T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hak veriyorum, vermiyorum, veriyorum...

Yılın son günü böyle bir itirafta bulunacağımı yılın başında rüyamda görsem yatağımdan kâbus görmüş gibi fırlardım. Ne yapalım, çaresiz itiraf edeceğim: Sabah gazetesini hazırlayan arkadaşlar, konuya değinen Sabah yazarları yerden göğe kadar haklılar...

Geçen yılın sonunda, "Banka batırdı" iddiası yüzünden, aralarında gazete patronları da bulunan bazı ünlü işadamları kodesi boyladılar; bu yılın sonunda, hükümet, batacak bankalara hazineden kaynak aktarmayı öngören bir yasa çıkarma hazırlığında. Sabah'ın, dün, "Temizel kafası yedi yılımızı yaktı" demesi mübalâğa tabii; ama Temizel'in tasarruflarının, Dinç Bilgin, Murat Demirel, Cavit Çağlar ve Ali Balkaner gibi bankacı-işadamlarının en az bir yılını yaktığına kuşku yok...

Bir yıl boyu, "Yolsuzluklarla mücadele ediyoruz" deyip duran ve bu iddiasına cezaevindeki bankacıları örnek gösteren hükümet şimdi taktik değiştirdi. Her batan bankayla birlikte milyarlarca doların kaybolduğunu ileri süren, bankalar operasyonunun devlete 26 milyar dolara mal olduğunu söyleyen sanki kendisi değilmiş gibi, şimdi "Yapılması gereken bankalara el koymak değil, onları yaşatmaya çalışmak" görüşünü seslendiriyor hükümet. İçi boşalmış bir bankayı nasıl yaşatabilirsiniz? Elbette içine para pompalayarak... Bundan sonra bankalara el konulmayacak, kasalarına taze para konulacak...

Bu gelişme karşısında, gazetesi ve televizyonu olan cezaevindeki bir patronun, manşetler, sütunlar ve ekranlardan, "Benim günahım neydi?" diye sormasından doğal bir şey olamaz. Çoktandır farklı düşündüğüm Sabah gazetesini hazırlayan arkadaşlar ile konuya değinen Sabah yazarlarına işte bu yüzden ilk kez hak veriyorum. Patronları nâmına, "Bir yıldır çile çektirdiğiniz ayıp değil mi?" diye sormaya hakları var...

Eğer bankaların içini boşaltmak, çıkartılmak istenen yeni yasanın mantığının işaret ettiği gibi, ödüllendirilmesi gereken bir mârifet ise, 'bankalarının içini boşalttıkları' iddiası ile cezaevinde konuk edilen o kadar bankacıya, devletin, en azından bir özür borcu var demektir. Aksi halde, onları içeri atanlar, bundan sonra bankalarının içini boşaltacakları hazineden kaynak aktararak ödüllendirirken tam anlamıyla 'çifte standart' uygulamış olacaklarını bilsinler. 'İçi boşaltılan bankalar' kaynak aktararak kurtarılabiliyor ise, o kurtarma yöntemi, geçmişte niçin uygulanmadı? İçeride yatan bankacılar, koro halinde, Kayahan'ın "Size sevdanın yolları, bize kurşunlar" şarkısını söyleseler elbette yanlış olmaz...

Ben de olsam onlar gibi "Bu işin içinde bir iş var?" diye düşünür ve kızgınlığım daha da artardı...

İçi boşaltıldığı ileri sürülen bir bankanın paraları herhalde buharlaşmış değildir. Lavoisiere'den beri, "Yok olan hiçbir şeyin var olmayacağını, varolan hiçbir şeyin de yok olmayacağını" biliyoruz... Bazıları, batan bankalardaki paraları, patronların çaldığını sanıyordu; oysa, bu yeni girişimle, hükümet, "Yok oldu" denilen paraların aslında kendi kasasında yattığını keşfetmiş oldu... Batan bankalardan kaybolan paralar, nasıl olmuşsa, devletin hazinesine gitmiş... Bu durumda, eski bankaların batan paralarının da aynı yerde aranmasından daha doğal ne olabilir? Nasrettin Hoca da, mahzende kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta aramaz mıydı? Banka kasaları karanlık, devletin hazinesi ise aydınlık...Bir an hak vermekte tereddüt etsem de, sonunda Sabah gazetesini hazırlayan arkadaşlar ve Sabah'ta yazanlar gibi düşünüyorum: Devlet, hazinesinden, sadece yeni batacak bankaları yararlandırmamalı, eskiden batmış ve bu yüzden sahiplerinin cezaevine düşmesine yol açmış bankaları da düşünmelidir.

Hükümetin son yasa hazırlığını öğrendiğimden beri, Sabahçılar'a hak veriyorum ve çifte standarttan vazgeçilmesini istiyorum. Fakat yine de kafamı kurcalayan bir soru var: Sabah'taki arkadaşlar, hükümetin, patronlarını yeniden gazetenin başına geçirecek biçimde cömert davranmasını arzu ediyorlar da, neden o cömertliğin doğrudan gazetecilere yapılmasını istemiyorlar? Öyle ya, devlet, aslında hepimize ait olan hazinesini içleri boşalmış bankaları kurtarmak için seferber edecekse, bu cömertlik bizlerin kesesinden yapılıyor demektir... Benim kesemden cömertlik yapan devlet, bu parayı batık bankaların patronları için harcayacak yerde, işsiz gazetecileri veya patronları zor durumda olduğu için maaş alamayan meslektaşları gözetse, şahsen daha mutlu olurdum...

Neyse, ben yine de Sabah'ta çalışan meslektaşlara hak vermeye devam ediyorum.


31 Aralık 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED