T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 5 NİSAN 2006 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

Son günlerin gözde konusu: 'Okulda şiddet'

Üşenmezseniz siz de açıp bakın: İnternetten "Google"a girip "okulda şiddet" temasını yabancı sitelerde arayın. Göreceksiniz ki konu tahmin ettiğinizden çok daha geniştir ve hiç mi hiç şaka kaldırır yanı yoktur. Konuya ilişkin yüzlerce bilimsel yazı yanında eğitim bakanlıklarının sitelerinde yer alan istatistiklere de ulaşabilirsiniz.

Oysa bu konuda biz hâlâ ikna olmuş değiliz: Diğer bütün dünya işleri gibi "okulda şiddet" konusu da ciddi bir iştir; hakkında konuşmak ve çözüm üretmek için özel bilgi gerekir.

Bir ciddi sorunu anlamak ve çözüm önermek konusu ne zaman açılsa (Türkiye'de) benim aklıma ilk önce yıllar önce duvarları süsleyen bir "Yeşilay" afişi gelir. Alkollü içecek tüketimine savaş açmış bu kurumun bir afişinde (aşağı yukarı) şöyle bir "uyarı" yer alıyordu: "Bira ile başlayan eroinle bitirir..." (!) Görüyorsunuz; iyi niyetle hazırlanmış olsa da ne kadar "uçuk" bir "uyarı" karşısındaydık! Tahmin edersiniz ki, bu bilgisizlik ile alkollü içecekler ve uyuşturucu ile savaşabilmek mümkün değildi. "Bira" ve "eroin" arasında kurulan "nedensellik" ilişkisi, sadece (ve sadece) bu haddinden fazla enteresan "uyarı"yı yapan kişinin aklının ürünüydü. Oysa niyet alkol ve uyuşturucu ile mücadele ise (ki öyle görünüyor), yapılması gereken ilk iş bu maddeler hakkında doğru bilgiyi aktarmaktan geçmiyor muydu? Ama hayır; "Bizde" âdet, bilginin mürşittiği yerine "korku"nun caydırıcılığını ikame etmekten geçiyor. "Bira" kutusuna el atmaya niyetlenen bir genç "Ama sonunda eroinman olurum" korkusuyla bu işten vazgeçecek!

Günlerdir tartıştığımız "okulda şiddet" konusunda da durum pek farklı değil.

Mesela geçen gün MEB Müsteşarı'nın konuya ilişkin şu açıklaması düştü önümüze: "Dünkü cinayet sevgi yüzünden olmuş. Ortaçağ şövalyeliğinin, şehirleşememiş kültürün sonucudur. (...) Sultanbeyli'de önceki gün cinayet işleyen çocuk erkekliğe adım atışını yaşadı, arkasında bir ceset bırakarak."

Ne diyeyim bilmiyorum ki... "Okulda şiddet"in iddia edildiğinin tam tersine "şehirleşmenin" bir ürünü olduğunu mu (köy-kasaba yerinde var mı böyle bir cinayet?), yoksa bu işin "Ortaçağ şövalyeliği" ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmadığını mı hatırlatayım?

Mesela yine geçen gün RTÜK Daire Başkan Yardımcısı açıklıyordu: "... şiddet içerikli filmlerin, günümüzdeki şiddet olaylarının artışında büyük etkisi var. Burada rol modeller oluştuğu zaman, gençler kendilerini değil, bir başkasının kimliğini bulmaktadır."

Ne diyeyim bilmiyorum ki... Kurtlar Vadisi (ve de özellikle Polat) hatırlanarak yapılan bu yorumların bir işe yarayacağını gerçekten inanıyor muyuz? (Ben RTÜK'ün yerinde olsam, kafamı önce söz konusu dizinin son bölümünde sahne alan ağır ceza hakimlerine takardım!)

Mesela geçen gün tecrübeli bir köşe yazarı "Lisede olay var" deyip devam ediyordu: "Bazı anne-babalar 3 ya da 6 ayda bir, çocukları uyurken birkaç saç teli kesip tahlil ettiriyorlar. 'çocuk uyuşturucu kullanmışsa net olarak anlaşılıyor...' Böylece, ortaöğretimde çok yaygınlaşan uyuşturucu trafiğine karşı çocuklarını denetliyorlar." Köşe yazarı üşenmeyip, başvurulacak merkezin telefon numarasını da vermişti!

Yani, "okulda şiddet" faslında da rolünün büyük olduğu iddia edilen uyuşturucu ile savaş için her akşam evlerinde çocukların saçlarından numune alınan bir Türkiye önerisi!

Peki iki satırla da olsa (yer kalmadı!) "okulda şiddet" konusunda ve bunun medya ile ilişkisinde farklı neler söylenebilir?

Bir kere herşeyden önce (Kemal İnal'ın dikkat çektiği gibi) "okulun demokratikleştirilmesi" şarttır. Önce "Okul" öğrencilere "şiddet" uygulamaktan vazgeçecek ki, sonra öğrencilerden şiddete başvurmamalarını isteyebilelim. Ve ikinci olarak, "şiddet-medya" ilişkisi söz konusu olduğunda da, psikiyatr ve psikanalistlerin ısrarla vurguladıkları şu tespit: Şiddet içeren imajlar, tek başına, şiddete başvurma arzusu yaratmazlar. Eğer bazı gençler bu imajlardan "ilham alıyorlarsa", bu imajlarda karşılaştıkları "modelleri" zaten önceden arıyorlardır.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi