|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Elektronik postayla Cizre'den bir mektup aldım. "Yeter artık" mektubun başlığı ve 32 ünlemli. Yani şöyle: "Yeter Artık!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!" İlk bakışta, "ekonomik kriz"in ve sorumlusu "yolsuzluk çamuru"na batmış, inandırıcılığını yitirmiş, halkın giderek büyük öfkesini üzerinde toplayan hükümete bir tepki olduğunu sandım. İnsanın "yeter artık" başlıklı bir mektup yollaması ve 32 ünlem işareti koyması için, feci bir ruh haleti içinde olması gerekir. Türkiye'nin her yerinde, ekonomik duruma ve oradan yola çıkarak hükümete yönelik "yeter artık" tepkisi, Güneydoğu'da "anti-demokratik durum"a ve rejime yönelik, ama aynı hatta daha da büyük çapta bir gazabı ifade ediyor. Cizre'den gelen bu mektubun kayda geçmesi gerekiyor. Bazı imla düzeltmeleriyle aynen yayınlayacağım. Mektubun içeriğinin doğruluğuna hiçbir kuşkum yok. Çünkü, bundan 40 gün kadar önce, meslektaşlarım Mehmet Altan, Celal Başlangıç ve Ali Bayramoğlu ile ben, yanımızda Diyarbakır Baro Başkanı olduğu halde, Diyarbakır'dan, Cizre üzerinden Silopi'ye gitmiş ve "kayıp HADEP'liler" konusuyla ilgilenmiştik. Bu "insan hakları ve demokrasi girişimi" ulusal ve uluslararası medyada yansımıştı. Mektupta adı geçen Mehmet Dilsiz'i orada tanımış ve kendisine yönelik tehditlerden haberdar olmuştuk. Dolayısıyla, mektupta yazılanların doğru olduğunu, okur okumaz anladım ve Türkiye'nin tümündeki "ekonomik kriz"e ek olarak, Güneydoğu'da tehlikeli biçimde tırmanmakta olan "demokrasi krizi"ne de dikkat çekmek istedim. Diyarbakır'a giden basın ve sanat dünyamızın ünlülerinin "medyatik futbol gösterisi" gibi "televoleci usuller", günümüzün Güneydoğu gerçeğini yansıtmıyor ve bölge halkı ile gerçek bir dayanışma sağlamıyor. "Güneydoğu gerçeği", çirkin yüzüyle aşağıdaki mektubun içeriğinde gözüküyor. Mektup şöyle: "Sizi Cizre'den binlerce kez selamlıyorum. Ben HADEP Cizre İlçe Başkanı Mehmet Dilsiz'in bir akrabasıyım. Bildiğiniz gibi Mehmet Dilsiz daha önce defalarca HADEP'ten istifa etmesi için gözaltına alınmış ve ölümle tehdit edilmiştir. En son 1 Nisan pazar günü, 30-35 civarında polis ve asker saat 6 civarında Mehmet Dilsiz'in evine geliyorlar. Bütün aile bireylerini bir odaya kapatıyorlar; kendileri de Mehmet Dilsiz'in odasına geçiyorlar ve bir poşet dolusu esrarı ceketinin cebine koyuyorlar. Ayrıca 2 tane video kasetini de başka bir odaya koyuyorlar. Yaklaşık 3-4 saat evde (güya) arama yapıyorlar ve koydukları şeyleri kabul ettiğine dair yazdıkları tutanağı imzalaması için Mehmet Dilsiz'i zorluyorlar. Tutanağı imzalamayan Mehmet Dilsiz, onlara, "Türkiye'nin düşmanı olmadığını, sadece anayasaya göre kurulan bir partinin temsilcisi olduğunu, kendisini anayasal güvence altında hissettiğini(!!!!!), Türkiye'nin gerçek düşmanlarının banka hortumcularının, Türkiye'yi soyanların olduğunu ve bu kişilerin de hala en üst kademelerde bulunduğunu" belirtmiştir ve tutanağı imzalamamıştır. Daha sonra Mehmet Dilsiz ve yeğeni Bedirhan Dilsiz'i tutuklayarak Şırnak'a götürdüler. Ondan sonra da yöneticilerinin de evlerini basarak onları tutuklamışlar. Parti binasını kiraya veren 70 yaşındaki bina sahibini tehdit etmiş ve dövmüşlerdir. Bütün bunların sebebi parti binasını bu pazartesi açmak için girişimlerde bulunmuş olmalarıdır. Bir devlet düşünün ki, kendi insanına bu kadar düşman, kendi yaptığı anayasaya böyle riayet etmeyen ve kendi insanlarına böyle aşağılık, böyle iğrenç komplolar düzenleyen ve halkı kendisine düşman bir potansiyel haline dönüştüren... Aslında devlet demek yanlış olabilir. Bu insanlar 2 yıldır bölgeye çatpat hakim olan barış sürecini baltalamaya çalışan ve savaştan belli bir rant elde eden çetelerdir. Çünkü bu insanların gelir kaynağı insandır, insan kanıdır. Aynı insanlar daha önce bölgemizde meydana gelen faili meçhul(?) cinayetlerin baş aktörleridir. Aynı şekilde Silopi'li HADEP'lileri kaybettirenler da bunlardır. Devletin de bu insanlara göz yumması, bunların üzerine gitmemesi (veya gidememesi) bunları cesaretlendirmiş ve bölgemizi büsbütün kendi himayeleri altında tutan ve devletten ayrı bir cumhuriyet haline dönüştürmüşlerdir. Mehmet Dilsiz ve arkadaşları hiçbir zaman devletin üniter yapısına ters düşecek bir eylem yapmamışlar, bu doğrultuda hareket etmemişlerdir. Asıl devleti bölen, devletin belli bir bölgesinde kendi cumhuriyetlerini kurmuş olan bu kan içici insan kasaplarıdır. Bunların amacı, Mehmet Dilsiz ve arkadaşlarını belli bir süre gözaltında tutmak ve eğer kamuoyu oluşmazsa ikinci bir Silopi Vak'ası yaratmaktır. Bu yüzden sizin gibi günümüz Türkiye'sinde çok az bulunan değerli ve demokrat aydınların daha iş işten geçmeden harekete geçmesi ve bu insan kıyımına dur demek için gerekli girişimleri yapması bölge halkımızın en büyük temennisidir. Sizi kutsal ve tutsak kent Cizre'den binlerce kez saygıyla selamlıyor, bu konuya daha önce de göstermiş olduğunuz duyarlılığı göstereceğinize bütün kalbimle inanıyorum..." Ekleyecek bir şey yok. Ankara'daki vurdumduymaz iktidar, İstanbul'daki banka hortumcuları ve Güneydoğu'daki zalimlerin, "siyasi akrabalığı"nı herhalde bütün toplum görmeye başladı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |