T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İstifadan sonrası?

İstifa eder veya etmez ama, bu hükümetin bittiği noktasında hemen her kesim aynı düşünüyor. Bu hükümet bittiğine göre, bir istifa sonrası olabilecekler için fikir jimnastiği yapmaya çalışalım...

Hemen ifade edilebilir ki, bu hükümetle birlikte, Derviş ismi de, geldiği günlerin aksine bir yıpranma süreci yaşıyor. Türkiye'yi kâğıt üzerinde tanıdığı, krizi yeterince kavrayamadığı, yavaş kaldığı, piyasaları rahatlatıcı girişimlere öncelik vermediği, dolar kuru, yaşanan ekonomik bunalımın çerçevesi gibi konularda fazla açık demeçleriyle krizi derinleştirdiği, hükümet içindeki konumunun sağlıklı olmadığı gibi eleştiriler, ismi etrafındaki büyüyü dağıtıyor.

Buradan çıkan siyasî sonuç, mevcut hükümetin istifasından sonra, "teknokratlar hükümeti" gibi zorlama projeler çervesenide olsa bile Derviş eksenli hükümet formüllerini de gündemden çıkarıyor.

Ayrıca, yaşanan kriz ortamında "teknokratlar hükümeti" projesini seslendirenler bile, şimdilerde bu ihtimale karşı soğumuş görünüyorlar.

Ayrıca böyle bir hükümetin nasıl oluşacağı noktasında da ortada çok net sponsorlar yok. Askerin böyle bir hükümete kapı aralayacağı ihtimalleri, çok tutarlı gözükmüyor, çünkü yaşanan kriz içinde başarılı olacağı çok kuşkulu böyle bir formülün, bizzat asker için büyük bir risk almak anlamına geleceği herkes tarafından görülüyor.

Geriye ne kalıyor?

Ya mevcut Meclis aritmetiği içinden yeni bir hükümet kompozisyonu çıkarmak, ya da seçime gitmek...

Mevcut parlamento içinden yeni bir hükümet çıkarmak teorik olarak mümkün olmakla birlikte, şayet amaç ülkeyi kriz ortamından çıkarmak ise reel bir çözüm gibi gözükmüyor.

Mevcuttan farklı bir kompozisyon nasıl çıkar sorusunun cevabı da çok kolay olmamakla birlikte, çıksa bile başarı şansı ne olur sorusu sorulduğunda çok da doyurucu cevap bulamıyorsunuz.

İlk not, mevcut hükümeti oluşturan siyasî kadroların denenmiş başarısızlıkları ve bu kompozisyonu değiştirerek yeni bir iktidarın çıkarılamayacağı...

İkinci not; anamuhalefet partisi Fazilet'in, üzerindeki kapatma dâvasını görmezden gelsek bile, açıkladığı "krizden çıkış formülü"nün toplumda hemen hiçbir heyecan uyandırmaması. Ne yazık ki, "Refahyol paketi" olarak algılanan bir sunuştan ve "Derviş bizimle neden görüşmüyor?" yollu bir sızlanıştan ümit üretilemiyor. Sonra FP kadrosu şöyle aranıp taranıyor, "böyle bir krizden nasıl çıkılır?" sorusuna cevap üretecek bir ekonomist kadrosu takdim edilemiyor. Mevcut paket de, böyle bir ekip çalışması intibaı ile algılanamıyor.

Mevcut hükümetin Türkiye'yi, kendi kadrolarını bırakıp dünyada "Derviş arayışı"na çıktığı gözönüne alınırsa, kamuoyunun FP'yi değerlendirirken, "ekonomiyi sırtlayacak kadroları kimlerden oluşuyor?" sorusuna cevap arayacağını unutmamak lâzım.

Üçüncü not; Tansu Çiller, "ekonomi profesörü" olarak bütün iddiasına rağmen, daha baştan ekonomik operasyonlar için hayati önemi bulunan "güven özrü" taşıyor olması...

Son not; 28 Şubat güdümünde oluşturulmuş bulanan Meclis'in iki yılda, güven verici bir hükümet çıkaramayacak kadar eskimiş olması...

Peki ya seçim?

Seçim için ANAR'ın Mart anketi ipucu veriyor. "Bugün seçim olsa" seçmen FP'ye yüzde 9.9, MHP'ye 9.4, DYP'ye 8.3, CHP'ye, 6.1, ANAP'a 6.0, DSP'ye 5.3, HADEP'e 4.0, BBP'ye 3.0 oy veriyor. Diğer partilere yüzde 4.8 oy verilirken, kararsızlar yüzde 12.3'ü, "Hiçbiri" partisi yüzde 31.0 oy alıyor!

Mevcut siyasî kadroların halk nezdindeki itibarı da böyle... Yani en iyisi barajın altında...

Parlamento eskimiş, seçim umut vermiyor, ara rejim formülleri intihar, peki ne olacak bu siyasetin hali?

Türkiye'nin aslında ekonomik kriz kadar zor olan sorusu bu...

Türkiye insanı, "yeni siyaset kadroları" arıyor.

Bunu anlayıp, geleceğe hazırlananlar Türkiye'nin yarınında söz söyleyecekler...

Kendini vazgeçilmez görenler ise, her seçimde, her krizde bir miktar daha eriyecekler... İşin acı yanı kendileri ile birlikte, ülkenin umutlarını, imkânlarını, zamanlarını ve kendi misyonlarını da eritecekler...

Acil gündem içinde yer alan "siyasî reform" projesi, Türkiye'de, birikim sahibi ve halkla güven bağlantısı kurmuş herkesin siyasete katılmasını sağlayacak bir özgürleşmenin kapısını aralamalı...

Ve gönül frekansı birbirine yakın insanlar, kadrolar, Türkiye için elele verecek bir iletişim ortamını üretmek için çaba sarfetmeli...

Değerlendirmeler kaos ihtimali ile noktalanmamalı...

Türkiye, 2000'li yıllara kapalı ufuklarla girmeyi haketmiyor.


6 Nisan 2001
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED