T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasi kriz derinleşirken

Ekonominin düzeleceğine dair ümitler, giderek azalıyor. Buna mukabil, hükûmetin çekilmesini isteyenlerin sayısı her gün artıyor.

Meselâ evvelki gün Derya Sazak şöyle yazıyordu: "Başkentin siyasal doruklarında bir süredir konuşulan ancak, açıkça ifade edilemeyen beklenti -ekonomik krizin derinleşmesi ve esnaf gösterileriyle toplumsal tepkiye dönüşünce- yeniden güncelleşti: Ecevit çekilsin... Ekonomik krizin biriktirdiği toplumsal stresin, şiddetli bir deprem gibi siyaseti vuracağı belliydi. Ecevit, artık istifayı gündemine almak zorundadır. Ecevit çekilmelidir." (Milliyet - 5 Nisan 2001)

Bir diğer istifa çağrısı da Zülfi Livaneli'den geldi. Livaneli, aynı zamanda, Anayasa'nın 119'uncu maddesine dayanılarak, ekonomik sebeble olağanüstü hal ilân edilmesini de savunuyordu, "Çanlar kimin için çalıyor" başlıklı yazısında Livaneli şöyle diyordu: "Yüzde 80'i aşan devalüasyonla, dalgalı kur, fırtınalı kura dönüştü. ...Türkiye, uçuruma yuvarlanıyor ama bu arabanın sürücüsünde halâ bir kıpırtı yok... Sanki bu olaylar, onların yönettiği ülkede geçmiyor... Hükûmet kendisi için çalan çanları duymamakta ısrarlı. Bu durumda, Anayasa'nın 119'uncu maddesi uyarınca, olağanüstü hal ilân edilmesinden başka çare kalmadı. Hükûmet artık iş başında kalamaz. Ya efendice gidecekler, ya da hepimize büyük acılar çektirerek..." (Sabah - 5 Nisan 2001)

Nankör kedi

Türkiye, "Nankör kedi" kavgasıyla başlayan Şubat krizini bir türlü aşamadı. İşin kötüsü, uygulanan ekonomik politikaların hatalı olduğu kanaati gitgide yaygınlaşıyor.

Tersine giden bir katara binmiş gibi, tünelin ucundaki ışıktan sürekli uzaklaşıyoruz. Kimilerinin, tünelin ucundaki ışık gibi gösterdiği, sakın karşıdan gelen lokomotifin ışıkları olmasın!

Kısacası binmişiz bir alâmete gidiyoruz kıyamete!

Merkez Bankası'nın uygulaması

Merkez Bankası'nın 29 Mart'ta başlattığı uygulamanın yanlış olduğu ilk günden beri ifade ediliyor. Hazine bonosu satışında, faizin talebe göre belirlenmesi gibi, Merkez Bankası, Tahtakale'de oluşan karaborsa fiyatını esas alarak döviz satıyor.

İlk gün, bir çok kişi uygulamanın yanlışlığına parmak basmıştı.

İşte Milliyet'ten Güngör Uras'ın yazdıkları: "Merkez Bankası, dün çok hatalı bir iş yaptı. Doların fiyatını, karaborsa fiyatına oturttu. Uygulama durdurulmazsa, dövizin fiyatı alır başını gider. Merkez Bankası'nın ihale fiyatı, doların gerçek fiyatı değildir."

Merkez Bankası, döviz ihalesi açmağa karar verdiğinde dolar 900 bin liraydı, evvelki gün 1 milyon 300 bin lirayı gördü.

Hatadan dönme çabası yok. Aynı sistem sürüyor. Kararı Merkez Bankası Başkanı mı aldı, Kemal Derviş mi, o da belli değil.

Çeşitli gazetelerin ekonomi yazarları, yanlış yapıldığını vurguluyor.

Ercan Kumcu ve Akat

Meselâ Hürriyet'te, Ercan Kumcu, basit bir nakit sıkışıklığını aşacak tedbirler almak yerine, bankacılık sektörünün bunalıma sokulmasını, malî krizin bilahare döviz krizine dönüştürülmesini 4 Nisan tarihli makalesinde şöyle eleştiriyordu: "Bu bir cahillik ise, bu kadar cahillik ancak tedrisat ile mümkündür. Bu kadar yanlış, bilgisizlik ya da cahillikle yapılamaz. İşin içinde, bir kasıt olması gerekir."

Sabah gazetesinden Prof. Asaf Savaş Akat da, ilk günden itibaren dalgalı kurun tehlikesine dikkat çekiyordu. Akat, bugün ekonominin kilitlenmesini dalgalı kura bağlıyor. Bütün ekonomik aktörler, hesaplarını, gelirlerini, maliyetlerini geçmiş rakamlarla mukayeseyi dolarla yapıyor. Dolar dalgalanınca, kimse mukavele imzalayamıyor, alım satımlar duruyor, piyasa işlemiyor.

Demek bir an önce, dolar fiyatının belirgin hale gelmesi lâzım. Herkes bunu söylüyor. Merkez Bankası'nın piyasaya müdahale etmesini istiyor.

Ama, yetkililer, bir türlü harekete geçmiyor.

Farklı alternatifler

Kemal Derviş hakkında umutlar sönmek üzere. 1980'de Demirel-Özal ekibi, 1994'te Tansu Çiller, sorunları, çok daha çabuk çözmüştü. Merkez Bankası Başkanı Yaman Törüner, piyasa operasyonlarıyla, doların ateşini süratle düşürmüştü.

Türkiye'de ekonomi bilen çok sayıda insan var. Bir Asaf Savaş Akat'ın, Yaman Törüner'in, Ekrem Pakdemirli'nin, Yıldırım Aktürk'ün Türkiye gerçeklerini de yaşadıkları için, daha başarılı olacaklarını düşünüyorum. Özellikle, Derviş'in performansını gördükten sonra, neden yerli insanlarımıza itibar etmediğimizi anlamakta zorlanıyorum.

Tabii en büyük şanssızlık, Ecevit. Sağlıklı halinde dahi ekonomiyi dara sokan DSP lideri, maalesef kimseye umut aşılayamıyor. "Başarılı olmaya mecburuz" diyor ama, bu sözlerini grubundaki milletvekillerinin haricinde kimse alkışlamıyor. Çünkü Ecevit'in başarılı olacağına inanan kalmadı.

Siyasi tasfiye

Türkiye olağanüstü gelişmelere gebe. En hafifi Zülfü Livaneli'nin yazdığı gibi, Anayasa'nın 119'uncu maddesinin işletilmesi. Olağanüstü halin ilânı. Türkiye'nin, dibe vurmasını bekleyenler var. Ekonomik sıkıntıların, siyasette yeniden yapılanmaya fırsat vereceği, bunun da olumlu bir gelişme olacağı açıkça yazılıp çiziliyor.

İlk defa, Cengiz Çandar, Amerika'da bir gizli raporda gördüklerini şöyle nakletmişti: "...Okuduğumuz ve gizlilik arzeden bir rapora göre, ABD yönetimi Türkiye'yi bu krizden çıkabilmek için fazla zayıf buluyor. Hükûmet içi ihtilâfların ve hükûmetin zihniyetinin programın ciddi biçimde uygulanmasına engel teşkil ettiği görüşünü benimsiyor. Amerika, mevcut krizin, Türkiye'nin siyasi dönüşümü için değerlendirilebileceği kanaatinde." (Yeni Şafak - 26 Mart 2001)

Hürriyet'ten Enis Berberoğlu, dünkü yazısında "ekonomik krizin derinliği her geçen gün artarken, iyimserliğin azaldığına" temas ediyor. "Krizin siyasi tasfiyeyi hızlandırmasını" ise olumlu karşılıyor." (Hürriyet 5 Nisan 2001)

Milliyet'ten Hasan Cemal ise "Ankara, ayak bağı" söylentisinin yaygınlaşmasını -siyasal değişim talebi olarak yorumladığı için- olumlu karşılıyordu.

MHP ve Bahçeli

Günümüzün şartlarında MHP lideri Bahçeli'ye bir görev düşüyor.

Millet, onu Meclis'e, herhalde, Ecevit'e koltuk değnekliği yapsın diye sokmadı. DSP liderinin yıldızı parlakken, belki bu beraberlik anlaşılabilirdi. Ama siyasi ve iktisadi bunalımın tam da göbeğinde, mevcut yapıya halâ sıkı sıkıya tutunmak, MHP'nin dipsiz kuyudan kurtulmasını zorlaştırır.

Nisan 1999'da, millet muhafazakâr ağırlıklı siyasi kadroları çoğunluk yaptı. Ama ülke, konjonktür icabı 28 Şubat'ın çizgisinde yönetildi.

Bahçeli "DYP ve FP dinlensin" demek suretiyle, alternatif hükûmet yollarını da kapattı.

Şimdi vatandaş bağırıyor: "Bu hükûmet gitsin de, nasıl giderse gitsin."

Esnaf sokakta. İşçi sokakta. Memur sokakta.

Ekonomi tepetaklak.

Ecevit ile güven bunalımını aşmak imkânsız. Bence DSP liderinin, hem partisinden, hem de milletvekilliğinden, malûlen emekli edilmesinin zamanı geldi.

Bahçeli, neden yeni formüllerin önünü açacak bir siyasetin mimarı olmaya soyunmuyor? Hükûmetin bitkisel hayata girdiğini, milletin de takatı kalmadığını görmüyor mu?


6 Nisan 2001
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED