AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İhtimaller

Gerilimi hükümetin çıkarmadığı - çıkarmayacağı açık. Çünkü gerilim hükümetin işine hiçbir biçimde yaramıyor. Hükümete peşpeşe hamleler yapacağı bir sükunet ortamı lazım. İddia edildiği gibi hükümet, başarısızlığı örtmek üzere sun'i gündemler üretecek bir noktada değil. 6 aylık bir hükümet böyle bir yola başvuramaz, çünkü daha geride 4,5 sene var ve bu zaman, böyle gerilim unsurlarıyla bitmez. Ayrıca 6 aylık bir hükümetin havlu attığını düşünmek akıl karı değil.

Peki o zaman gerilimi çıkaranlar neyi amaçlıyor?

-Bu gerilimin amacı ülkeyi yeni bir seçime götürmek olamaz. Çünkü hem 6 ay önce yapılmış, yıllar sonra tek partili bir hükümet çıkarmış bir topluma "Hadi bir daha seçime" demenin mantığı yok, hem de yeni bir seçimin bugünkünden başka bir sonuç vereceğinin garantisi yok. Hatta belki yeni bir seçim, çok daha ağırlıklı biçimde mevcuda benzer bir sonuç verecek. Gerilim üretenlerin beklentilerini hüsrana sevkedecek ölçüde...

-Yeni bir hükümet de olamaz. Çünkü yeni bir hükümet için Ak Parti'nin tek başına hükümet kurma imkanını ortadan kaldırmak, bunun için de Ak Parti'yi bölmek gerekiyor. Bunun ülkeye ne kazandıracağını sorgulamak bir yana, bunu gerçekleştirme imkanı da gözükmüyor. Saadet'in, hükümete yönelik eleştirileri ne kadar önemsese de, henüz kendi tabanına bile anlatmakta zorlanacağı, Ak Parti hükümetini düşürecek bir bölünme sürecini başlatacağına ihtimal vermek mümkün değil. Belki gerilimler, Ak Parti'nin, var olduğu tahmin edilen liberal unsurlarını çözme amacı taşıyabilir, bu bile şu anda kolay gerçekleşmeyecek bir beklenti. "Eski ANAP'lılar"a ilişkin bir beklentinin - kaygının tedavül ettiği gözlense de, bu, bana göre eski ANAP'lıların yeterince tanımmamasından kaynaklanıyor. Şu söylenebilir ki Ak parti bünyesinde yer alan eski ANAP'lılar bir anlamda Ak Parti'nin teorisyeni durumundadırlar.

"Yeni bir hükümet" in ikinci ortağı CHP olacağı için de, yeni hükümet formülü gerçekten olmayacak bir duadır. Ak Parti'yi böl ve git CHP ile koalisyon hükümeti kur, bu ancak Türkiye'ye karşı sorumsuzluğun göstergesi olur. Ve ondan sonraki tüm gerilimlerin faturasını ödemeyi göze almayı gerektirir. Kim girebilir o riske?

-Gerilim 27 Mayıs modelinden 12 Mart modeline, 12 Eylül'den 28 Şubat'a uzanan modeller içinden model üretecek bir askeri müdahaleyi mi amaçlamaktadır? Bu soruyu çoğaltmanın bile, Türkiye'yi nasıl bir riskin içine sürükleyeceğini tahmin etmek zor değil. Askerler konuşmaya başladığında, sistemin demokratik karakterinin de sorgulanmaya başlandığı bir dünyanın içindeyiz. 2003 yılında bir askeri model!!! Nasıl olur? "Sivillerin memleketi yönetmeye aklı ermiyor, ülkenin çıkarlarını yeterince gözetemiyorlar, aslında halkın da aklı ermiyor, sandıklar anlamsız hale geldi, 6 aylık bir iktidarın Türkiye'ye neye mal olacağını şıppadak anladık ve müdahaleye karar verdik!" Bunu diyecek bir asker TSK'nın şu andaki komuta kademesinde bulunabilir mi? MGK Genel Sekreteri Org. Kılınç'ın Brüksel'de söylediği ekonomiden siyesete, AB ile ilişkilere, dini konulara kadar uzanan sözler, Türkiye'de çok geniş kesimlerde buruk bir tebessüm uyandırdı sadece... Acaba sayın MGK Genel Sekreteri'nin düşünceleri, Ordu'nun alt kademelerinde bir yankı bulmakta mıdır? Ve o yankı, gerilimi yönlendirecek bir baskı niteliğine mi bürünmüştür? Ya da alt kademelerdeki birikim, üstteki davranışlara mı yansımaktadır? Bunların hepsi akla gelebilir mutlaka, ama bir Türkiye - Dünya değerlendirmesinin çılgınlığı meslek edinmedikçe ve Türkiye'yi gözden çıkarmadıkça hiç kimseye bir askeri müdahale ihtimalini düşündürmemesi gerekir.

Peki o halde?

Seçim yok, yeni hükümet alternatifi yok ve askeri müdahale yok!

Bu gerilim neyin nesi?

Ben diyorum ki, bu bir kuşatma harekatı. Bu, 365'i işlevsiz hale getirme girişimi. "Hükümet ol ama, benim şablonumu uygula" dayatması.

Aslında şu ana kadar hükümetin atamalar konusunda yaptığı fazla bir şey yok. Denebilir ki hükümet, üzerine yığılan yoğun gündemler içinde ülkenin iki yakasını bir araya getirmeye çalışıyor. En başta da korkunç borç yüküyle nefes alamaz hale gelen ekonomiyi rahatlatmaya çabalıyor. İtiraf etmek lazım ki, "Vergi Barışı" projesi IMF'nin hesaplarını bile şaşırtan alımlı bir hamle haline geldi. İnsanlar yeniden Nurettin Sözen'in sözlerini hatırlayıp, "Bu adamın Yukarısı ile ilişkileri iyi" demeye başladılar. Buna rağmen hükümet üzerine abanmak! MGK'yı 28 Şubat sürecini hatırlatan bir boğma ormatı haline getirmek... İdeolojik suçlamalarla hükümetin elini kolunu bağlamak. Hükümetin, 28 Şubat sürecindeki özgürlük daralmalarına müdahale etmesine, toplum - devlet ilişkilerinde yeni bir anlayış dönemi başlamasına yönelik adımlarına, "Size bile hayatı tahammül edilmez hale getiririz" tehdidiyle mani olmak... Türkiye'yi eğitim alanında "Gürüz Şablonu"na mahkum etmek...

İktidarın bu kuşatmaya mahkum olması beklenmemeli. Çünkü o, daha baştan pörsümüş çarkın vidası haline gelmek demektir ve Türkiye'ye bir adım dahi attıramayacak olan yoldur. Ak Parti'ye 365 milletvekili veren, onun karşısına CHP'yi yerleştiren ülke insanı, bu iktidar ve muhalefetten, Türkiye'yi 2003 yılında 2 bin dolarlı bir milli gelirle, sancılı devlet - toplum ilişkileriyle, özgürlük arayan çocuklarıyla zamandan, çağdan kopmuş bir ülke halinde bırakmalarını istemiyordu.

İktidarın, muhalefetin ve herkesin bunu anlaması gerekiyor.

Yarın insanlar MGK'ya, yüreklerinde sonu çıkmaza çıkan gerilimlerden uzak bir Türkiye taşıyarak gitmeli. Daha 6 ay önce ortaya çıkan halk iradesine saygıyla...


29 Nisan 2003
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED