|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Az önce yeni bir şiir okudum; henüz yayımlanmamış bir şiir.. Sanıyorum, günün birinde basılarak okuyucuya ulaştığında, hayatın bizden kopardıkları ve alıp götürdükleri hususunda, içi burulan hassasiyet sahiplerinin benzeri 'kaygu'larını çoğaltacaktır. Peki, nasıl bir şiir? Vallahi, Noel-moel tartışmaları esnasında soytarıların cirit attığı şu günlerde, oluşturulmak istenen havanın rûhuna hiç de denk düşmeyen bir şiir; kısaca "Fena bir şiir değil" diyebilirim.. İster-istemez, eşya ve hadiselerin iç-determinizmine boyun eğen; bu bakımdan kendini 'dünya'dan sıyırmaya çalışan; his dokusu itibariyle ise, sessiz ve kımıltısız bir 'vaha'nın gizli çarpınışları gibi, son derece kederli terennümüyle kalbe ilişen; dahası, hâfızanın sürpriz îmâlarıyla 'hayat' karşısında yer yer sendeleyen, naif ve 'incinmiş' ve bir o kadar da 'uyarıp yaralayan'; ve "tek bir kişinin şahit olduğu ayinden, herkese âşikâr ucuz bir râbıtadan, merakla ve gözlerini okutarak" bahseden bir şiir.. Bir başka açıdan, içinde gezindiği zaman sarmalını, kelimelerin rengini donuklaştırarak şuur dışına iten bir şiir.. Bundan olacak, ilk okuduğumda, üzerime sarhoş edici, baş döndürücü bir ağırlık çöktü. Tarifsiz bir sızı, öte yandan.. Dünyadan bir kez daha soğudum! Trajik bir iç-geçirmenin örgüsüyle 'gövde'sini tazeleyen bu şiirin bir yerinde şöyle sesleniyordu şair: "benim sesim, senin ruhunla yaratılmış, hayatı bizden ayıran, semâyı o güne dek ayakta tutacak ince bir zardır." Koyu, karanlık bir 'meçhul'ü imleyen bu seslenişteki 'med ve cezir'in tılsımı, şiirin anlam katmanları arasına sızmış olan 'esrarlı' havayı içten içe perçinliyor gibiydi: "yalnız sana yükselen bu sesten başka hangi nefes sarar, ruhunda ki kelimeyi, hangi söz böyle kesilir arzda ve kilerde kim arar seni n için arındırılmış râyihâyı?" Kim bilir, belki de, bu 'kahırlı' sesin temâsıyla oluşan sezgisel fotoğrafa nüfûz için, öncelikle 'arab'ını temaşaa edebilmek gerekiyordur.. İçtiğim kahveden bir yudum alıp, bir sigara daha yaktım. (Yarından itibaren 'şu sigara içme hastalığı'ndan hiç olmazsa bir süre için kurtulmak istiyorum. Artık çok oluyor!) Ve tamamiyle şiirin içine gömüldüğümü hissettim.. Sonra o tuhaf, kaotik, pesimizmi kışkırtan mısralarla bir kez daha göz göze geldim: "pasını silme zamanı geldi namluyu alnıma dayadığımda nasıl..? serinleyeceğim." "Hayat, bu kadar 'imkânsız' işte!.." dedim, kendi kendime.. "...Hayat, bu kadar hesapsız; insanı böylesine bîçare bırakacak denli acımasız olabiliyor kimi zaman!" Zira, "verem"i, "Rus romanlarını", "yüzükte mayalanan zehir"i, "Yıldırım'ın ıssız mezarını hatırlattıktan sonra" 'gidebilmeyi' tasarlayan bir şairi, Pavase'den başka kim sakinleştirebilir? Üstelik: "derim için kuruttuğum kibrit çöplerini telef etmeme mani ol! mayacak mısın?" mısralarıyla, "meçhul"ün muhayyileye yaptığı hücumu daha da berraklaştıran bir şair ise bu.. Kendi cesedini: "ölüm müthiş bir seyir olurdu" diyerek, hem bir bakıma kutsayan hem de "fenâ kokutan" bir şair.. Oysa, öyle anlaşılıyor ki; şiirin engin sularında yol alırken yakaladığı ontolojik mutluluk ve huzuru hiçbir şeye değişmeyeceğini hissettirirken bile, iç-sızılarına neden olan bir hayatı artık kabullenmek ve "sabra maruz" bırakılmayı göze almak zorunda kalışını gizleyemiyor. O, belki, hâlâ yalnız bunun için yaşıyor; "dudağındaki nişan parmaklarıma dolanır, yüzer kalbim de binlerce melek, dünyaya kanatlarını kapatıp..." Oldu olacak, bir sigara daha yakayım!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |