T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kriz yönetilmiyor, kriz bizi yönetiyor!..

Yine "kelimeler kifayetsiz" kalmaya başladı.. Nereden başlasak, ne desek bilemiyoruz..

Ülkede bir "kriz" var..

Ama ülkede bir "kriz yönetimi" yok..

Şöyle bir örnek verelim..

1962 Kasım'ında, Küba'da, Sovyet nükleer başlıklı füzelerinin varlığı anlaşılınca, 3'üncü Dünya Savaşı'nın alarm zillerinin çaldığı, bir "kriz" başlamıştı..

Başkan Kennedy, bütün diğer sorunların bir kenara itildiği, tek gündemli o dönemde, "kriz yönetimi masası" oluşturdu..

O zaman ABD Savunma Bakanı olan Robert McNamara'ya, "kriz yönetimi"nin (crisis management) ne olduğu soruldu..

McNamara şu cevabı verdi:

-Artık strateji veya politik hesap falan kalmamıştır.. Sadece kriz yönetimi vardır!..

Bu "kriz yönetimi" konusunda, sayısız kitap, çalışma, örnek var..

Ve Türkiye şu anda hem ekonomik, hem sosyo-politik, "dramatik bir kriz" yaşamakta..

Ama "kriz yönetimi" yok Türkiye'de..

Krizi yönetmek için, onun nedenlerini, çapını, etkilerini ve gelişme trendini çok iyi değerlendirmek şarttır..

Bunun için devrede, uzmanlar, teknokratlar, üniversiteler, medya bulunur.. "Beyin fırtınaları" yapılır..

Türkiye'de (veya Ankara'da), bu özgür düşünce ve tartışma ortamı yok.. Bürokratlar korkuyor. Üniversiteler için tek kriz konusu "başörtüsü." Medya tekelleşmiş ve göbekten bağımlı devlete..

Bu "kriz"in kaynakları arasında, "siyaset-medya-banka-mafya" ilişkileri var..

Yani krizin kaynakları, şu anda iktidar ortakları arasında bulunuyor..

Daha ötesi var mı? Bir medya patronu cezaevinde.. ANAP'lı bakanın dosyasını, jandarma inceliyor.. DSP'li bakanın medya-banka bağlantıları, Meclis'te soruşturma konusu..

Demek ki, nedenleri tam anlaşılamayacak bir "kriz"in, tüm boyutlarını da anlamadan (çünkü medya oto-sansürü var), buna çözüm üretilecek..

Bir "kriz yönetimi" modeli uygulanamayacak..

Acaba Hüsamettin Özkan, Kemal Derviş'e dönük ne hesaplar yapıyor?

Mesela, Kemal Derviş'in önerdiği Bankalar Kurulu'na İbrahim Betil'in getirilmesi, nasıl ve neden engellendi?

Koalisyon ortaklarına bakın..

Bülent Ecevit, artık "geriatri"nin konusu olmak durumunda..

Mesut Yılmaz "siyasi yokluk"la malûl..

Baksanıza Yılmaz'ın ANAP grubundaki konuşmalarına..

-Anlatıyoruz anlamıyorlar. Anlatmakta büyük güçlüklerimiz var, diyor..

Baksanıza Ecevit'in, ekeliye kekeliye okuduğu DSP grubu konuşmalarına..

-Krizi çözmekte halka güveniyoruz, diyor..

Oysa halk ona da, ortaklarına da güvenmiyor..

Özellikle, yazar-kasa kullanan esnaf hiç güvenmiyor.

Bu arada Kemal Derviş de, Ankara ile Washington arasında kalmış biçare konumunda..

Kimsenin bilemeyeceği kur tahminleri yapıp, bunları açıklayacak kadar bunaldı..

O da biliyor "bakan arkadaşları" arasında, kimlerin nelere karıştığını? Onun önüne de, dosyalar getirildi..

Neticede Türkiye'de "kriz yönetimi" yok şu anda..

Kriz, Türkiye'yi yönetiyor veya sürüklüyor.

Bu tür krizlerin yönetilemediği ülkelerde, neler olur biliyoruz..

Elektrikler kesilir, sular akmaz, ithalat durur, ihracat yapılamaz, devlet borçlarını da, maaşları da ödeyemez..

Krizi yönetemezseniz, sistem kilitlenir, rejim sallanır!..

Ama şu anda önemli olan Hüsamettin Özkan'ın veya Mesut Yılmaz'ın, ellerinden iktidar gücünü kaçırmamaları..

Baksanıza, Dinç Bilgin DGM ifadesinde ne demiş:

-Konuşamam.. Konuşursam, işe siyasetçiler de karışır!..

Unuttuk mu? Cavit Çağlar da, ekonomiden ve devlet bankalarından sorumlu bakan değil miydi?

"Kriz yönetimi"nde, bütünlük vardır..

Şu anda kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinmeyen "kokuşmuşluk yönetimi" var.. Kemal Derv

iş, bu durumda, olsa olsa bir "figüran", bir "dolgu malzemesi" olur.

ŞAKA

Gönül Yazar-kasa..

Kriz yüzünden bunalıma giren bir esnaf "yazar-kasa"sını Ecevit'e atmış ya..
Tabiî Ecevit, bu olayı da, nedenini de anlamamış..
Kendisine "yazar-kasa" atıldığı söylenince, bunu "Gönül Yazar, denize atladı" şeklinde anlamış..
Sonra Hüsamettin Özkan'a şu soruyu sormuş:
-Bu kış günü Gönül Yazar neden denize atladı? Bu genç kız hiç üşümez mi?

ACI-TEBESSÜM

Kendini öldü sanıyor!..

İki eski arkadaş, yıllardan sonra karşılaşmışlar.. Biri diğerine sormuş..

-Kardeşini de özledim.. Kardeşin nasıl, neler yapıyor?

Diğeri üzgün, cevap vermiş..

-Kardeşim çok hasta. Şu anda doktor gözetiminde tedavi ediliyor..

Soran, olayı geçiştirmeye çalışmış..

-Yok canım.. Senin kardeşin aslan gibi, sapasağlamdır.. Kendini hasta sanıyordur..

Ayrılmışlar.. Aradan bir süre geçmiş.. Yine karşılaşmış bu iki arkadaş..

Birincisi, yine aynı soruyu sormuş..

-Kardeşin nasıl? Ne yapıyor?

Diğeri perişan, cevap vermiş..

-Kardeşim, iki aydır kendini öldü sanıyor!..

Şu anda Ankara'da iktidar ve bürokrasi koltuklarında oturanlar da, tekelci televizyon kanallarında ekonomi programları yapanlar da, Türkiye'nin kendisini hasta zannettiğini sanıyor..

Harıl harıl, "borsadaki kağıtlar" konuşuluyor ekonomi-haber programlarında..

"Sözde liderler", kendi partilerinin gruplarında, "Ne haber!.. Yine de iktidardayız" havası basıyor..

Bu arada işadamları iflas ediyor, esnaf kepenk kapatıyor, emekçiler işsiz kalıyor, çalışanların yaşam düzeyi iniyor..

Türkiye'de devlet de, toplum da hasta.. Veya öyle zannediliyor..


6 Nisan 2001
Cuma
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED