hassas ve stratejik konularda tercihlerinin bir ucu Amerika'nın elinde bulunur muydu? Konumuz bu değil.. Çünkü, tezkere kâbusu bir türlü dağılmıyor ve Org. Özkök'ün içeriğine itiraz edilemeyecek sözleri de zamanlama açısından maalesef aynı isabeti kaydetmiyor. Genelkurmay Başkanı, iş "hayır"lısıyla bittikten sonra, "tezkere konusunda hükümetle aynı görüşteyiz" diyerek; kulislerde dolaşan, "aslında asker de tezkerenin geçmesini istiyor ama faturayı hükümete yıkıyor" teorisini haklı çıkarıyor. Doğru olan. Genelkurmay Başkanı'nın ne tezkere öncesi ne de sonrası konuşmasıdır. Öncesinde konuşmak Meclis iradesine pres, sonra konuşmak da nezaket ne kadar korunsa da tezkerenin yeniden gönderilmesi için gerekçe sağlamak anlamına gelir. Umarız tezkere bir şekilde yeniden gelmez de kararını dünyanın alkışladığı Meclis, "asker istedi diye..." bu tarihî kararından dönmez.
MGK'da ne olmadı?
Dünkü yazımızda, MGK'nın sivil yapısına rağmen bu kurulun hükümeti neden ortada bıraktığını sorgulamıştık. Bu husus da Özkök'e farklı bir şekilde soruldu. "Neden MGK'dan tavsiye kararı çıkmadı?" sorusunu şöyle cevapladı Genelkurmay Başkanı: "Böyle bir istek MGK'ya gelmedi. MGK'da 5 asker ve 9 üye vardır." Elbette MGK Meclis'e değil hükümete tavsiyede bulunur ama, birinci tezkere öncesinde olduğu gibi bu kez de hükümetin eli pekala ustaca bir ifadeyle rahatlatılabilirdi. Madem iki taraf da tezkerenin geçmesini istiyordu, askerler bunu düşünebilir, siviller de bu desteği sağlayabilirdi. Neden olamadı acaba? Sondan başlamıştık, sona geldik. Başbakan Gül bu tabloda, açıklamanın hangi tarafını "güzel" buldu? Tezkere deşildikçe soru işaretleri çoğalıyor. Bu pilav daha çok su kaldıracak anlaşılan...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |