T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Benim kâbusum...

Ne yalan söyleyeyim, benim meslek kâbusum da bayramlar, yılbaşları ve özel günlerle ilgili yazı "derleştirmek", yazı derleştirmek zorunda kalmaktır.

Bugün, idrak etmekte olduğumuz 2001 yılının son günündeyiz ve benim bu konuda bir şeyler yazmam; eski yılın gidişi, yeni yılın gelişiyle ilgili, kimileri için hoşça vakit geçirmeye yarayacak, kimilerini de "ibretlere" garkedecek birtakım alafortanfonik sözler sarfetmem gerekiyor.

Nereden başlamalı?

Yeni yılın kutlanmasına ve Milli Piyango bileti almaya karşı çıkanları "Taliban zihniyetli" insanlar diye suçlayıp, bunu (niyeyse artık) "çok şaşırtıcı" bulduğunu söyleyen Başbakan'dan mı, yoksa olur olmaz her her konuyu "teolojik" alana taşıyıp oradan hüküm çıkaran, çekirdek çitlemeyi bile neredeyse fıkhî çerçeveye sokacak "bir kısım siyasetçi" den mi?

Türk toplumu "Bu gece dansöz çıkacak mı, Orhan abiye televizyonda şarkı okutulacak mı?" tartışmasını aşıp, bazı ağabeylerimize göre daha ölçülü, daha uygar, daha "bize özgü" bir kutlama kültüne ulaştı, ama, ben aynı kanaatte değilim.

İşin, bu satırların yazarını ilgilendiren yönü, bir yılı daha geride bırakmanın hüznü...

O kadar!

Bir yıl daha yaşlandım, alnıma bir çentik daha eklendi, gözlerim biraz daha kırıştı korkusu, telaşı, karabasanı ve elbette bu konuda yazacak olmanın getirdiği stress.

Her başlangıç hüzünlendirir insanı.

Doğan her yeni gün...

Kimileri için de herşeye yeniden başlama, ilgileri ve ilişkileri gözden geçirip, savsaklanmış işleri "Ocak 1" itibariyle yeniden düzene sokma fırsatı...

31 Aralık 1987'de, Çınaraltı'nda oturmuş, yılın son gününü ıhlamur içerek idrak etmiştim.

Mustafa Kutlu ağabey nedense pek bayılır bu ıhlamur muhabbetine.

"Bir kaldırımın bir kaldırım, bir akşamın bir akşam, bir şarkının bir şarkı olduğu, olacağı günler yakındır" demişti adam, "Kaldırımlar, şarkılar, yağmurlar, manialarımız filan... Acı çektikçe kaçıp sığındığımız yerler olmalı."

2002 yılında 41 yaşında olacağım.

Pöh...

Yazıyla, kırk bir.

Geçen yıl sözverdiğim "Hicaz Aralığı"nı bitiremedim.

Bu yıl, Hicaz Aralığı'yla birlikte en az üç öykü, bir roman ve mebzul miktar "deneme" attırmam gerekiyor.

Ama zor.

Çok zor.

Her yeni yıl taze bir başlangıçtır...

Her yeni yıl, insanlara, muhasebe yapma, bir yılın envanterini çıkarma ve gelecek yılları planlayıp dizayn etme fırsatı bahşeden, ya da sağlayan bir "dönüm noktası"dır.

Başka da bir şey değildir.

Tercüman gazetesinin lejandındaki sözü hatırlıyor musunuz?

Daha önce kaç kez yazdım...

"Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır."

"Yarın korkusu"yla koşut bir umutsuzluğu taşısa da, bu ülkede kahir ekseriyet, yeni yılın herşeye karşın, "taze bir başlangıç" olduğuna inanıyor; inanmak istiyor.

Sarsmayalım.


31 Aralık 2001
Pazartesi
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED