AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
DemoNokrasi, yeni barbarlık çağı ve İslâm

Martin Jacques, şu ân İngiliz solunun yaşayan en saygın yazarlarından ve düşünürlerinden biridir. Jacques, haftalık The Guardian Weekly gazetesinin son sayısında yayımlanan yazısında, dünyamızın yeni bir barbarlık çağının eşiğine sürüklendiğini, bildiğimiz anlamda solun, tarihe karıştığını ve görülebilir bir gelecekte de yeniden doğmasının imkânsız olduğunu söylüyor.

Jacques, dünyaya Amerikan neo-liberal kapitalizminin ürettiği yeni-emperyalizm biçiminin çeki düzen verdiği ve Amerikan tarzı yeni-emperyalizm biçiminin imparatorluk ve sömürgecilikleri yeniden hortlattığı uyarısında bulunarak şöylesi bir tespitte bunuyor: "Yarım yüzyıldan bu yana Amerika'da en sağcı bir başkanın işbaşında olması, daha da kötüsü, solcu bir parti olan İşçi Partisi'nin başkanı ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Bush'un su-taşıyıcısı rolünü seve seve oynaması, inanılır gibi değildir".

Tony Blair'in Yeni İşçi Partisi'nin solu sol yapan tüm temel değerleri yok sayması ve köklü bir geleneğe sahip olan sosyalist bir partiyi Amerikan sağının en aşırı politikalarını uygulayan Bush'un hizmetçisi haline getirmesine İngiliz İşçi Partisi'nin içinden de en küçük bir tepkinin gelmemesinin artık solun sadece İngiltere'de değil, küre ölçeğinde alternatif bir dünya tasarımı sunamadığının en düşündürücü göstergelerinden biri olduğu geçeğinin altını çiziyor.

Jacques, yazısında, bütün bu olup bitenlerin, dünyayı, kapitalizmin saldırgan yürüyüşüne karşı alternatif bir arayışa sürükleyeceğini ama bu alternatif dünya arayışının artık Batı'dan çıkmasının imkânsız olduğunu söylüyor.

Batı'da da, Türkiye'de de, dünyada da solu bitiren şey, seküler dünya tasavvurudur. Sosyalizm ile kapitalizm bu anlamda aynı seküler dünya tasavvurunun ürünüdür.

Seküler dünya tasavvurunun sosyalizm gibi projeleri kolaylıkla yutabileceğini / bitirebileceğini bilmek gerekiyor/du. Çünkü, tüm sosyalist projeler, romantik ve muhalif hareketlerdi/r. Ve kapitalist bir dünya tasavvurunun bütün romantik ve muhalif seküler hareketleri, er ya da geç ama bir gün mutlaka yutabileceği görülebilmeliydi.

Başka türlü söylemek gerekirse, bütün romantik veya başka türden muhalif hareketler, eğer seküler kök-paradigmalar üzerine inşa edilmişse, kaçınılmaz olarak, önce Tanrı'yı hayatın merkezinden uzaklaştırarak insanı hayatın merkezine yerleştirecek, sonra da, bu dünyanın tek kralı konumuna geçen insan, mülkü (ekonomik, siyasi, askeri ve teknolojik her türden mülkü) ele geçirerek, mülkü, dolayısıyla dünyayı, dolayısıyla doğa, bilim, teknoloji gibi araçları kontrol etme güdüsünü mutlaklaştıracaktır.

Bu süreç kaçınılmaz bir şeydir. İnsanın Tanrı'nın yerine yerleşmesi, kaçınılmaz olarak bu dünyayı ve bütün araçları putlaştırmasını; sonuçta da bu dünyanın ve bütün araçların kulu-kölesi olmasını sağlayacaktı.

Nitekim öyle de oldu. Kapitalizm, insanı da, vicdanı da, hakkaniyet, adalet ve dayanışma duygularını ve pratiklerini de yok etmiş; dolayısıyla bütün değerleri tarumar etmiş; bilim, teknoloji ve teknolojik silahlar gibi her türden araçları mutlaklaştırmış (="araçsal akıl"), bu araçları elde etme, kontrol etme güdüsünü tek amaç haline getirmiş, böylelikle insanın bu araçları kontrol ettiği ölçüde dünyayı kontrol edebileceği inancını tek âmentü katına yükseltmiştir

İşte bu sürecin insanlığı getirdiği son nokta, yeni-emperyalizm ve yeni-sömürgecilik biçimleri olmuş; bu da bugün dünyayı tam bir kaosun, felaketin, savaşların, gözyaşının, hukuksuzlukların eşiğine getirip bırakmıştır.

20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden Heidegger'in kendisiyle yapılan son röportajda, insanlığı içine sürüklendiği felaketten ancak bir Tanrı'nın, Tanrı inancının kurtaracağını söylemiş olması, oldukça düşündürücü ve anlamlıdır.

Yeni-barbarlık çağının sürdürülebilmesinin tek yolu, demokrasiden değil, demoNokrasiden geçiyor: DemoNokrasi kavramını ben icat etmiş oluyorum. Demon, şeytan demek. Batılıların dünya üzerinde kurduğu hegemonyayı sürdürebilmeleri ve kendileri dışında, Batılı seküler paradigmaları ve dünya tasavvurunu kabul etmeyen, seküler paradigmaya teslim olmakta direnen tek coğrafya olan İslâm coğrafyasının direncini kırmak için başvurdukları başlıca yol, İslâm'ı ve müslümanları şeytanlaştırma, yani terörle, fanatizmle özdeşleştirme yoludur. Demokrasinin değil, demoNokrasinin (şeytanlaştırma düzeninin) hâkim olduğu bir dünya, Batılıların dünya üzerinde kurdukları barbar, haksız, hukuksuz düzeni bir süreliğine de olsa ayakta tutacak tek çıkış yoludur!

Artık Batılıların dünyaya demoNokrasiden başka bir şey armağan edemedikleri ve edemeyecekleri çok iyi anlaşılmıştır.

Dünyanın demoNokrasinin ürettiği barbarlıklar ve saldırganlıklardan kurtulmasını sağlayabilecek tek yol, insanın Tanrı, kâinât, tabiat ve diğer varlıklarla ve diğer insanlarla irtibat içinde olabileceği, Tanrı'ya, kâinâta, tabiata ve tüm insanlığa yapılan saldırıların sona erdirilmesini ve bütün dünyaya hakkaniyetin, adaletin, dayanışmanın ve barışın hâkim olmasını sağlayabilecek vahyin soluğuyla beslenen ve harekete geçen yeni bir medeniyet tasavvurunun geliştirilmesi ve tüm dünyaya sunulmasıdır.


8 Aralık 2004
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED