|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Son bir hafta boyunca ülkemizde yılbaşı meselesi tartışılıyor. Yılbaşı konusunda sağda solda konuşan insanların hemen hepsinin, yılbaşı olgusunun hikayesi, tarihçesi ve -hepsinden de önemlisi- anlamı konusunda hiçbir şey söyleyememiş olmaları beni hiç şaşırtmadı. Ne de olsa bu ülke tam bir kafası karışıklar (zihni hadım edilmişler) ülkesi. Konu "yılbaşı, Hıristiyan geleneği midir, değil midir" gibi hayali bir soru etrafında tartışıldı, tartışılıyor. Varılmak istenen sonuç şu: "Yılbaşının bir Hıristiyan geleneği olmadığını ortaya çıkartmak" ve "görüldüğü gibi, yılbaşı bir Hıristiyan geleneği değilmiş; o halde yılbaşı kutlamalarının bir sakıncası yok/muş" diye bir sonuca varmak ve böylelikle yılbaşı kutlamalarını meşrulaştırmak. Ve tabii sınırsız ve sorumsuz bir sefahat ve çılgınca eğlenme kültürünün kapılarını sonuna kadar açmak. Yılın başı olayının doğuşunun Hıristiyanlık'la bir ilgisi yok. Bir kere her kültürün kendine özgü zaman anlayışı, zamanı örgütleme ve düzenleme anlayışı var. Eski Mısırlılardan Mezopotamya uygarlıklarına, Müslümanlardan Çinlilere, Hintlilere ve Güney Amerika yerlilerine kadar bütün kültürlerin zaman algısı, zaman'la kurdukları ilişki biçimleri, zamanı örgütleme ve düzenleme ve dolayısıyla kozmos anlayışları birbirinden farklıdır. Şu an tüm dünyaya dayatılan zaman algısının ve dolayısıyla yılbaşı kutlamaları, Hıristiyanlık'tan değil Roma uygarlığının paganlarından geliyor. Kilise, pagan kültüründen bu yılbaşı anlayışını devralmış, Hz. İsa'nın doğumu gibi bir olayla kılıflayarak benimsemiş, hatta kendisine maletmiştir. Hz. İsa'nın doğumunun Aralık ayının sonunda gerçekleştiği kesin olarak bilinmeyen ve hâlâ tartışılan bir konudur. Bugün Batı'daki Hıristiyan Kiliseleri'nin hemen hepsi yılbaşı dolayısıyla yapılan kutlamaları kısmen de olsa nahoş karşılamakla birlikte, bütün insanlığın aynı anda katıldığı böylesine yaygınlaştırılmış bir olaya katılmakta ve bu olayı sahiplenmektedir. Burada asıl üzerinde durulması gereken iki önemli mesele var: Birincisi, zaman algısı meselesi, ikincisi de zaman'la kurulan ilişkilerin mahiyeti, yani zamanın ve dolayısıyla hayatın nasıl düzenlendiği ve tüketildiği meselesidir. Yılbaşı meselesi ve yılbaşı dolayısıyla yapılan kutlamaların sadece müslüman toplumları değil, dünyada farklı kültürlere mensup tüm toplumları ilgilendiren ve asla gözardı edemeyeceğimiz hayatî bir boyutu var. O da şu: Belli bir zaman algısı ve zaman'la kurulan ilişki biçimi ve dolayısıyla hayat tarzı tüm dünyaya dayatılıyor. İşte asıl üzerinde durulması gereken mesele bu mesele. Ama Türkiye kafası karışıkların, entelektüel melekeleri dumura uğratılmış kişilerin cirit attığı ve dolayısıyla tam anlamıyla "nereye sürüklenirse oraya doğru yuvarlanan" bir ülke olduğu için bu hayatî gerçeği bir türlü farkedemiyoruz. Belli bir zaman algısı ve zaman'la kurulan ilişki biçimi ve dolayısıyla hayat tarzının tüm dünyaya dayatıldığını söyledim. Peki nasıl bir zaman algısı, zaman-insan ilişkisi ve hayat tarzı bu? Çağımızın düşünürleri bunu "uygar barbarlık" olarak tanımlıyorlar. Örneğin