YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

Suskunlar kervanı

Bu gazetenin okurları fevkalâde farkındalar; ancak ilgililerin neredeyse bütünü dehşetengiz bir gerçeğe kulaklarını tıkamış görünüyor: "Türk medyasında istihbarat ajanları var..." Bugüne kadar sadece kulaktan kulağa fısıldanan söylentiler, artık ete kemiğe bürünen bir gerçekliğe dönüştü. Eski bir istihbarat yetkilisi, Hürriyet yazarı Fatih Altaylı'nın "MİT'in numaralı ajanı" olduğunu açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla, Altaylı ve öteki 'ajan-gazeteciler', örgütten aldıkları tâlimatlarla yönlendirici yazılar yazıyor, yalan haberler yapıyorlar...

Bu gerçeğin öğrenilmesi, medya içinden cesur bir sesin (Can Ataklı'nın 22 Aralık 1999 tarihli Zaman'da Birol Aydın'a verdiği mülâkat) "28 Şubat süreci içerisinde verdiğimiz haberlerin yüzde 90'ı yalandı" açıklamasıyla örtüşünce, ekmeğini bu meslekten kazananlar açısından vahim bir tablo ortaya çıkıyor. "Halkın haber alma hakkı" demek olan basın özgürlüğünü istismar eden bir gazeteci tipiyle karşı karşıyayız...

Medya ile istihbarat örgütleri arasındaki ilişki her zaman netameli olmuştur; halkın içinde, yazdığıyla ülke gündemini etkileme gücüne sahip gazetecileri hangi istihbarat örgütü kullanmak istemez ki? CIA'nın, geçmişte, bazı ajanlarını 'gazeteci süsü' vererek dünyanın çeşitli yerlerine gönderdiği biliniyor (Dikkat edilsin; CIA ajanlarını gazetelere sokup onlara köşe açtırmıyor, televizyon veya radyoda konuşturmuyor; bütün yaptıkları, gittikleri ülkede kendilerini gazeteci olarak tanıtmak...). Ancak, Amerikan basını, bu gerçek açıklandığında öylesine büyük bir tepki verdi ki, CIA, Kongre önünde, bu uygulamadan kesinlikle vazgeçtiğini açıklamak zorunda kaldı.

Son ifşaat, bizde, istihbarat örgütünden tâlimat alarak yazı yazan, radyo ve televizyonda program yapan bir 'ajan-gazeteci' olduğunu inkâr edilemez biçimde açığa vurdu. 'Numaralı' ve örgütten aldığı 'zarf' ile taltif edilen biri bu 'gazeteci' kimliği ardına saklanan kişi... Ülkenin en önemli sorunlarında fikir açıklayan, görüşlerini beğenmediği kişilere küfür ve hakaretler yağdıran, işadamlarını, bürokratları, siyasileri, aydınları köşeye sıkıştırmaya çalışan bir tip... Öyle anlaşılıyor ki, açıkladığı görüşler, yağdırdığı hakaretler, köşeye sıkıştırmalar 'zarf' mukabili tâlimat aldığı istihbarat örgütü adına... Eğer kulaklara gelen bilgi doğruysa, Türk medyasında, çeşitli düzeylerde 20 kadar 'istihbarat ajanı' görev yapıyor...

Basın mesleği bu tür bir ilişkiye izin vermez; bir gazeteci mesleğini evrensel ilkeler dışı güdülerle (emir ve tâlimatlarla) yerine getiremez. 'Ajan-gazeteci' veya 'istihbaratçı-gazeteci' türü sıfatlar, bizim meslekte, tüyleri diken diken etmesi gereken bir anormalliktir...

"Fatih Altaylı MİT'in numaralı ajanıdır" ve "Türk medyasında 20 kadar ajan-gazeteci var" iddialarının onuruna düşkün meslek mensuplarını ayağa kaldırması gerekirdi. Ajanlık ile itham edilen kişinin suskunluğunu anlayabiliriz, ancak gazete 'cürm-ü meşhud' yapılmış birini nasıl kadrosunda tutar? Başka 'gazeteciler', bir 'ajan' ile aynı çatıyı ve karşılıklı sütunları paylaşmayı nasıl içlerine sindirebilirler? Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi gibi meslek kuruluşları nasıl olur da seslerini çıkartmazlar? (Basın Konseyi başkanı da olan Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi, geçmişte, kendisi için de benzer yakıştırmalar yapıldığında hemen cevap verme ihtiyacı duymuş, iddiayı 'deli saçması' olarak gördüğünü açıklamıştı; şimdi başyazarı olduğu gazetenin bir yazarı 'ajan' çıkıyor, o da suskunlar kervanının bir üyesi...) Ya diğer gazeteler ve o gazetelerde çalışan gazeteciler? Bu koyu suskunluğu neyle açıklayabiliriz?

Akla binbir çeşit sebep geliyor, ama bunların hiçbiri -evet hiçbiri- meslek mensupları açısından olumlu değil.

Rahmetli Necip Fazıl, çirkefin toplumda yaygınlaşmasına örnek olarak bir Yeniçeri fıkrası anlatırdı. Kafası hoş bir Yeniçeri ağası, gecenin bir vakti, "Ahlâksızlar, namussuzlar, bilmemneler" diye nara atmış... Ne olduğunu anlamak için kimi kapıdan kimi pencereden fırlayanlara bakıp, "Amma da çok bilmemne varmış" diye mırıldanmış...

Susmakla bu belâyı başınızdan def edebileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

NOT: Hürriyet yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, başka gazetecilerin de katıldığı birkaç brifingte hazır bulunmak dışında, MİT ile herhangi bir ilişkisi olmadığını kesin bir dille bildirdi. Açıklarım. F. K.


14 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...