|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir Rusya Devlet Başkanı'nın durup durup 32 yıl sonra Türkiye'ye ziyarete karar vermesi ve bu ziyaretin 41 yıllık Avrupa Birliği hedefinin son günlerine denk gelmesi yakın tarihimizin en büyük ironilerinden birisi olmaya namzettir. Hiç olmasa bu ziyaretin Türkiye'ye imkanlarını hatırlamak açısından psikolojik faydası olacaktır. Ayrıca, aklı Brüksel'e takılı kalan, gözü AB başkentlerinden gelecek küçük bir haberi kollayan Türkiye için Moskova'dan esen rüzgarın her türlüsü önemlidir. İster sert essin, ister mutedil... Ama, görünen o ki bu kez Rusya'nın estirdiği hava pek mutedil oldu. Putin'in ard arda "iki kutuplu dünya" çağrışımı yapan nutuklar attığı bir sırada Ankara'ya gelmesi moda tabirle, Türkiye'nin stratejik önemini daha da artırdı. Rusya Türkiye için sanıldığından çok daha önemlidir ve bu önem AB üyeliğinin dışında bir dünya olduğunun da en çarpıcı ispatıdır. Öncelikle, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak dünya siyasetinin AB ve ABD merkezliliğinin önündeki ciddi bir siyasal gücü temsil etmektedir. "Tamam da bunun bizimle ne alakası var?" diyenlere küçük bir alakayı hatırlatmak yeterli olacaktır. Şu sıralarda AB yolunda başımızı en fazla ağırtan Kıbrıs Rum Kesimi'nin tanınması ve beraberinde KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılamaması sorunlarının odağında Rusya bulunmaktadır. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın nisan ayındaki referandumun ardından hazırladığı ve Türkleri göklere çıkaran, Rumları yerin dibine batıran meşhur raporu görüşülmek ve kabul edilmek üzere beklediği Güvenlik Konseyi'nde tozlanmaya başladı. Yani, dahası tarihte ilk kez Genel Sekreter'in raporu Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıyor. Neden? Çünkü, Rusya istemiyor... Dolayısıyla da AB'nin, ABD'nin zaten pek gönülden istemediği KKTC'ye yönelik doğrudan uçuşların başlaması, ticari ambargonun kaldırılması ve nihayet tanınma sürecinin başlaması gibi hedefler bir türlü gerçekleşemiyor. BM Güvenlik Konseyi'nin raporu geçmediği için hiçbir ülke KKTC'yi gündemine alamıyor. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nı referandumda kabul ederek sağladığı avantaj politik bir değere dönüşemiyor. İşte Rusya ile ilişkilerin veya yeterince ilişki kuramamanın önemini gösteren bir küçük örnek... Peki, bütün bunlar nasıl olamıyor? Bizim tanımaya değer bulmadığımız Rum Kesimi'nin diplomatik manevraları ve Moskova ile öteden beri kurdukları ekonomik temelli ilişkiler sayesinde... İşte bu yüzden Ankara ziyaretinde Putin'in Kıbrıs için, "Gerçeklerin ne olduğunun farkındayız. Çözüm yolunda yardımcı olmaya çalışırız" demesi bütün bu bilgilerin ışığında yine de umut verici bir adımdır. Hele de biz, Brüksel'i , Washington'u harekete geçirmeye çalışırken sorunun Moskova istemeden aşılamayacağı gerçeği ortadayken. Türkiye'nin Rusya ile iyi ilişki kurmak için birden fazla sebebi vardır. Hiçbir ekonomik fayda sağlanamasa dahi siyasi olarak böyle bir işbirliği Ankara'nın elini rahatlatacaktır. Kaldı ki, doğalgaz konusunda geleceğini Rusya'ya sık sıkıya bağlayan bir Türkiye için, ekonomi ve özellikle enerji alanında işbirliği geri dönüşsüz bir yol anlamına da gelmektedir. Ankara, en azından 10 yıl alacağı besbelli olan Avrupa Birliği sürecini akıllıca yönetmek ve seçeneklerini artırmak için Rusya'dan yararlanmayı üst düzey bir siyasi hedef olarak gündemine almalıdır. Enerji, turizm ve inşaat gibi üç dev sektörde son derece sağlam temeller atılmışken Rusya'yı AB ve ABD'ye karşı bir seçenek zenginliğine dönüştürmemek akıl kârı da değildir. Türkiye, AB müzakere sürecini sürdürürken bir yandan da bölgesindeki imkanlara odaklanmak zorundadır. Rusya bu açıdan da bulunmaz bir potansiyeli temsil ediyor. Zaten, her aşaması hassas ve nazik dengeler üzerine kurulu AB süreci de Türkiye'ye her şeyden önce yumurtaları tek sepete koymamayı belleklerden çıkmayacak bir şekilde öğretiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |