AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sistemin egemenleri ve halkın tercihleri

Türkiye krizlerin kurumlaştığı bir ülke görünümü çiziyor. Her toplumda olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli sorunların, krizlerin olması gayet normal. Toplumsal hayatın olduğu her yerde sorunlar, çözümlenmesi gerekli sıkıntılar olur. Zaten siyasi, idari ve diğer sistemlerin varlığı da bu tür problemlerin çözümü içindir. Bundan dolayı Türkiye'de devamlı büyük sıkıntı yaratan krizlerin varlığı değil, bunları çözecek mekanizmaları geliştirememiş olmamız eleştiri ve tartışma konusu olmalıdır.

Türkiye'de süreç şöyle işliyor: Siyaset toplumda hiçbir sorunu çözemiyor ve en son aşamada silahlı güçlerin müdahalesiyle sorun aşılıyor. Bir zaman sonra yeniden siyasetin belli bir marj içerisinde faaliyet göstermesine izin veriliyor, bir dönem belirlenen marjlarda hareket ediliyor. Fakat kısa bir zaman sonra bu marjlar içerisinde kalınarak siyasetin sorun çözmesi imkansız oluyor ve sistemi yeniden düzenlemesi zorunluluğu doğuyor. İşte tam bu noktada krizler, sorunlar çıkıyor. Mevcut statükonun devamı için kılıçlar çekiliyor kavga başlıyor...

Statüko sorun çözmüyor...

Öncelikle mevcut kurulu düzenin, iktidar dağılımının ve yönetme üslup ve yöntemlerinin toplumsal sorunları çözmek ve sıkıntıların üstesinde gelebilmek için yeterli olmadığını ve bu marjlar içerisinde kalınarak önümüzün açılmasının imkansız olduğunu görmemiz gerekiyor.

Türkiye'nin ekonomisi, siyaseti ve idaresiyle yeniden yapılanması gerektiğini her kesimden insan kabul ediyor ve bunun mücadelesini veriyor. Ancak herkes bu yapılanmanın kendisi tarafından gerçekleştirmesini istiyor. Bu da gayet normal bir durumdur. Türkiye'yi yeniden yapılandıracak farklı görüşlerden hangisinin tercih edileceğine halk karar vermektedir. Halk da bu kararını seçimlerde sandığa attıkları oylarla ortaya koymaktadır.

'2002 Kasım'ında halk sandığa gitti ve Türkiye'nin içinde kıvrandığı krizleri dikkate alarak kendince bir çözüm yolu gösterdi. Önüne konan alternatifler içerisinden birini tercih etti. Herkesin halkın bu tercihini iyi okuması, anlaması ve saygı duyması gerekiyor.

Şu soruyu sürekli sormak gerekiyor: Türkiye 3 Kasım 2002'de Ak Parti'yi birinci parti yapmakla ve mevcut partileri tasfiye etmekle ne yapmak istemiştir? Bunun bir anlamı yok mu? Her şey olduğu gibi devam edecek, bürokratik kadrolar bile değişmeyecekse niçin seçimler yapılıyor, halkın önüne niçin sandık konuluyor?

Temel sorun bu anlayışta saklı gözüküyor. Krizleri kurumlaştıran, periyodik hale getiren ve adeta krizleri problem çözme yöntemi olarak gören refleks bu anlayışta gizlidir.

Aslında Türkiye, toplumsal sorunları çözme, krizlerin üstesinden gelme yöntemi olarak demokratik sistemi yeteri kadar benimsemiş gözükmüyor. Herkes demokrasi diyor, demokratik kurumların varlığını önemsiyor ve bunları tesis etmeye çalışıyor ama demokrasinin bir sorun çözme sistemi olarak kabulüne pek yanaşmıyor.

Kriz Kasım 2002'de başladı...

Şu son krize ilişkin gelişmelere bir bakın. Önerilen çözümler seçimlerde ortaya çıkan temel tercihleri dikkate alan çözümler mi, yoksa güya seçimlerde herhangi bir tercih yapılmamış, halk farklı bir şey istememiş gibi mi?

Krizin TBMM Başkanı B. Arınç'ın başörtülü eşini davete getirmek istemesinden çıktığını sananların olması krizin gerçekte 3 Kasım 2002 günü akşamı çıktığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Sandıklar açıldığında ortaya çıkan Türk halkının temel tercihinin egemenler tarafından nasıl anlaşılacağı, ne kadar içlerine sindirilip sindirilemeyeceği merak konusuydu. Sistemin egemenleri güya seçim olmamış, seçimde Türk halkı farklı bir tercihte bulunmamış ve değişik bir alternatifi tercih etmemiş gibi davranmakta, yeni siyasi kadroların halkın tercihlerini gündeme getirmeleri krizlerle, yapay sorunlarla kesilmek istenmektedir.

Sorun ne türbandır, ne mevcut iktidarın yaptığı atamalardır; sorun halkın temel tercihleri doğrultusunda sistemin yeniden yapılandırılması iradesinin sistemin egemenleri tarafından önlenmek istenmesi, siyasetin sıkıştırılması ve işlevsizleştirilmesi çabasıdır. Aslında fırtına "bir bardak suda" değil sistemin tüm alanlarında cereyan etmektedir.

Sandıktan çıkan iktidar kadroları dahil herkes sistemin egemenlerince belirlenen kalıplara göre hareket edeceklerse ne seçimlere, ne de demokrasiye gerek vardır. Hâlâ tek parti döneminin demokrasi, siyasi parti ve seçim anlayışına şartlanmış kafaların egemen konumda olmaları ülkemizin büyük şanssızlığı olmalıdır.


29 Nisan 2003
Salı
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED