YazarlarHayat zor

Hayat zor

Mustafa Kutlu
MustafaKutluGazete Yazarı

Görüyorsunuz büyük ve kalabalık şehirlerde insanlar kasılmış yüzleri ve çatılmış kaşları ile oradan oraya koşturup duruyorlar. Nedir bu telaş, bu sıkıntı, bu korku.

Bunun umumi bir sebebi var: Para kazanmak. E, ne olacak para kazanınca? Kardeşim burası köy yeri değil; süt inekten, ekmek tahıldan, meyve bahçeden gelmiyor; sıkışınca yoklayıp yumurta devşireceğin kümes de yok. Para ele geçince zaruri ihtiyaçlar giderilecek. Ne olur, ne olmaz diyerek bir bankaya bir miktar yatırılacak. Sonra.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mustafa Kutlu : Hayat zor
Haber Merkezi08 Kasım 2017, ÇarşambaYeni Şafak
Hayat zor yazısının sesli anlatımı ve tüm Mustafa Kutlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Sonrası elde kalana bağlı. Elde epeyce bir şey kalmışsa, ve bu azalacağına artıyorsa; bir yandan asık bir yüz–çatık kaş ile koşturacak; bir yandan da bu parayı ezmeye çalışacaksın. Nasıl?

REKLAM

Sen hiç gazete okumuyor, radyo dinlemiyor, televizyon seyretmiyor, caddeleri-vitrinleri dolduran mallara, reklamlara bakmıyor musun?

Sırtına ne giyeceğini eşine çocuklarına mevsimine göre hangi giysileri alacağını, bunlardan modası geçmiş olanları atacağını (en kestirme yol kapıcıya vermek); hangi mağazaları dolaşacağını alış-verişin bir zevke dönüşmesi için neler yapacağını söylüyorlar, yazıyorlar, gösteriyorlar.

Defalarca, defalarca, defalarca. Gözüne sokarcasına, kafana kazırcasına. Sonra.

Sonra yemek faslı geliyor. Artık senin damak zevkine kalmış. Damak zevkin yoksa korkma, onu da öğrenirsin. Şehrin, semtin, beldenin, yakın yerlerin, memleketin, seyahat güzergâhlarının, gizli-saklı mekânların haritası çıkarılmıştır. Bunların takvimi, tasviri, inceden inceye tanıtımı yapılmaktadır. Gurme denilen uzman ve üstatlarımız vardır. Bunların tv. programları gazetelerde köşeleri vardır. Biraz bak, bir iki seyret gözün-gönlün açılsın. İnsanlar nasıl yemek yemeyi bir âyin haline getiriyorlar gör. Tadılmamış bir lezzeti tanıtmak için; bir seyyah, bir keşşaf gibi keşfettiğin mekânı eşe-dosta göstermek için üşenme, arabana atla adresini aldığın yere git. Pişman olmayacaksın.

REKLAM

Sırtımız pek, karnımız tok, şimdi ne yapacağız? Gece henüz başlıyor güzelim, âlemlere akacağız tabiatıyla.. Mekândan mekâna geçip kafayı bulacağız. İyicene kurtlarımızı dökeceğiz, sabaha doğru döneriz eve. Eğitim şart; eğlenmek şart üstü şart. Ev dedikse öyle sıradan bir yer düşünme. Seviyeli insanların oturduğu, kapısında korumalar olan etrafı duvarlarla çevrili güvenilir bir site olmalı. Mümkünse geniş ve bakımlı bir bahçesi bulunmalı, bakarsın elli kişilik, yüz kişilik partiler verirsin. Bu kadar lükse gücün yetmiyorsa, yüzme havuzundan vazgeç, barbekü yerine dostların için mangal yak. Bak aslında bütün bunların bir de yurt dışı ayağı vardır. Demedi deme. İster Paris’ten giyin, ister tatilini Kanarya Adalarında geçir. Hadi oldu diyelim.

REKLAM

Yetmez anacım, yetmez. Bütün bunları parası olan her kıro yapabilir. Sen ne bileyim hobiler edinmelisin; tenis veya golf oynamalısın, su altı sporlarına, tarihi mekanlara takılmalısın, en azından bir iki koleksiyon yapmalısın. Resim falan.

Resimden anlamam. Dert değil cigerim. Başkalarının seni göreceği, medyada görüneceğin, toplumun tanıdığı biri ol yeter.

Yeme-içme-gezme-giysi o kadar önemli değil. Tanınmış biri olman lazım, şöhret yani.

Ne yapmalıyım? Bilmem. Siyasete soyun, bir film çek, bir sivil toplum kuruluşunun başına geç, akademik kariyer yap.

Uzun işler bunlar.

O zaman sık sık sevgili değiştir. Aldatmayı dene. Aldatmayı bilmiyorum.

Dert ettiğin şeye bak. Yahu bunun kitabı yazıldı be. On derste aldatma usulleri. Hayır hayır şunca yıllık karıma yapamam bunu, çocuklar ne der sonra.

REKLAM

Ay dayanamam sana, namus timsali kardeşim. Ama seni ne yapıp edip şöhrete kavuşturmamız lazım. Görünen, tanınan biri olmadıktan sonra ne yapsan boş, mânasız yani. Ee, beni böyle çaresiz mi bırakıyorsun? Çare var ama sen yanaşmıyorsun. Zor kardeşim, ötekiler neyse ne de, şu söhret işi zor.

Ne yapalım hayat böyle. Oyuna giren kol sallar. Peki hayat bu mu, başka bir yol yok mu? Var, öte dünya, hesap günü, helal haram, istersen onlardan konuşalım. Yok, yok kalsın. Ben şimdilik şunu bir deneyeyim, ötekine sonra bakarız. Bakarız da ecel var unutma. Ecel mi?

Yolda izde bir tanıdığa raslıyor ve soruyorum:

— Ne var, ne yok? Nasılsın?

REKLAM

— Eh işte yuvarlanıp gidiyoruz.

Bir başkası:

— Ne olsun sürünüyoruz, diyor.

Anlaşılan bunlar parayı bulamamış. Yaşıyorlar ama buna yaşamak denmiyor. Peki ben ne yapacağım? Ulan aybaşına da çok var daha.

En iyisi bir bayiye uğrayıp bir loto doldurayım. Hayat zor.