|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Madem Avrupa Birliği'ne giriyoruz, baleyi ve operayı da sevmeliymişiz. Türk Müziği değil, daha çok Klasik Batı Müziği dinlemeliymişiz. Bir "aydın" tavsiyesi... Bir sürü laf kalabalığı arasında söylemek istediği özetle bu. Bir başka aydın da, aynı zamanda bir şair ve gazeteci, şovalye nişanını taşıdığı ülkenin yöneticilerine şöyle sesleniyordu: "AB'ye, rejimle sorunu olan dinci ve İslamcıları değil, bizim gibi iyi eğitim almış, Batı edebiyatını ve müziğini özümsemiş insanları almalısınız..." Bir başkası da, "opera ve bale düşmanı Türk halkının" AB önündeki en büyük engeli teşkil ettiğini yazıyordu. Bu da bir müzik adamı. Pek de yanlış değil aslında. Türkler operayı sevmezler. Aryadan, aryettadan, kısacası çok sesli Batı müziğinden hoşlanmazlar. Hoşlanıyor gözükseler de hoşlanmazlar. Çünkü, anlamazlar. Yapılan işe nüfuz edemezler. Anlasalardı, rahmetli Hikmet Şimşek'i mütekait bando şefine benzetip, Pazar Konseri'ni de "Pazar Kanseri"ne dönüştürürler miydi? "Kes şu kapı gıcırtısını herif, başım şişti" diye odadan odaya ünlerler miydi? Hikmet Şimşek, yıllarca televizyondan Klasik Batı Müziği sundu. "Yaptığımız programlar içinde" diyordu, "En çok Danny Kaye'in şovu tuttu..." Yani, Danny Kaye'in, orkestra şefi kılığında, büyük bir orkestra önünde gerçekleştirdiği ve hem bu müziği sevdirmeyi amaçlayan, hem de inceden inceden "ti"ye alan şovu... Türk halkı Klasik Batı Müziği'ni sevmiyor ama, Danny Kaye'in abartılı orkestra şefi rolünü pek bir benimsedi. Neden? Bu tarz müziğe duyduğu bilinçaltı tepkiyi dile getirmesine yardımcı olduğu için mi? Sadece kara kalabalıklar değil, "krem-krema" tabir ettiğimiz kesim de bu müziği sevmez. Seviyor gözükmesinin altında biraz "medya dolduruşu" vardır. İtalyan tenor Pavarotti'nin Türkiye seferini hatırlıyor musunuz? Basın haftalarca bu kalın gövdeli tenorun bir oturuşta kaç kilo ekmek yediğini, günde kaç kez teşaşüre çıktığını, hangi cins kağıda silindiğini, rahatça "dışarı" çıkabilsin diye hangi fedakarlıklarla İtalya'dan "özel klozet" getirtildiğini yazdı. Müzikten bahseden yok. Krem-krema, Müslüm Gürses'in "halk konseri"ne gider gibi akın akın gişelere hücum etti. Pavarotti'nin gelişi, oysa, öyle zannedildiği gibi bir müzik olayı değildi. Bir gösteri, bir şov, bir sirk... Tamam, operayı sev, aryayı koru, Pavarotti'yi yaşat. Fakat bu tarz müziği dinlemeyi bir ayrıcalık, bir üstünlük, bir meziyet sayma. Git efendi efendi, koltuğuna otur, çıtını çıkarmadan dinle. Salona girerken yanına kabuklu ve kabuksuz kuruyemiş, on yaşından küçük çocuk alma. Piknik tüpünü de bırak, kıra gitmiyorsun! AB önündeki en büyük engelin opera ve bale düşmanlığı olduğunu yazan arkadaş, sen de öncelikle bu ayrıcalığı hak et. Opera dinleyecek ölçüde inceldiğini düşünüyorsan, ayrıca Pavese'yi, Pratolini'yi, Svevo'yu, hele hele Calvino'yu da izle, oku, özümse. Hiç değilse, bir yerlerden duymuş ol!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |