T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İlk 50 gün

Birden fazla insanın olduğu her yerde kargaşayla karşılaşılabilir: Ağzı olan konuşur... Çelişkili mesajlar alınır... Birinin söylediğini diğeri tekzip eder... Eğer bu insanlar 'siyasetçi' iseler daha çok konuşur, daha fazla çam devirirler. Gazetemizde birkaç yazar benzer konuları işliyoruz, birimizin "Ak" dediğine diğerimiz "Kara" diyebiliyor. Aynı tabloya, aynı rakamlara bakıp birbirinden çok farklı sonuçlar çıkartan 'uzmanlar' ile az mı karşılaştık?

Türkiye, iki ay önce, yakın siyasi tarihinin en ciddi altüst oluşuyla karşılaştı. Birkaç kez Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış unsurları da içinde barındıran yeni kurulmuş bir parti, oyların üçte birini alıp Meclis'teki sandalyelerin üçte ikisini kazanarak iktidara ulaştı. 'Köklü' sanılan, toplumsal temelleri bulunan bir çok parti, seçmenden yeterli destek göremedikleri için, Meclis-dışı kaldı. 50 gün önce kurulan hükümet, büyük çapta, deneyimsiz siyasilerden oluşuyor.

Bu hükümetin daha önce hiç yaşanmamış bir garipliği var: Partiyi sandıktan birinci çıkartan lideri siyasi yasaklı olduğu için başbakan olamıyor; bu yüzden 'genel başkan' sıfatı taşımayan bir partili başbakanlık koltuğunda oturuyor... Bazı ülkelerde sistem öyle, 'genel başkan' ile 'başbakan' farklı kişiler olabiliyor; ancak Türkiye'deki bu garabet sistem gereği değil ve bu yüzden ilk kez yaşanan çelişkilerle karşılaşılabiliyor. İki kişi tarafından yapılan bakanlar kurulu listesine son anda cumhurbaşkanı da müdahale etti; hükümetin 'insicamı' ister istemez az. 'İki başlılık' her zaman bir sorundur; başbakan ve genel başkan bu sorunu hissettirmemeye çalışıyorlar, ama eşyanın doğasına aykırılık yine de sırıtıyor.

Türkçede, "Kırk yılın çarşambası tek güne denk geldi" diye bir deyim vardır; deyim, hükümetin kucağında bulduğu sorunlar için söylenmiş sanki... Avrupa Birliği zirvesi... Kıbrıs'ta çözüm randevusu... Irak'a savaş... Bunlar, içinde 'ihtilâf' kırıntılarını taşıdıkları için her hükümeti sarsabilecek 'dikenli' konular... Bunlara bir de, IMF ile ilişkileri, iş dünyasının beklentilerini, vatandaşın refah yönünden hemen rahatlama talebini, partiyi omuzunda taşıyan tabanın iktidar nimetlerinden yararlanma iştahını, Meclis grubunu oluşturan milletvekillerinin güçlerini sınama girişimlerini eklerseniz, hükümetin zorluğunu anlarsınız... Bunun, 'âcil eylem planı' ile yapacaklarını müddete bağlayarak önceden ilân etmiş, devleti küçültme iddiasıyla bakanlık sayısını neredeyse yarı yarıya azaltmış (dolayısıyla, her bakana daha fazla yük binen) bir hükümet olduğunu da unutmayalım.

Zaten böyle durumlar için, her hükümete, ne kadar güven vermiyor olursa olsun, en az 100 gün (bugüne benzer muhataralı ortamlarda bazen 500 gün) mühlet tanınır. Yeni başbakanın devleti öğrenmesi, bakanların koltuklarını ısıtması, bürokrasinin yeni siyasi patronlara alışması, milletvekillerinin Meclis'in sağını-solunu tanımaları ile çabucak akıp geçer o günler... Hükümetin beceriksiz çıkacağı daha kısa zamanda anlaşılmaz; "Anlaşılır" diyenler yalan söylüyor...

Bu hükümet beceriksiz mi? Gelir gelmez yaptıklarına bakıldığında, hükümetin iktidar için hazırlıklı olduğu fark ediliyor. Toplumdaki umutlu beklentileri pekiştirecek bir kaç hamlesi oldu; milletvekillerinin lojmanları devre dışı bırakıldı, maaşları donduruldu... Ekonomide iç ve dış piyasalara güven verecek etkili çıkışlar, yasal düzenlemeler devreye sokuldu... AB üyeliğine kuvvetle asılma, Kıbrıs'ta çözümün zorlanması, Irak'ta 'barışçı' çıkış yolu arayışı dikkat çekti... Atamalarda partizanlık bekleyenlerin elleri boş kaldı; başbakan devletin memurlarıyla çalışmayı yeğledi, kritik yerlere hiç kimsenin itiraz edemeyeceği isimler atandı...

Hükümetin ilk 50 günü, kim ne derse desin, kabul edilebilir bütün standartlara göre, 'başarılı' geçti. Turgut Özal'ın 1983 sonu başarısından buyana, iktidara en hazırlıklı gelen ve en az falso yapan hükümet bu. Kıbrıs'ta çözümü zamana yayması bir tarafa bırakılırsa sorunların üzerine 'korkusuzca' gittiği de söylenebilir. Meclis'e getirilecek reform paketleri yasalaştığında, Türkiye, bir yıl önce rüyası bile görülemeyecek kadar 'demokrat' bir ülke haline gelebilecek...

Bizim bu görüşümüzü medyada pek paylaşan yok. Başbakanın mahrem konuları aktardıkları bile o günkü olumlu izlenimlerini sonradan kendileri tekzip ediyorlar. İnsanın söz konusu olduğu her ortamda karşılaşılabilecek sorunları büyütüyor medya ve cicim dönemi yaşamasına imkân tanımadığı hükümete verdiği erken karnede olağanüstü cimri davranıyor.

Hükümet ilk ciddi çatışmayı medyayla yaşarsa hiç şaşırmayalım.


3 Ocak 2003
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED