|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'ta kurulacak yönetime Irak halkının tepkisi ne olacak? Irak'ta Türkiye, İran ve Suriye'yi endişelendiren gelişmeler yaşanacak mı? "Saddam'a ve Amerika'ya hayır" diyen Irak halkının istekleri ne ölçüde gerçekleşecek? ABD ve İngiltere, Irak'tan sonra bölgede ne tür "düzenlemeler" yapacak? "Dicle-Fırat, Doğu Akdeniz-Basra Körfezi, İran-Suriye, Türkiye-Arap dünyası arasına ve Ortadoğu'nun kalbine yerleşen bir işgal ordusu"nun varlığı, Türkiye-ABD ilişkileri ve Ortadoğu ülkelerinin temel politikaları üzerinde ne tür etkilere yol açacak? Benzeri sorular önümüzdeki dönemde yoğun tartışmalara neden olacak. Ancak, Irak'ın istilasıyla "gizli rekabetten açık çatışmaya" dönüşen bir gerilim bu tartışmaların arasında kaybolup gidiyor. Varolan sınırlı tartışma da ABD'nin tehdit ve şantajlarıyla harmanlanarak pazarlanıyor. ABD'nin yeni küresel sistemi tek yanlı şekillendirmeye girişmesi, Irak'ın istilasında görüldüğü gibi, müthiş bir yalnızlığın ve güvensizliğin içine sürüklenmesine rağmen bu tek yanlı "saldırgan" ve "düzenleyici" tutumunda ısrarlı olması 21.yüzyılın güçler dengesinin nasıl bir hal alacağı konusunda küresel düzeyde bir gerilimi tetiklerken, bloklaşma eğilimlerini hızlandırdı. Irak işgali öncesi Alman-Fransız ekseni ile Rusya ve Çin'in ABD-İngiliz-İsrail cephesine meydan okuyuşu, sanılanın aksine, Irak'ta pay almayla açıklanabilecek bir durum değildi. ABD ile diğer güç merkezleri arasında böyle bir sorun olmadığını, Almanya, Fransa, Rusya ve Çin'in Irak'ın işgaline karşı çıkışlarının nedeninin Irak'taki petrol yatırımları olduğunu, ABD'ye kafa tutmalarının bedelini çok ağır ödeyeceklerini iddia edenler, Türkiye'nin kendi çıkarlarına rağmen "ABD'ye kayıtsız şartsız bağımlılığın"ın devamını güvence altına almak için tartışmayı Türkiye kamuoyuna bu şekilde sundular. Bu nedenle Türkiye'nin İran ve Suriye gibi komşuları ile yakınlaşmasına savaş açtılar. Son on yılda hemen bütün ülkeler pozisyonlarını yeni duruma göre belirlemeye çalışırken, temel dış ve güvenlik politikalarını ABD ve İsrail'in çıkarlarına endeksleyen Türkiye'nin kendi bölgesel ve küresel bakışını geliştirmesine engel olmak için yoğun bir kampanya yürüttüler.
Blair'in korkusu: Çok kutuplu dünya
Oysa Irak işgal edildikten sonra bile ABD-İngiltere cephesine karşı gelişen tepki durmadı. Yani sorun sadece Irak ve Irak'ın petrolü değil. Sorun nasıl bir dünya düzeni kurulacağı, 21. yüzyılın "Yeni Amerikan Yüzyılı" olup olmayacağı, Amerikan İmparatorluğu'na boyun eğilip eğilmeyeceği, Amerikan askeri gücünün belirlediği bir dünyada yaşanıp yaşanamayacağı veya daha adil ve paylaşımcı bir sistemin kurulup kurulamayacağıdır. Soğuk Savaş döneminin Atlantik İttifakı'nı yerle bir eden, Irak işgali öncesi BM ve NATO'da ABD'nin önünü kesen, Avrupa Birliği'nin Amerikancı cephe ile Avrupa Merkez Gücü olarak ikiye ayrılmasına neden olan bu derin kriz, 21. yüzyıl dünyasının ana karakterini belirleyecek. Bu ayrışmayı yok farz ederek, Amerika'ya Soğuk Savaş döneminden kalma bir sadakatle bağımlılığını sürdüren Türkiye, bunun bedelini Kafkaslar'a ve Orta Asya'ya kendisi gitmeyip ABD'yi taşıyarak ödedi. Şimdi bu bağımlılığı sürdürerek Ortadoğu'da aynı hatayı yapıyor. Daha Irak'ın geleceği netleşmeden Avrupa'da devam eden tartışmanın şiddetine bakılırsa, gerilim hiç de Türkiye'den göründüğü gibi değil. İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, "Avrupa'yı ABD'ye karşı bir rakip olarak gören tavrının dünyada tehlikeli bir istikrarsızlaşma yaratabileceğini söylemesi, "Avrupa veya ABD arasında, sahip oldukları stratejik yararı tehlikeye atacakları bir durumun gelişmesini istemiyorum. Bazıları, sözde çok kutuplu bir dünya istiyor ve ben bu güç merkezlerinin hemen birbirlerine rakip güç odakları olarak gelişeceklerine inanıyorum" sözleri ve Avrupa basınındaki tartışma, gerilimin boyutlarını gözler önüne seriyor. Muhalif blokun bugün yapacakları toplantı, ABD'nin Irak gösterisinin bu güçlerin gözlerini hiç de korkutmadığının kanıtı. Fransa, Almanya ve Belçika'nın, Lüksemburg'u da aralarına alarak, Brüksel'de yapacakları "zirve" ve yeni Avrupa Gücü oluşturmaya yönelik tavırları Blair'in korkularını destekliyor.
"Sinsi eksen" mi, "Barış kampı" mı?
İngiliz Times gazetesi, Brüksel'de toplananların Amerika'da "sinsi eksen" olarak tanımlandığını belirterek bunu provokasyon olarak niteledi ve Fransa ve Almanya'nın önderliğinde NATO ile rekabet edecek bir "Avrupa Birliği askeri oluşumu"nun hedeflendiğini yazdı. Gazete bu toplantının "eski Avrupa"nın İngiltere ve İspanya gibi Amerikan yanlısı ülkeleri dışlama manevrası olarak gösterdi. Financial Times ise daha sert ifadeler kullandı ve toplantıya katılanları "Dörtlü çete" olarak nitelendirdi. Fransa'nın Le Figaro'su ise, aynı toplantıyı "AB'nin Amerika'dan bağımsız olmasını isteyen 'barış kampı' Brüksel'de toplanıyor" şeklinde duyurdu. Irak işgali varolan küresel gerilimi sadece hızlandırdı. Amerika'nın on yıldır temellerini atmaya çalıştığı tek kutuplu dünya düzeni hedefinin önünde artık güçlü bir muhalif cephe var. Her şeyi Amerikan gücüne endeksleyen ve dünyaya Pentagon'dan bakanlar için bu sürec anlamlı olmayabilir. Ancak Amerikan saldırganlığına karşı dünyanın muhalif hissiyatını siyasi kazanca çevirmek üzere olan ülkeler var ve çok kutuplu dünya için öncü bir rol üslenmiş durumdalar. Bu süreç, ne Irak krizi ile başladı ne de Irak'la bitecek. Latin Amerika'dan Afrika'ya, Avrupa'dan Ortadoğu'ya, Doğu Asya'dan Güneydoğu Asya'ya kadar taraftar bulan yeni süreç, 21. yüzyılın yapısını belirleyecek. Yeni yüzyıl hiç de ABD'nin tasarladığı gibi olmayacak. Türkiye, "Amerika'nın zihinsel kuşatması"ndan kurtulup dünyaya yeniden bakmalı. Hem kendisi için bir dünya tasavvuru geliştirmeli hem de yeni uluslararası sistem inşasına kendine özgü katkılar sağlamalı. Bu ise ancak yeni güçler dengesinin oluşumunu bağımsız, ön yargı ve dayatmalardan uzak biçimde değerlendirmekle mümkün.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |