T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Olacakları söyleyeyim: Düdük çalar, oyun biter

Artık onlar da çarkediyor... Düne kadar Türkiye'yi güllük gülistanlık gösteren, Recep Önal imzalı "enflasyonla mücadele" programının Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı ekonomik programı olduğunu yazıp duran "satılmış kalemler", işin ucu kendilerine de dokununca, "Birileri bizi uyutuyor" diye mızıklanmaya başladılar.

Durun bakalım...

Bunlar iyi zamanlarımız!

"Kurtarıcı" ilan edilen Kemal Derviş Türkiye'ye davet edildiğinde (ya da meşrebinize göre "yollandığında") dolar 850 ile 900 bin arasında salınıp duruyordu; hatta bir refikimiz gaza gelip "Dolar 750 bin lira" diye bir başlık bile atmıştı; ama "bir türlü yürürlüğe giremeyen" Derviş programına rağmen üstüste üç devalüasyon oldu ve dolar "bir anda" 1.3 milyon TL'ye fırladı.

Derviş'in Nisan sonu tahminine göre dolar 1 milyon 100 bin TL olacakmış.

Siz bunu 1.5 milyon TL diye okuyun.

Mayıs sonunda ise, fay hatlarında olağandışı bir hareketlenme olmazsa, ya da ordu yönetime el koymazsa, 2 milyon TL.

Bunlar iyi zamanlarımız, çünkü yakın bir gelecekte "yokluklar" başlayacak; 12 Eylül öncesinin "ufunetini" yaşamış olanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

Gaz yoktu, tuz yoktu, ampul yoktu.

100 mumluk ampul üretilmiyordu. Tasarruf tedbiri.

Şeker ve yağ karneye bağlanmıştı.

İki paket Sana yağı alabilmek için Belediye Tevziat'ın önünde yarım gün kuyrukta beklemek, ya da İtimat Bakkaliyesi yetkilisi Derviş Efendi'ye olmadık şirinlikler yapmak zorundaydın. Kötü kokulu Samsun ve Maltepe sigarasını ancak karaborsadan temin edebiliyordun. Marlboro'ya ise, "Tekel kolcularını" (istihbarat elemanlarını) ve polisi atlatabilirsen, yine karaborsadan iki misli fiyata ulaşabiliyordun.

Gazetelerde, o gün teröre kurban giden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının isimleri çarşaf çarşaf... Patlayan bombalar, havada uçuşan kollar bacaklar, taranan kahvehaneler... Ve yine gazetelerde, Ankara'da kapı kapı dolaşıp, "Daha ne bekliyorsunuz, niçin müdahale etmiyorsunuz" diyerek TSK'yı göreve davet eden "yetkisiz" ama "önemli" simaların akıllara ziyan demeçleri...

Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu 1978-79 yılları...

Ömrümüzden koparılıp alınmış, daha doğrusu piç edilmiş, bir daha asla görmek duymak yaşamak istemediğimiz gürültülü, patırtılı, kaotik, şairin dediği gibi "haraç mezat, hercai yıllar..."

Korkarım gidiş oraya, yeniden o ufunetli günlere...

Sağlık Bakanı Osman Durmuş doları 820 bin TL'ye "çıpaladığı" için ilaç bulunamıyor. Esnaf, sattığı malın yerine yenisini koyamıyor. Akreditif açılamadığı için tüketim malları ithalatı yapılamıyor. Üstüne üstlük, bir de işsizlik ve açlık.

Zülfü Livaneli'nin de belirttiği gibi, önümüz Mayıs...

Bu koşullarda girilen 1 Mayıs'ta neler olacağını kimse kestiremez; emek kuruluşlarının örgütlü eylemini aşan "halk taşkınlığı" işi bir anda çığırından çıkarabilir.

Olabilir...

Çıkarabilir...

Ama, Başbakan'a yazarkasa fırlatılmasından mütevellit, halk tepkisinin sosyal patlamaya, sosyal patlamanın da "devrim"e dönüşeceğini uman "sosyal içerikli" meslektaşlarımız boşuna heveslenmesinler.

İşin nereye varacağı belli:

Düdük çalar, oyun biter.


6 Nisan 2001
Cuma
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED