|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bağdat düştüğünde, "Şimdi orada olmak vardı" diye yazanlar çıkmıştı da, coşkuyu anlayamamıştım. Batılı gazeteciler mâkûlesinin şu sıralarda Bağdat'tan gönderdikleri yazıları dünyanın çeşitli köşelerinde çıkan gazetelerde okudukça, biraz olsun anlamaya başlıyorum... Pazar günü, İngiliz Sunday Telegraph (ST) gazetesinde manşet haber şuydu: "Saddam ile Üsame bin Laden ilişkisi ispatlandı..." Müthiş değil mi? Savaşa 'meşru' sebep bulundu demek bu. Gazete, habere eşlik eden yazısında epey keyifli görünüyor: "Bugün, ST, muhabirimiz Inigo Gilmore'un Bağdat'ta ele geçirdiği bir dizi belgeyi açıklıyor. Belgeler, El-Kaide ile Saddam Hüseyin rejimi arasında doğrudan temaslar bulunduğuna dair ilk kesin kanıtları teşkil ediyor." Muhabir Gilmore'un keyfi ise gazete yönetmeninden fazla. "Korkunç istihbarat binasına tatlı dilimi kullanarak girdim" başlıklı yazısında şu satırlar da yer alıyor: "Zorluk, bombalanan binalar önünde devriye gezen 3. Piyade Tümeni'nden Amerikalı askerleri ikna etmekti. Tank üzerindeki askerlerin başı kıvırcık saçlı teğmene, mâsum ifadelerle, 'Etrafa bir göz atmak istiyorum' dedim. Birkaç saniye düşündü, benimle dolaşan tercümanım Amir'in kartlarına da baktı. Sıcak havada askerlerin parmakları tetikte, bizim yüreğimiz ağzımızda beklerken, teğmen geçmemize izin verdi..." Ne anlatım, değil mi? Bu yolla girilen ve Irak istihbarat örgütü Muhaberat'a ait olduğu anlaşılan binada, bazı belgeler bulup torbaya dolduruyor Gilmore. Otele döndüğünde de, belgelerin birinde, tam üç yerde birkaç sözcüğün üzerinin beyazla örtüldüğünü fark ediyor. Belge, 1998 yılında, el-Kaide örgütünden bir temsilcinin Irak'a gelip rejimin öndegelenleriyle görüştüğüne dair. Şöyle yazıyor Gilmore: "Beyazı jiletle kazıdık. Altından, Saddam rejimiyle doğrudan irtibatı olduğuna ancak birkaç kişinin inandığı isim belirdi: Bin Laden, en çok aranan adam..." ST, ayrı bir yazıda, kimsenin inanmadığı ilişkiyi baştan beri ileri süren kişiyi hayırla anıyor: George W. Bush... Güzel. ST, bu 'çok özel haberi' ile nesiller boyu gurur duyabilir... Ama, o ne? İngiltere'den en az beşbin km uzaktaki Kanada'da bir gazete de aynı iddiayla çıktı pazar günü. Toronto Star (TS), "Bin Laden'le Irak irtibatını bulduk" başlığını kullanmış... Mitch Porter bulmuş üç sayfalık belgeyi: "Star tarafından dün bulunan Üsame belgeleri, Dicle nehrinin batısındaki Muhaberat sitesi içinde kısmen hasar görmüş bir binanın enkazı arasında dağınık bir dosyadan çıktı. Belgeler, Star'ın Kudüs temsilcisi Mitch Potter tarafından bulundu." Mitch Porter'in kendisi de keşfin heyecanını şu biçimde dökmüş satırlarına: "Topladığım belgelerle otele döndüm. Tercümanımla birlikte, yatağın üzerinde otururken, belgelerden birinin üzerindeki beyazlamalar dikkatimizi çekti. Ufak bir falçata ile beyazı kaldırdığımızda, tercümanım, 'Bin Laden diyor, bin Laden' diye bağırmaya başladı." Aktardığım ST ile TS haberleri arasındaki benzerlik herhalde sizin de dikkatinizi çekmiştir. Her iki gazete ve her iki muhabir, "Belgeyi biz bulduk" iddiasını seslendiriyor. Aynı yerde bulunmuş belge; üzerindeki beyazla kapatmalar da aynı. Bir 'aynılık' da tercüman ayrıntısında. Evet, her ikisinin de tercümanı aynı kişi: Amir... Müsaade edin bir tahminde bulunayım: Iraklı tercüman Amir, iki Batılı gazeteciye, o belgeleri otelde teslim etmiş olabilir... İngiliz muhabir Gilmore, belgenin 'sadece ST'ya verildiği zannı' ile biraz uçma hakkı tanımış kendisine; Kanadalı Potter ise, Amir'in aynı belgeyi bir başkasına da vermiş olabileceğini düşünerek daha temkinli davranmış kendi yazısında; gazetesi biraz uçmuş... Sadece ST ve TS değil Amer adlı tercümanın gözettiği. Başka 'belgeleri' farklı Batılı gazetecilere de dağıtmışa benziyor Amir. Sözgelimi, Amerikan ABC televizyonundan Brian Ross ile Rhonda Schwartz, "Saddam rejiminin gizlerini çözmeye yarayan belgeler ele geçirdik" diye çıktı izleyicilerin önüne aynı akşam. San Fransisco Chronicle gazetesinden Robert Collier ise, kitle imha silâhları konusuna ışık tutacak bir belge bulduğunu yazıyor. ABC "Belgeleri bir evde ele geçirdik" derken, Collins, "Muhaberat izleme bölümünde yerlere dağılmış yüzlerce belge arasında bulunan kırmızı not defterindeki el yazıları" diye tanımlıyor kendi 'keşfini'... 'Belgeci' gazetecilerin hepsine ve kısa sürede köşe döneceği şimdiden anlaşılan Iraklı Amir'e buradan "Helâl olsun" diyorum... Ancak, Irak'ta oldukları için duymamış olabilecekleri kötü bir haberim var kendilerine: İngiliz istihbaratçıları, bulunan belgelerin bir anlam taşımadığını açıkladı Times ve Guardian gazetelerine. Times şöyle özetliyor durumu: "İngiliz istihbarat görevlileri, 1998 yılında Üsame bin Laden'in bir temsilcisinin Bağdat'ı ziyaret ettiğini gösteren belgelere rağmen, Saddam Hüseyin ile el-Kaide arasında işleyen bir ilişki bulunduğundan kuşku duyduklarını söylediler..." Muhabirler, ellerine geçen belgelerin değerli olduğunu ispat etmek için o kadar çaba göstermiş, gazete yöneticileri, mutfak çalışanları, "Biz bulduk" iddiasıyla sayfaları hazırlarken göbek çatlatmış, istihbaratçılar kalkıp, "Bir anlamı yok" diye pişmiş aşa su katıyor... Oldu mu ya! Şimdi Bağdat'ta olup Amir'in kapısına dayanmak vardı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |