|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Olup bitenden ancak 2001'in son cuma günü haberdar olabildik. "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması" kanun tasarısının görüşülmesi sırasında Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda çok sert tartışmalar olmuş, tasarıyı hazırlayan Kemal Derviş işi "Bu programın en önemli düzenlemesi. Bu çıkmazsa istifa ederim" demeye kadar vardırmıştı. Sonunda kabul edilen tasarı hakkında değişiklik önergeleri verilmiş, taraflar tezlerini canla başla savunmuşlar. ANAP'lı Aydın Ayaydın, uzlaşma yönünde en çok gayret gösteren Komisyon üyesiymiş. ANAP'lı Yaşar Topçu da çok aktifmiş. Bir ara Nesrin Nas'ın (yine ANAP'lı) telefonunu Derviş'e geçirdiği, Derviş'in de hattın diğer ucunda olan Mesut Yılmaz'a (o da ANAP'lı!) tasarı hakkında bilgi verdiği gözlenmiş... Komisyon'u böyle hararetli bir tartışmanın içine iten neden, kurtarılacak bankaların sektördeki pay ve "sermaye yeterlilik rasyosu" oranlarının tespitinden ibaret... Söylediğim gibi, biz (yani gazete okuyan ve okumayan bu toplumun üyeleri olarak) ancak 2001'in son cuma günü haberdar olabildik. Bizim dünyadan haberimiz yok! Memlekette yine bir şeyler oluyor ama bizim dünyadan haberimiz yok! Ayrıca, hızla kanunlaşacağı anlaşılan bu "tasarı" kayıtsız kalabileceğimiz türden bir girişim de değil. Yani hep birlikte "Sektördeki pay oranları da, sermaye yeterlik rasyoları da kendilerinin olsun; yeter ki bizi rahat bıraksınlar!" diyerek işin içinden çıkılacak bir durum da değil... BDDK Başkanı Engin Akçakoca, söz konusu "operasyon"un "Cumhuriyet tarihinin en önemli operasyonunu içerdiğini" açıklıyor. Ama bizim dünyadan haberimiz yok! 2001'in son cuma günü, bankacılık sektörüyle çok sıkıfıkı olan Akşam gazetesi bile, tasarıdan "sürpriz bankacılık operasyonu" olarak söz ediyordu. Düşünün; ortada bankalara milyarlarca dolar akıtacak bir "operasyon" var, ama bizim dünyadan haberimiz yok! Neyse... Olay sonunda (2001'in cuma günü) medyanın gündemine girebildi. Peki, girmesine girdi ama "biz" yeterince aydınlanabildik mi? Etrafında pek çok "numara"nın döndüğü apaçık olan bu tasarı hakkında artık yeterince bilgiye sahip miyiz? Ne gezer! Bankalarla kuşatılmış, bankalarca "esir alınmış" Türk medyasından işin aslını öğrenebilmek ne mümkün! 2001'in son cuma günü, bankacılık sektörüyle çok sıkıfıkı olan Akşam gazetesi "tasarı"yı "Reel sektörü rahatlatacak adımların ilki atıldı"(!) spotuyla takdim ediyordu. Düşünün, söz konusu "tasarı" sadece bankaları kurtarmakla ilgili olduğu halde, "reel sektörü rahatlatacak ilk adım" gibi bir spot! Yani şöyle bir "nedensellik zinciri"; Önce bankalar "rahatlayacak"; sonra da, rahatlayan bankalar "reel sektörü" rahatlatacak... 2001'in son cuma günü yayınlanan Doğan Grubu çatısı altındaki gazeteler "tasarı"yı birinci sayfalarında "pas" geçmişti. Sadece bir bankanın tanıtım hizmetini üstlenen bu gazetelerdeki göreli kayıtsızlık da anlamlıydı. İç sayfalarda yer alan haber başlıklarından "tasarı"ya sıcak bakmadıkları anlaşılıyorsa da... Yine anlamlı bir biçimde, sırtında iki banka taşıyan Star da "tasarı"yı çok büyütmemişti. Artık "bankasız" olan Sabah'ın tavrı ise tahmin ettiğiniz gibiydi: "Yananlar ne olacak?" (Güngör Mengi'nin yazısının başlığı.) Peki, 2001'in son cuma gününden, okuduğumuz yazının kaleme alındığı 30 Aralık gününe kadar gazetenin okurlarını bu "tasarı" hakkında bilgilendirmeye yönelik yayınları nasıl gelişti. Çok kısaca, okurlar olarak hâlâ yeterince bilgilendiğimizi söyleyemeyiz. Benim gördüğüm kadarıyla, "ekonomi yazarları" arasında sadece Milliyet'ten Güngör Uras, "Banka batakçılarına yılbaşı hediyesi" ve "Banka kurtarmaktan 'bıktık usandık'" başlıklı yazılarıyla "tasarı"ya karşı cephe aldı. Diğer "ekonomi yazarları" başka konuları işlemekle meşguller! Hatta öyle ki, Hürriyet'ten Sedat Ergin "ekonomi yazarları"nın suskunluğundan rahatsız olmuş olacak ki - gazetesinin dünkü sayısında "Peki işsizleri kim kurtaracak" başlıklı ("tasarı"ya karşı) bir yazısını yayımlatmış. Bu arada, Milliyet'in "topladığı 1 milyar dolarlık mevduatı kendi şirketlerine aktaran banka" ile ilgili yayınladığı "rapor"un da "tasarı" etrafında kopan kavganın bir parçası olduğunu unutmayalım.. Görüyorsunuz; "tasarı"nın hangi bankaları "kurtardığı", hangi bankaları küstürdüğü; "tasarı" etrafında başlatılan kavganın tam olarak ne anlama geldiği biz okurlar açısından hiç mi hiç açık değil. Radikal'in dünkü sayısında Ruhi Sanyer imzalı yazıda karşımıza çıkan "Tartışmalı konu: Yüzde 1'den küçük olup yapısı güçlü bankalar da var, büyük olup zayıf olanlar da" ifadesini tam olarak anlayabilmek de mümkün değil! Yani özetle, birileri yine birşeyler çeviriyor ama bizim dünyadan haberimiz yok! Nasıl olsun, haber vermiyorlar ki... Bu çerçevede son olarak, basında karşılaştığımız bir "özgün" tavırdan da kısaca söz edelim. Bu tavırı en iyi Yeni Şafak'ın dünkü sayısı sergiledi. Gazetenin "Torpilbank'a asker öfkesi" şeklindeki manşeti, haberimiz olmadan önümüze getirilen bu "tasarı"yı MGK'da "asker tepkisi" ile durdurmayı amaçlıyordu. Gazetenin verdiği bilgilere göre, son MGK toplantısında Cumhurbaşkanı ve "asker"in Kemal Derviş'e tepkisi sert olmuş, Derviş için Ankara'da "suyunun ısındığı" yorumları yapılmaya başlanmıştı bile... Yeni Şafak'ın haberini okuyunca aklımdan şu düşünceler geçti: Bankalara yönelik bir "tasarı"nın MGK'da ne işi var? Ve biz "toplum" olarak, "rasyosu"nu bir türlü çözemediğimiz bir "tasarı"dan kurtulmak için MGK'nın "asker" kanadının himmetine mi muhtacız? İsterseniz sorularımı ben cevaplayayım: "Tasarı"nın öngördüğü önemli ekonomik kararların MGK'nda görüşülmesinin hiç mi hiç gereği yok. "Tasarı", kurul üyesi "askerler"i sadece onların da bizim gibi bu toplumun birer üyesi olmaları bakımından ilgilendirir... Bu tür "tasarı"lara ilişkin olarak en başta gelen ihtiyaç, toplumun muhalefet partileri ve medya tarafından lâyıkıyla bilgilendirilmesidir. Yani önce "hür haber"! Toplum olarak, kapımızdan "hür haber" eksilmesin, yeter... Gerisini "biz" hallederiz! Her işin "rasyosu"nu, herkesten önce biz anlamalıyız...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |