AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
"Ulusçu Cephe"nin sorunu

Aydın Menderes, şöyle diyor: "Erbakan dış ilişkiler açısından Erdoğan'a göre çok daha ulusçu ve Türkiye'nin bağımsızlığından yana. Tayyip Erdoğan'ın ise ne yapacağı belli değil, tam bir kapalı kutu." (Hürriyet, Yener Süsoy'la mülakat, 30 haziran 2003)

Aydın Menderes'in "ulusçuluk" ekseninde yaptığı bu değerlendirmesine ilk defa ve onunla sınırlı olarak muttali oluyor değilim. Bir süredir kimi mahfillerde dolaşımda olan bir değerlendirme bu.

Zaman zaman o mahfillerden kimi isimler, benim Kıbrıs gibi kimi milli meselelerde Ak Parti hükümetine yönelik uyarılarımı önemsediklerini ifade ediyor, Tayyip Erdoğan'la Erbakan arasında Menderes'inkilere benzer kıyaslamalar yapıyorlar. Erbakan'la ideolojik planda hiç uyuşmayacak çevrelerde bu "Milli Görüş lideri"nin "milli hassasiyet"inin altı çiziliyor.

İlginç bir durum söz konusu.

"Ulusçu bir cephe"nin oluşmakta olduğundan söz edilebilir.

Bunlar ABD'nin bölgede yürüttüğü operasyonlara karşılar, artı AB ile ilişkilerin "Türkiye'yi çökertmeye yönelik hesapların uzantısı" olmasından endişe eder görünüyorlar.

Olayın ilginçliği, bu hareketin, eski marksist, hatta maocu, kemalist, Türkçü, milliyetçi kesimleri bir araya getiriyor olması ve karşı cepheye Ak Parti hükümetini oturtması.

Bu hareketin halkla ilişkisine gelince, yeterli iletişimi sağladığından söz etmek mümkün değil.

Ak Parti hükümeti ise, geldiği siyasi menşe' itibariyle, hem ABD'nin bölgeye ilişkin hesaplarına kuşku ile yaklaşmalı, hem de AB'nin "Türkiye'yi çökertmeye yönelik hesapların uzantısı" olmasından endişe ediyor olmalı. Ama Ak Parti, 2. tezkerenin oylaması ile ortaya çıkan gerilime rağmen, bir yandan ABD ile ilişkilerin kopmaması için çaba sarfediyor, diğer yandan da, ortaya atılan kaygılardan sarfı nazar ederek AB ile ilişkilerin son sür'at gelişmesine çalışıyor.

Ak Parti'nin temsil ettiği bu çizginin ise, halkla, öncekilere göre çok daha sıcak iletişim halinde olduğunu gözlemlemek mümkün. En azından bu çizgiye karşı, "ulusçu cephe"nin seslendirdiği öfkenin halkta yansıma bulmadığı açık olarak söylenebilir. Tayyip Erdoğan'ın ve Ak Parti'nin kredisinin, seçimlerde ulaşılan seviyenin daha da üstüne çıktığı ise, kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu sonuç.

Doğrusu ben, milli bir meseleye karşı duyarlılığın azalmasının, Türkiye açısından sağlıklı olmadığını düşünürüm. Hele ne pahasına olursa olsun, duyarsızlığın milli bir çıkarın ıskalanmasını bile göze alabilecek bir noktaya gelmesi anlaşılabilir gibi değildir.

Peki halkımız neden "ulusçu cephe"nin endişelerini paylaşıyor görünmüyor?

Demokratikleşme, bunun için de bazı kurumların sistem ve siyaset üzerindeki etkisinin azaltılması talebi, çok geniş destek görüyor?

Neden AB konusunda halk, kimi rezervleri ciddiye almıyor?

Hatta neden Erbakan Hoca'nın kendi tabanı bile, Hoca'nın "milli kaygıları"na iştirak etmek yerine, iktidarın özgürlüklerin önünü açacağı, sistemin demokratikleşmesine zemin hazırlayacağı umulan girişimlerini destekliyor?

Bu çok önemli bir soru...

"Ulusçu cephe" bu sorunun cevabı üzerinde objektif biçimde düşünüp, sağlıklı sonuçlara varmadan marjinal halde kalmaktan ve anti demokratik girişimlerin odağı gibi görünmekten kurtulamayacaktır.

Neleri düşünmeli mesela?

Mesela, bu "cephe"nin içinde yer alan kesimlerin halkın demokratik talepleri karşısında gösterdikleri duyarsızlığı düşünmeli.

Hatta duyarsızlıktan öte, etkileri hala devam eden baskı süreçlerinin baş aktörleri durumunda bulunduklarını düşünmeli... Yani bu "cephe"nin içinde yer alan kimi kişi ve grupların halkın yüzündeki şamarının izi henüz geçmedi. Cephe ile ilintili aktörlerin halk iradesi karşısındaki meydan okuyuşları kulaklarda hala çınlıyor. Halk nasıl bu kadroların yanında yer alsın?

Asıl problem ise, bu "cephe"nin milli meseleleri, sistemin anti demokratik karakterini sürdürmek için maske olarak kullandığı şüphesinde toplanıyor. Türkiye'de bir "demokrasi sorunu" olduğu açık seçikken, bu "cephe"nin gündeminde demokrasinin bulunmaması, cephenin halkla ilişkideki dramatik duruşunu sergiliyor.

"Erbakan dış ilişkiler açısından Erdoğan'a göre çok daha ulusçu..." diyor Menderes...

Bugünkü "ulusçu cephe"nin alkışladığı dönemlerin Erbakan'ı bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hak aramaya yöneltmesi, Erbakan'ın ulusçuluk çizgisinde kırıklık olduğunu mu gösterir, yoksa "ulusçu cephe"nin, insan hakları dosyasının pek yüz ağartıcı olmadığını mı?

Buradan "ulusçu cephe"ye çok basit bir soru:

-Türkiye'deki bir kız öğrencinin başörtülü eğitim görmesi konusunda halkın yüzde 75'i olumlu görüş bildirirken siz ne düşünüyorsunuz? Kız öğrencilerin, inançlarının gerektirdiği görünüm içinde okuyabilme hakkını elde etmek için AİHM kapılarını çalmasında asıl suç kimdedir? AİHM'nin olumsuz kararı ile, bugün içerde "ulusçu cephe" oluşturanların aynı çizgide buluşmaları neyin ifadesidir? Ya da AİHM'nin başörtüsü ve RP ile ilgili kararına alkış tutup onu içerdeki politikalara mesned yapanların, "ulusçu" bir refleksle, aynı AİHM'nin Loizidu kararına karşı çıkmaları ne kadar anlamlıdır?

Daha basit bir soru daha:

-Bir öğrenci velisi annenin, mezuniyet törenine giderken başörtüsünün üzerine peruk takacak bir halet-i ruhiye içine sürüklenmesi karşısında ne hissediyorsunuz?

"Bu yapı değişmeli" gibi bir çağılığınız var mı?

Türkiye, "Ulusçu cephe"nin "ulus"tan kopması gibi inandırıcı olamamaktan kaynaklanan dramatik bir vakıa yaşıyor. "İşçi"den kopuk, "proletarya" devrimcileri gibi... Çok ilginç!


1 Temmuz 2003
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED