| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'Rutin bir hayat' ve 'Topal ördek'
Türkiye bu günlerde "tartışmaya"ya doymuyor. Medyanın da himmetiyle her gün yeni taraflar oluşuyor, yeni polemikler başlatılıyor. Cumhurbaşkanı devletten bahisle "Yüksek menfaatleri -ki bunu takdir etmek hükümetlere düşer- icap ettirdiği zaman rutinin dışına çıkabilir" dedi ve yeni bir tartışma başladı. Gecikmeden tartışmaya koyulduk; acaba "rutinin dışına çıkmak"dan ne anlamalıyız? Ya da -yine Cumhurbaşkanı'nın ifadesiyle- devletin "rutinin dışına çıkma payı vardır" demek ne demek? Acaba rutinin dışına çıkma payı kullanılarak rutinin dışına çıkınca bu çıkış yasal zeminin dışına bir çıkış olarak mı, yoksa rutinin dışına çıkma payı kullanılarak rutinin dışına çıkıldığı için yasal zeminin dışına rutin olarak çıkılması şeklinde mi yorumlanmalıdır? Amaaan ne zor meseleler bunlar böyle... Millet olarak gerçekten, ama gerçekten çok yorulduk, perişan olduk. Bu devlet işleri ne zor şeylermiş böyle... "Tartışma"ya doyamadığımızdan olacak, Hürriyet gazetesi de hafta başında bize yeni bir tartışma konusu öneriyordu. Birçoğunuz mutlaka görmüşsünüzdür, "Topal ördek" meselesinden söz ediyorum. İsterseniz meseleye yabancı olanlar için önce biraz bilgi vereyim: ABD'de görev süresinin sonuna yaklaşan Başkanlara "Topal ördek" diyorlarmış. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de programında olan ABD gezisini iptal etti ya.. Hürriyet bu nedenle soruyor: Acaba Cumhurbaşkanı'na geziyi iptal ettiren nedenler arasında "Topal ördek korkusu" da var mı? Hürriyet'in bu soruya (yani ortaya kendisinin attığı soruya!) cevabını ben biraz karmaşık buldum. Şöyle ki: Hürriyet konuyu (yani "Topal ördek" meselesini) tartışmaya açtığı birinci sayfasında Clinton gibi Demirel'in de "aynı durumda", yani "Topal ördek" olduğunu söylüyor. Ama iç sayfalarda (bkz. 36. sayfa) bu fikirde olmadığını görüyoruz. Bu sayfaları okuyunca anlıyoruz ki, "Topal ördek" sıfatını hakeden Clinton'dır ve Demirel'in "Topal ördek"likle filan bir ilgisi yoktur. Gazete şöyle diyor: "Üstelik Clinton'ın Türk meslektaşından (dikkat edin, gazeteye göre "Başkanlık" bir "meslek"!) farklı olarak bir daha seçilme şansı da yok."(!) Münasebetsiz karşılaştırma tabii ki... Başkanların sahip oldukları "şans" açısından karşılaştırılması ne derece doğrudur? Eğer illaki bir karşılaştırma yapılacaksa, Başkanların anayasalarda belirlenmiş olan haklarını öne çıkarmak daha doğru bir yöntem değil midir? Eğer bu yöntem benimsenecek olursa açıkça görülecektir ki, Demirel de en az Clinton kadar "Topal ördek"tir! Dolayısıyla, "Topal ördek" sıfatı sözkonusu olunca iki Başkanın durumu bir farklılık arzetmiyor. Belki şu söylenebilir: Hürriyet'e Demirel lehine bu yorumu yaptırtan etken, ABD'de görev süresi biten Başkan'ın, bizde ise hukuku tamamen bir araç olarak gören ve adına yanlışlıkla "hukuk devleti" denen sistemin bizzat kendisinin "Topal ördek" olmasıdır! "Rutinin dışına çıkma" meselesine tekrar geliyorum: Evet, Cumhurbaşkanı, "rutin"in dışına çıkmanın "kanunsuzluk" yapılması anlamına gelmediğini savunuyor. Oysa çok daha açık sözlü olarak siyasetçiler de var. Mehmet Ağar, Hürriyet'te Ayşe Arman'ın sorularını cevaplarken bakın ne diyor: "Zaten devlet hizmetinin içinde illegalite var. Nedir mesela? İstihbarat. İstihbarat kuruluşlarının şeffaflığı düşünülebilir mi? Devlet, kendi güvenliğine yönelen tehditleri neyle bertaraf edecek? İllegalite olacak."(!) Evet, bu açıklamadan da anlıyoruz ki (daha güvenilir bir tanığı nereden bulalım. Emniyet Müdürü, Vali, Emniyet Genel Müdürü, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, herşey tamam; bir Cumhurbaşkanlığı eksik) "illegalite" var ve bu "rutin"in içinde. İsterseniz, bir "yorum" da buna gelmeden "illegalite"yle eşanlamlı sözcükleri de hatırlayalım: "İllegalite"="Kanunsuzluk"="Yasal olmayan"="Rutin işler"! Demek bu kadar devlet görevi üstlenmiş bir insan için devlet hizmetinde "şeffaf" olmayan işlerin karşılığı "illegal işler"? Ayşe Arman'ın röportajından başka önemli açıklamalar da çıktı. Konumuzla da ilgili olduğu için bir küçük soru/cevap daha aktarmak istiyorum: Soru: "Sizi Elazığ mafyasının seçtirdiği söyleniyor." Cevap: "Bu Elazığ"a hakaret olur. Şiddetle nefret ederim. Bu yorumu kimse yapamaz. O zaman bazı huylarım depreşir: O dilleri keserim." Hatırlatılan söylenti tabii ki sevimsiz; ama ya cevap? Eski bir emniyet müdürü, vali, emniyet genel müdürü, içişleri bakanı ve adalet bakanı "eski huyları"nın "depreşeceği"nden ve "O dilleri..."den söz ediyor. Ben de bir zamanlar, bazılarının (sanıyorum Radikal'de Ümit Kıvanç'tı) yaptığı gibi, büyük bir acı yaşadığından dolayı Ağar hakkında aklımdan geçenleri kendime saklamıştım. Ama şimdi şaşkınlıkla görüyoruz ki, bazı insanları hayatta hiçbir şey (hayattaki en büyük acı bile) "eski huyları"ndan uzaklaştıramıyor.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|