|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yılın son gününde, genellikle "2001'de neler oldu" şeklinde bilançolar yapılır.. Bu haber listelerini, her gazetede bulacaksınız.. Galiba önemli olan, 2001'in hangi olaylarının, ne tür gelişmeler içererek 2002'ye aktarılacağını görebilmektir.. Bu açıdan söyleyebileceğimiz şu.. "11 Eylül Sonrası Dünya"nın şekillenmesi, 2002'ye de yansıyacak.. Bu açıdan, gerek Orta Asya'da, gerekse Kafkaslarda, Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Federasyonu arasındaki uyumun, giderek arttığını göreceğiz.. Eğer Irak'a (veya Saddam'a) yönelik bir operasyon olacaksa, bu uyum daha da yoğunlaşacak demektir.. Bundan bizim için ne sonuç çıkar? Demek ki, Türkiye'nin gerek Irak politikalarında, gerekse dış politikasının temel konularında, eskisinden farklı bir konjonktürün oluştuğu bilincine sahip olması gerekiyor.. Yani, "Afganistan operasyonuna madem Türkiye destek verdi.. O zaman Amerika bize mecbur, muhtaç ve müteşekkir olmalıdır" çizgisini hafif değiştirmeliyiz.. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Ürdün de, Pakistan da, ABD'ye destek ve askeri güç veriyor.. Ayrıca, İran bile, sessizce izliyor Amerika'yı.. Türkî cumhuriyetler ise, kuzu gibi.. Eğer Başbakan Ecevit veya Türkiye'de sözleri önem taşıyan sivil ve asker kesimler, Amerika'ya karşı çok fazla "olmaz böyle şey" söylemini seslendirir ve "Saddam'ı gözetir" görüntü verirlerse, Washington "yeter artık" diyebilir.. Ankara'nın "Saddam'ı gözetmek" ile "Irak'ın bütünlüğünü korumak" kavramlarını birbirlerine karıştırması, ekonomik ve siyasi olumsuz sonuçlar getirebilir.. Demek ki, 2001'den 2002'ye, böyle bir dramatik ikilemi aktarıyoruz.. Başbakan Ecevit'in Washington'a "Sayın Saddam'ın avukatı" rolünde gitmek niyeti varsa, bu mutlaka gözden geçirilmelidir.. "Türkiye'nin Bütünlüğü" kavramı, "Saddam'ın iktidarı"na endekslenmemelidir.. "Saddam'ın devrilmesi" ile "Irak'ın parçalanması", birbirlerinin mütemmim cüzü biçiminde görülmemelidir.. Bunun gibi, "Madem Amerika'yı tutuyoruz, Avrupa Birliği de bizi olduğumuz gibi kabul etmeli" söylemi, aynı şekilde yanlıştır.. Çünkü İngiltere veya Almanya, birer Avrupa'lı olarak, Amerika'ya Türkiye'nin verdiğinden fazla maddi ve politik destek veriyorlar.. Üstelik durmadan, Amerika'dan ekonomik destek, İMF kredisi falan da istemiyorlar.. Özetle Türkiye, Avrupa'nın Türkiye'nin şartlarına uymasını ve Türkiye'ye benzemesini istemek yerine, Türkiye'nin Avrupa'ya benzemesine çalışmalıdır.. Ekonomide, demokraside, hukukta ve her alanda, Türkiye 2002'yi "Avrupa'lı olmak", "Maastricht ve Kopenhag kriterlerine uymak" için, son fırsat yılı olarak değerlendirmelidir.. Neticede "Türkiye'ye benzeyen Türkiye", Türk insanını mutsuz etmiştir.. İşsizlik, ümitsizlik, sürekli kriz fobisi, kronik enflasyon, hantal devlet, yoksul adalet, hep gündemimizdedir.. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Türk yurttaşlarının "insan ticareti"ne konu olduğunu, kaçak göçmenlerin, yabancı ülke kapılarında havasızlıktan boğulduğunu görüyoruz.. Biz, bu duruma düşmeye müstehak bir toplum değiliz.. Yani artık şu "kendimize benzeyen kendimiz" olmaktan vazgeçip, Avrupa'lı Türkler olmaya karar verelim.. Bırakalım, milliyetçi geçinenler, Türk Kurultayı toplayan öbür milliyetçilerle kavga etsinler.. Biz, "ne haber, Amerika'yı destekliyoruz ya" cakasını bırakıp, gerçekten dünyalı ve Avrupa'lı olalım.. 2002'de hep bunları konuşacağız.. ŞAKA
Kaşık düşmanları!.
Bazı gazetelerde, birileri var.. Bunların en büyük endişesi, insanların özel ay ve günlerde çok yiyip, sonunda miğde fesadından ölmeleri.. Her Ramazan'da, bunların haberleri gazeteleri işgal eder.. - İftar'da ağır yemeyin.. Sahur'u ölçülü tutun, gibi öğütler verirler.. Şimdi de, "yılbaşı yemeği tehlikesi"ne karşı uyarıyorlar.. - Yılbaşı sofrasında sakın tıka-basa yemeyin, diyorlar.. Bu "Kaşık Düşmanları", gerçekten bıktırdı!. SON GÜN MÜ?
"Yarın"lar, mutlaka sonunda "bugün" olur!.
Bugün ne evrenin, ne de dünyanın son günü.. Milyonlarcası yok olmuş yıllardan biri daha bugün bitiyor.. Acaba, önümüzdeki yıllarda, evreni ne ölçüde tanıyacağız? Örneğin evrende, mutlaka zeka sahibi başka yaratıklar da var.. Bunlar, ya bizi geri, ya da tatsız buldukları için, ilgi duymuyorlar.. Tıpkı bizim 3'lü Koalisyon gibi olmalı bu uzaydaki diğer yaratıklar.. İnsanlığa ilgi duysalardı, bu uzaylılar mutlaka gelirlerdi, bizimkiler de mutlaka giderlerdi.. Böyle içi boş sözlerle vakit geçirmemeliyiz 2001'de de.. Örneğin insan hergün yeni birşey öğrenmez.. Eskiden de var olan şeyleri, sonradan duyar insanlar.. Kristof Kolomb, Amerika'nın var olduğunu öğrendiği zaman, Amerika'daki yerliler, bunu zaten biliyorlardı.. Veya Ecevit, 1990'larda başbakan olunca, ortaya yeni bir Ecevit çıkmadı ki.. O Ecevit eskisi gibi, biraz daha yaşlanmış biçimde geldi.. Köy-kenti bile, 1970'lerden taşıdı 21'inci yüzyıla.. Neyse.. İnsanoğlu için, merak sonsuz.. İnsanoğlu okyanusları aşıp yeni kıtalara, uzayı aşıp yıldızlara ulaşıyor.. Ama yağmur ve kar yağınca, İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, bir semtten diğerine gidemiyor insanoğlu.. Kısacası zaman geçer.. Bütün "yarın"lar, engeç 24 saat içinde "bugün" olur.. Bekleyin görürsünüz..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |