T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Urfa'ya gittim ve döndüm

Şanlıurfa belediye başkanı Ahmet Bahçıvan temsil ettiği bölge insanları gibi neşeli biri. Kendisinden daha esprili olduğunu kabul edebileceği bir kişi var: Diyarbakır'ın eski belediye başkanı Ahmet Bilgin... Bahçıvan, dâvetle gittikleri ABD'de Urfa'yı Amerikalılara anlatırken, "Urfa'nın tarihi çok eskilere dayanır; bütün semavi dinlerin atası olan Hz. İbrahim'in şehri çünkü" dediğinde, kendisinden sonra söz alan Ahmet Bilgin, "Doğru" demiş ve eklemiş: "Diyarbakır'ın tarihi daha eskidir; Hz. Adem'e kadar gider çünkü..." Şanlıurfa belediye başkanı, "Hz. Adem'e gidersek, o da Urfa'da bulundu" deyince, Ahmet Bilgin, sözüne yine "Doğru" diye başlamış: "Doğru, Hz. Adem Cennet'ten kovulduktan sonra Urfa geldi gelmesine, ama oraya Diyarbakır'dan geçti..."

Doğu insanının şakacılığını biliyordum, ama en çarpıcı örneklerine Şanlıurfa'da bizzat tanık oldum. Bir gece, belediyenin konukevinde kentin ileri gelenleriyle birlikte oturduk ve birbiri ardına patlayan esprilerle ülke meselelerini konuştuk.

Başka illerde de 'sıra' âdeti var, Gaziantep, Kahramanmaraş, hatta Kayseri'de de dost grupları haftanın belli günlerinde toplanıyor; ancak 'sıra gecesi' deyince ilk akla gelen il Şanlıurfa... Bu şöhreti biraz İbrahim Tatlıses'e , biraz da ekibiyle birlikte sıkça ekranlara misafir olan yerel sanatçı Kazancı Bedih'e borçlular; ancak kendi 'sıra geceleri'nin televizyonda gördüklerimizden çok farklı olduğunu söylemeden edemiyorlar... Biraraya gelip musiki meşk eden dostlar da varmış, ama bir veya iki grup... Oysa, beşbini bulduğunu söyledikleri diğer sıra gecelerinde, dostlar biraraya gelip sohbet ederlermiş... "Bazıları kitap okur, bazıları haftanın önemli olaylarını müzakereye açar" dedi diş hekimi dostum Mustafa Atlı...

Bu toprakların en eski eğitim kurumlarından olduğu bilinen Harran Üniversitesi, Batı'da Rönesans ve Reform hareketlerini ateşlemiş eski Yunan'a ait felsefi eserlerin aktarıcılığını yapan bilimler yurduydu. Ortaçağlar'da koruma altında aldıkları kadim eserleri, yazıldığı dillerden Arapça'ya çeviren bilim âşıklarının yurduydu Harran... Özgün dillerinde bulup okuyamadıkları değerli eserleri gözden geçirebilmek için, bir çok Batılı fikir adamı, Arapça öğrenmek zorunda kalmıştı. Onların Arapça'sından okuyup kendi dillerine aktardıkları eserlere Rönesans çok şey borçlu...

Geçmişin Urfa'sında tıp bilimleri de çok ileri düzeydeymiş... Dünyanın her tarafından insan, tıp ilminin temellerini öğrenmek için, Urfa'ya akın edermiş... Şimdinin Harran Üniversitesi, geçmişteki bilimler yuvasının seviyesini aşmak gibi muazzam bir görevin de sahibi...

Doğu ve Güneydoğu'daki bütün yerleşim merkezleri gibi, Şanlıurfa da, son yıllarda çevre illerden, kasaba ve köylerden göç aldı. Bir zamanların kent uygarlığının en ciddi örneklerini teşkil eden, yazın serin kışın ılık, Urfa'ya özgü taş evlerin yerinde çok katlı beton apartmanlar yükseliyor bugün. Tepeden baktığınızda göreceğiniz, hayalinizde yaşattığınızı sandığım tarihi yapılaşma değil; İstanbul ve Ankara'nın etrafında bolca bulunan, göklere uzanan o bildik apartmanlarla dolu Şanlıurfa...

Ziyaeddin Akbulut'un vali olduğu dönemde, iç ve dış desteği bulunarak uluslararası ihaleye çıkarılmış 'Balıklı Göl projesi' sayesinde ihya edilen alan da olmasa, "İşte size Şanlıurfa" dedirtecek fazla bir eser olmayacakmış... Belediye göçle baş etmeye çalışırken, Akbulut ve ondan sonra gelen valiler, Balıklı Göl çevresine ihtimamı sürdürmüşler... Dergâh Camii ve çarşısıyla o bölge, Urfa'nın, kişiyi ferahlatan ender yerlerinin başında geliyor...

Eski çarşısını gezmeyi, halıcılar, bakırcılar ve tekstilcilerini ziyareti ihmal etmedik. Kimbilir hangi tarihi olaylara da sahne olmuş çarşıda gezerken, "İbrahim Tatlıses'i zor duruma sokan cinayet işte burada işlenmişti" denildi. Hepimiz 'televole kültürü' etkisi altındayız, ne yapalım?

Şanlıurfa'nın kronik su sorunu yakında çözüme kavuşacak. Ahmet Bahçıvan Dünya Bankası'ndan kredi, Avrupa Birliği fonlarından da hibe temin ederek yer altı su şebekesini bütünüyle yenileme imkânına kavuşmuş... Çok sevinçliydi.

Mazlumder şubesi tarafından düzenlenen 'uluslararası siyaset ve insan hakları paneli' vesilesiyle Urfa'ydım. Tıka basa dolu büyükçe bir salonda ve hepimizi mutlu eden bilinçli bir kitle önünde yapıldı panel. Mazlumder genel başkanı Yılmaz Ensaroğlu, Ali Bayramoğlu, Ragıp Duran ve ben yeni gelişmeler ışığında dünyanın gittiği istikamete dair düşüncelerimizi paylaştık katılımcılarla. Çok aydınlatıcı sorulara muhatap olduk...

İnsanı kendine bağlayan sıcak ve dost canlısı bir halkı var bu kentin... Ayak bastığımız andan ayrılana kadar geniş bir dost kitlesi etrafımızdan eksik olmadı. Kahvaltı için programı ekmesek, Ali Bayramoğlu ile beni de sabah sabah ciğer yemeğe götüreceklerdi. Programa uymadık diye bir üzüldüler ki, sormayın...

Bizim şerefimize ve musikisiz yapılan sıra gecesinde, bir dost, "Çiğ köfteyi Hz. İbrahim'e bağlıyorsunuz, ama biberin Türkiye'deki tarihi taş çatlasa ikiyüz yılı geçmiyor; yoksa asırlar boyu acısız çiğ köfte mi yapılıyordu?" diye soruverdi. Urfalılar, esprili hemşehrilerine, "Siyasete atılmayı düşünmüyorsun, değil mi?" diye takıldılar...

İnsanlar siyasetten bıkmış göründüler...


31 Aralık 2001
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED