![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ekonomi, iç güveysinden hallice...Borsadan, hatta ekonomiden fazla anlamayan biri olduğumu aylar öncesinden ilân ettiğim ("Borsadan anlamam, ama...", Kulis, 17 Temmuz 2000) için, bir haftadır yaşananları ele almamın yakışıklı kaçmayacağını biliyorum. Yine de bu konuya girme cesaretini gösteriyorsam sebebi açık: Türkiye'de ekonomiyi yönetenler de ekonomiden pek anlamıyorlar... Eh, onlar hepimizin hayatını etkileyen kararları rahatlıkla alabilme cüretini gösterdiklerine göre, ben de konuya kıyısından dokunma cesaretini sergileyebilirim... Her ülke ekonomik krize girebilir, bastığı paranın yüzde 40'ı dünyanın dört bir tarafında tedavülde olan ABD bile... Önemli olan krize girmemek değil, panikleyip bocalamadan, temel hatalar yapmadan, hatta süreçten yararlanarak krizden çıkabilmektir... Bunu sağlamanın yolu da akılcı kriz yönetiminden geçiyor... Önceki akşam, bir politikacı, "Ekonomiden sorumlu bakanın kriz sırasında Japonya'da dolaşmasını eleştirenler var" dedi bana ve ekledi: "Oysa, iyi ki Türkiye'de değildi; o sayede bürokratlar IMF ile doğrudan ilişki kurarak krizin derinleşmesini engellediler..." Bu tespitin doğru olmadığını biliyorum; ekonomi bürokrasisi, en baştan beri, bakan Recep Önal'ı araya sokma ihtiyacı duymadan, yabancı muhataplarıyla doğrudan ilişki kuruyorlar... Kriz daha çok onların eseri zaten... IMF imzalı enflasyonu düşürme amaçlı ekonomi programı uygulayan bir ülkede, gecelik repo faizinin yüzde 1500'ün üzerine çıkması düşünülebilecek bir şey midir, Allah aşkına? Meclis, bütçeyi, 2001 yılında enflasyonun yüzde 10'dan yukarı çıkmayacağı varsayımıyla kabul edeli henüz üç gün oldu. Oysa, 2000 yılının enflasyon beklentisinden sapıldı; gelecek yıl yüzde 10 enflasyon palavra... Çalışanlar için bütçede öngörülen yüzde 10'luk zam sadakası bile hayal olabilir... Ekonomik krizle siyasi kriz arasındaki en temel fark burada: Siyasi kriz kamuoyu farkına bile varmadan olup bitebilir; ekonomik kriz ise herkesi etkiler... Sadece zenginleri vuran bir ekonomik kriz görülmedi bugüne kadar; ekonomik krizlerden -genellikle- fakirler çok daha fakir olarak çıkar... "Ben borsadan anlamam" başlıklı Kulis'te, bir dostuma ve uluslararası dev şirketlere danışmanlık yapan Japon asıllı Kenichi Ohmae'nin kitabına dayanarak, Türkiye'nin bir krize doğru yol aldığını yazmıştım. O günlerde, borsa indeksi 13 binlerde dolaşıyordu ve herkes "Dibe vurdu, bundan sonra yükselecek" beklentisi içerisindeydi. "Kovalarınızı hazırlayın" başlıklı bir başka Kulis'te (20 Temmuz 2000), "Gazetelerin borsa uzmanları şu sıralarda 'çıkış' bekliyorlar; ama -dostum, mevzii çıkışlar olsa bile, 'dip' denilen yerin epey uzağında olduğumuza inanıyor..." demiş ve yazıyı şöyle bağlamışım: "Gözümü açan dostumun beklentisi gerçekleşir ve 'en dip' onun öngörülerine uygun bir rakama düşerse, size de haber vereceğim... Belki sizin içinizden de (..) kovasını doldurmak isteyenler çıkar..." Bu kanaatimi tetikleyen "Görünmeyen Kıta" adlı kitabın yazarı Ohmae, danışmanlığını yaptığı Malezya başbakanı Mahathir Muhammed'in yanında izlemişti 1997 Asya krizini. Tespiti şu: Her ne kadar krizden yabancı spekülatörler suçlanmış ise de, Malezya'daki spekülatörler Malezyalılar'ın kendileriydi. Haddinden fazla açılmıştı bu spekülatörler ve kriz çıktığında likit durumda değillerdi... 'Bıyıklı yabancılar' sıfatının bolca kullanıldığı, 'likit durumda olmak' deyimini ezberlediğimiz günümüz Türkiyesi'ni ne kadar da çağrıştırıyor değil mi? Bizde de borsa spekülatörleri yabancılar değil, onlar piyasadan çekileli epey oldu; İMKB'de oynayanlar 'bıyıklı yabancı' tâbir edilen bizimkiler... Adamın adı Mehmet sözgelimi; arkasındaki siyasi desteği de kullanarak dünyanın çeşitli ülkelerinden bulduğu kredilerle borsada spekülasyon yapıyor... Zora girdiğinde siyasetçi yakını yardımına koşuyor... Kimbilir kaç kez tekrarlandı bu kısır döngü... Birileri, gerçek değerinin çok üstünde muamele gören Türk lirasında 'devalüasyon' bekliyor ya, hiç beklemesin... Yakını olan etkili politikacı, borsa bu hallerdeyken, Mehmet'in bir de kur yüzünden darbe yemesine müsaade etmeyecektir... Oysa Ohmae, kitabında, şaşılacak bir hükmü seslendiriyor: "1997 krizi Malezya'ya yarayabilirdi..." Şöyle yazıyor: "Malezya'nın likiditesinin kuruması ve uzun tünele girilmesi ülke açısından mutlaka kötü anlama gelmiyordu. Bu, yerli sanayinin zamanı çoktan gelmiş olan yeniden yapılandırılmasını hızlandırdı ve eski kıtaya yapılan bazı verimsiz yatırımları durdurdu. Daha da önemlisi rigitin (Malezya para birimi, TK) devalüasyonu Malezya için iyi bir fırsat yaratmıştı. Malezya şirketlerinin rekabet gücü kısa vadede artmıştı." (s. 232) Ancak, Mahathir'in akıllı davranmadığını, panikleyip birbiri ardına yanlış kararlar aldığını biliyoruz. Kendisini uyaran yardımcısı Enver İbrahim'i akıl almaz bir suçlamayla hapse attırmasına kadar varan süreçti bu. Bazı makul olmayan yanlışlıklara bizde de hazır olmamız gerekiyor; panik durumu çok aşikâr çünkü... Bir çok okurun, "Madem bu duruma gelineceğini bildin, nasıl çıkılacağını da söyle" dediklerini duyar gibiyim. Unutmayın, ekonomiden de, borsadan da anlamam ben; bilenlere sorarak ve okuyarak bugünlere gelineceğini öngörmüştüm. Ben haddimi bilirim.
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|