Stjepan Mestroviç, Schopenhauer'dan kalkarak, Veblen ve Baudrillard'dan esinle çağdaş Batı kültürünü ve uygarlığını "uygar barbarlık" olarak tanımlıyor. Mestroviç, sınırsız sefahet ve tüketim çılgınlığını, günü kurtarmayı öne alan postmodern durumun en önemli zaman algısı demek olan her şeyi bura'ya ve şimdi'ye kilitleme anlayışını; insanı sadece güdüleriyle hareket eden, egoizmini putlaştıran, "anything goes = her şey mübahtır" ilkes(izliğ)ine dayanan nihilizmi ve göreciliği mutlaklaştıran Amerikan kültürünü "uygar barbar" bir kültür ve hayat tarzı olarak görüyor. Baudrillard, bu kültürü, "kültürsüzlüğün zirve noktası, ıssız bucaksız çöl'ün zaferi" olarak tanımlarken, Mestroviç, "insanlığın barbarlaşmasının adı" olarak tanımlıyor. Sınırsız, sefih tüketimi ve eğlenceyi, insanlığın yaşadığı sorunlara duyarsızlığı, zamanın sadece bura'ya ve şimdiye kilitlenmesini sekülerliğin yeni bir versiyonu ve mutlak zaferi (= sonu) olarak görebiliriz: Artık din, hayattan çekilmiştir. Dinin yerini, eğlence, müzik, spor endüstrisi yoluyla üretilen dindışı kutsallıklar, geçici hazlar, avuntular almıştır. Spordan müziğe kadar sadece içgüdülerin, cinsel sapmaların, ertelenemez hazların ve avuntuların ürünü olan fanatizmler ve barbalıklar hayatımıza hakim olmaya başlamıştır. İşte yılbaşı, sefih tüketimin, çılgın eğlencelerin, barbar içgüdülerin, cinsel sapkınlıkların, ertelenemez hazların, yapay idollerin, dolayısıyla uygar fanatizmlerin zirveye çıktığı; kültürün çözüldüğü, dekadansın (çürümenin) her tarafta kol kezdiği; açlıkla, sömürüyle, yalanla, talanla ölüm-kalım savaşı veren insanlığın azımsanamayacak bir bölümünün sorunlarına duyarsızlaşıldığı tam bir sapma ve sapkınlık anıdır. Sekülerlik, dinin hayattan uzaklaştırılmasıydı. Şimdi dünyevi olanın mutlaklaştırıldığı, kutsandığı, kültürün çözüldüğü, insanlığın sorunlarına duyarsızlaşıldığı, bencilliğin zıvanadan çıktığı -Gellner'in deyişiyle- "ikinci sekülerlik çağı"nda yaşıyoruz. Batı uygarlığının Amerikan kültür(süzlüğ)ü ile geldiği (ve tüm insanlığa dayattığı) nokta burası: İnsanın hayvanî özelliklerini kutsayan bir uygarlık, 130-140 yıldan bu yana bütün büyük Batılı düşünürlerin de altını çizdikleri gibi olsa olsa bir barbarlıktır. Bu barbarlığa isyan ve itiraz etmeyi -başbakan Ecevit gibi- "Taliban kafalılık"la özdeşleştiren kafa, insanın ve insanlığın sorunlarına duyarsızlaşmış, her bakımdan tefessüh etmiş bir kafadır. Batı uygarlığı, insanlık tarihinde -son 500 yıldan bu yana- insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir sapma'dır. O yüzden ikinci sekülerleşme çağı, insanlığı yeni ve esaslı arayışların eşiğine itiyor. Batı'da bile 130-140 yıllık arayış ve eleştiri çabası, bugün -John Keane, Mestroviç, Milbank, Peter Berger gibi- belli başlı düşünürleri "seküler aklın ötesi" gibi tartışmaların eşiğine getirirken, bizim zihinsel ve bedensel melekeleri dumura uğramış şaşkınlarımızın ikinci sekülerleşme ya da "uygar barbalık"a isyan ve itiraz eden insanları "Taliban kafalılık"la özdeşleştirmesine sadece acı acı gülüp geçmemiz gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |