|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Avrupa'nın Rusya ile birlikte Kafkaslar'a, Orta Asya'ya ve Hazar enerji kaynaklarına yönelik projelerinin ürünü olan Mavi Akım'la Türkiye'yi Rusya'ya bağımlı hale getirenlerin, Kafkaslar ve Orta Asya'da Rus nüfuzunun yeniden güçlenmesine imkan tanıyanların, Türkiye'nin bölgesel aktörlük rolüne büyük darbe vuranların Ankara'da sıkıntılı günler yaşadığı bir zamanda, İstanbul'da yapılan Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi ne anlam ifade ediyor? Hemen belirtelim ki, Ankara ardı ardına attığı yanlış adımların sonucu olarak artık Orta Asya'da aktif bir oyuncu değil. Bölgesel güçler olarak Çin, Rusya, İran ve Hindistan etki alanlarını genişletirken Türkiye'nin adından bile söz edilmiyor artık. Türkiye, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan devlet başkanları ile Özbekistan Meclis Başkanı'nın Çırağan Sarayı'nda aynı fikirde oldukları tek konu, Orta Asya'da yükselen, özellikle de Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov'un acımasız rejimini hedefleyen İslamcı oluşumun tasfiye edilmesi düşüncesi oldu. Ne Kazak petrollerinin Rusya'nın liderliğinde Bağazlar'dan geçirilmesi, ne Türkmen gazının Rusya'ya bağımlı hale gelmesi, ne Rus-İran dayanışmasının Kazak ve Türkmen enerji kaynaklarını kuşatması, ne bu iki ülkenin Hazar'ı tamamen denetimleri altına almaları ve Türkiye'nin Hazar'ın doğusu ile tüm bağlantılarını kesmeleri, ne Avrupa-Rusya-İran arasında oluşturulan ve Berlin'den Moskova'ya, Kafkaslar'dan Tahran'a ve Basra Körfezi'ne ulaşan dayanışma hattının içeriği, ne de Rusya ile Çin'in Taliban'ı devirme çabaları ve Avrupa Birliği'nin Ahmed Şah Mesud'u Strasbourg'a davet etmesi zirveye katılan altı ülke liderinin gündemindeydi.
"Şanghay Beşlisi"nden Ankara'ya misilleme
Olamazdı da... Zira zirveye her ülke kendi korkuları ile katılmıştı ve aralarındaki farklılıklar ortaklıklarından çok daha fazlaydı. Her biri Rusya ve Çin'e ağır tavizler içeren ekonomik-güvenlik eksenli anlaşmalarla bağımlı hale gelen bu ülkelerin Orta Asya'da bir "Türk inisiyatifi" oluşturma şansları kalmadı artık. Bir zamanlar onlara liderlik etme vizyonu ile yola çıkan/çıkarılan Türkiye'nin ise, Hazar'ın doğusunda kayda değer bir ağırlığı kalmadı. Ankara, "İslami tehdit" paranoyasından hareketle Rusya ve Çin ile yaptığı "güvenlik anlaşmaları" ve "basiretsiz petrol diplomasisi" yüzünden nüfuz potansiyelini Moskova ve Pekin'e kendi elleriyle devretti. Türkiye'nin Hazar'ın doğusu ile tek bir bağlantı noktası kaldı: Özbekistan'daki İslami ve demokratik muhalefeti ezmek için Kerimov'la yaptığı işbirliği, Türk cumhuriyetlerinde İslami ve demokratik muhalefetin tasfiyesine yaptığı katkı... Bölgedeki anti demokratik uygulamalara verdiği desteğin bile Ankara'nın Orta Asya'daki siyasi varlığını garanti etmesi mümkün değil. Çünkü bölgede statükoya karşı gelişen hareketleri ezmek için Türkiye'den daha aktif güçler var. İstanbul'da Türk Zirvesi yapılırken bu güçler de kendi aralarında toplantılar yapıyor, önemli kararlar alıyorlar. Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev, Türk zirvesi için İstanbul'a gelmeden önce, 18 Nisan'da Bişkek'te Şanghay Beşlisi'nin savunma bakanlarını ağırladı. Zirve'den bir gün sonra ise Şanghay Beşlisi'nin Dışişleri Bakanları Moskova'da toplandı. Rusya ve Çin'in önderliğinde kurulan ve Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan'ın katıldığı bu oluşumun amacı, Moskova ve Pekin'in Orta Asya'daki jeopolitik pozisyonlarını garantiye almak ve Rusya ve Çin'i tehdit etme potansiyeli taşıyan İslamcı ve milliyetçi oluşumların bölgede kök salıp güçlenmesini engellemek. Ancak öncelikli amacı Taliban'ı devirmek ve Orta Asya'daki İslami canlanışı tasfiye etmek. Beş ülke temsilcileri Bişkek'te Orta Asya'daki İslami hareketlere karşı ortak askeri müdahale yapma konusunda anlaşma imzaladılar.
Rus lobisi Türkiye'yi Orta Asya'dan sildi
Buna göre, Rusya ve Çin 1960'tan bu ana ilk kez ortak askeri harekata girişecekler. Tacikistan ve Kırgızistan'ı füzeler dahil, ağır silahlarla donatacaklar. Önümüzdeki günlerde güçlü bir askeri çıkış yapması beklenen Özbekistan İslami Hareketi'ne karşı ortak operasyonlara girişecekler. Rus-Çin stratejik işbirliği ilk denemesini Orta Asya'da, Müslümanlar üzerinde yapıyor. Eğer Moskova ve Pekin Orta Asya'da ortak bir denetim kurmayı başarırlarsa bu işbirliğini daha sonra global düzeyde de göstermeyi planlıyorlar. Böylece ABD'nin "küresel hegemonya"sına karşı bir çıkış yapma imkanını bulacaklar. Avrupa'nın Rusya ve İran'la girdiği dayanışma da hesaba katılırsa ABD'nin tek kutuplu dünya sistemine karşı ilk çıkış denemesinin Orta Asya üzerinde başlatılacağı düşünülebilir. Türkiye'yi Kafkaslar'dan ve Orta Asya'dan silmeyi becerebilen Ankara'daki "Rus lobisi"nin faaliyetlerinin bu ülkeye nelere malolduğunu görebiliyor muyuz? İçeride yaşadığımız derin ekonomik krize, dış politikadaki hezimete rağmen, kamuoyunun dikkatlerini bütün bu gelişmelerden uzaklaştırmak için hala irtica tehdidiyle uğraşanların Türkiye'ye neler kaybettirdiğini kestirebiliyor muyuz? Ankara içeride başörtüsüne, dışarıda ise İslami hareketlere karşı savaş verirken, başkalarının nelerle meşgul olduklarını kimse görmüyor mu?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |