AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sadece Baykal mı? Amerika da rahatsız...

Türkiye'deki yarım yamalak demokrasiden kim rahatsız? Sadece CHP Genel Başkanı Deniz Baykal mı?

Baykal, üyesi bulunduğu kuruma mutad sıldırılarını sürdürüyor. Önceki gün, bir televizyonun sabah programındaydı ve hem hükümete, hem de üyesi bulunduğu kuruma (parlamentoya) verip veriştirdi.

23 Nisan bir protokolden ibaret değilmiş. Elbette... 23 Nisan sadece bir resepsiyon da değilmiş. Tabii ki öyle...

23 Nisan'ın bir özü, bir ruhu varmış ve yaptıkları, "bu ruhu tahrip etmeye çalışanlara" bir uyarıymış. Yaptıkları, bir defa, en hafif deyimiyle nezaketsizlik.

Sırf karısı başörtülü diye, ev sahibinin davetine icabet etmemek, "sorun"un kaynağı olarak gösterilen "nesne"yle (bez parçasıyla) problemi olanlar açısından anlaşılabilir bir şey...

Yapacağınız şey çok basit:

"Kamusal olsun, özel olsun, hayatın hiçbir alanında başörtülü insan görmeye tahammül edemiyorum" der geçersiniz, insanlar da sizi anlayışla karşılar.

Ama hem sorunun kaynağı olarak gösterilen nesneyle problemli olacaksınız, hem bunu problem olarak görmediğinizi söyleyeceksiniz, hem de problem olarak görmediğiniz nesnenin 23 Nisan'ın ruhuna aykırı olduğunu öne sürüp güya muhalefet yapacaksınız.

Bu daha problemli değil mi?

Tabii sadece Baykal ve onun gibi düşünenler değil Türkiye'deki yarım yamalak demokrasiden rahatsız olanlar.

ABD de rahatsız...

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak harekatını geciktiren ülkelerden hesap soracaklarını söylüyordu.

ABD eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris de, Ankara-Washington ilişkilerindeki daralmaya dikkat çektiği konuşmasında "bu hesabın nasıl görüleceğini" açıklıyordu:

ABD Türkiye'yle ilgili yeni kararlar alma arefesindeymiş. İlişkiler, birçoğumuzun hoşuna gitmese de, yakın bir gelecekte "öngörülen çerçeve"ye oturtulacakmış.

Motamot böyle demiyordu tabii.

Buna yakın şeyler...

Buradan ne anlamamız gerekiyor?

Şunu:

Bugüne kadar Türkiye'yle ilişkilerini aracısız yürüten ABD, araya parlamentonun girmesinden, daha doğrusu demokratik mekanizmaların işletilmesinden rahatsız. İkinci tezkere oylamasında bu görüldü. Hükümete ve baskı gruplarına rağmen, parlamento inisiyatif koyup, kendi kararını aldı.

ABD açısından bu "kabul edilemez" bir durumdu.

Daha önce de yazmıştım ama bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

ABD'nin, sadık müttefiki Türkiye'ye nasıl bir konum biçtiğini, "öngörülen çerçeve"nin ne olduğunu Noam Chomsky'yi izleyerek daha iyi anlayabiliriz:

"İkinci tezkerenin reddedilmesinden sonra ABD'deki Türkiye eleştirisi sanılandan da sert ve fazlasıyla aleni oldu. Türk hükümeti halkın yüzde 90'ından fazlasının tarafında yer aldı. Abramowitz'e göre bu hükümetin 'diplomatik teamüller'den yoksun olduğunu gösteriyor. Abramovitz yazılarında Türk hükümetinin Washington ve Crawford Texas'tan gelen emirler yerine 'halkın peşine düştüğünü' belirtiyor. Bunun açık bir şekilde kabul edilemez bir durum olduğunu söylüyor... Türkiye, ABD'ye bir demokrasi dersi verdi ama bu 'suç' olarak algılandı. Almanya ve Fransa aynı nedenden dolayı sert bir şekilde suçlandı. İtalya, İspanya, Macaristan ve diğerleri 'Yeni Avrupa' adı altında methedildi; çünkü liderleri ABD'nin emirlerini dinlemeyi kabul etti. Daha önce, ABD'deki elit kamuoyu tarafından (ve bir nebze de İngiltere'de), demokrasiye karşı böylesine yoğun bir öfke gösterildiğini hatırlamıyorum."

Bütün bunların resepsiyon kriziyle ne ilgisi var?

Hiçbir ilgisi yok.

Aklıma estiği için, öylesine yazdım.


29 Nisan 2003
Salı
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED