T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
DSP kurultayına Ecevit gidememeliydi!..

Türkiye, gerçekten zor bir noktada.. Belli ki, Kemal Derviş'in dış kaynak arayışları, olumlu çizgide gelişiyor.. Devletin nakit akım tablosu, sağlanacak destekle "bu yıl"ı çıkartabilir..

Bu "iyi haber."

Peki ya sonrası?..

"Kriz" sadece, borç ödemelerindeki tıkanıklıktan kaynaklanmıyor ki..

"Kriz"e kötü yönetimleri ile sebep olanlar da, "kokuşmuşluğun kaynakları" da, çözüm üretmek yerine, sorunları biriktiren "anlayış" da, hâlâ yerlerinde duruyor..

Avrupa Birliği'ne girebilsek ve Kopenhag Kriterleri, bizim için de "temel metin" olsa, birden önümüz açılabilir..

Ama biz, "Kopenhag Kriterleri"ni değiştirip, "bize göre" bir metin hazırlıyoruz..

"Bölünme sendromu", "şeriat fobisi", "ulus-devlet saplantısı", "resmi ideoloji perdesi" ve benzer olgular da, yerli yerinde..

Kim "derin devlet"e ne tür bir güvence vermeli ki, Batı Avrupa'nın demokratik ve özgürlükçü ortamının, Türkiye için tehlike yaratmayacağına inanılsın?

"Şeffaflık" ve "hukukun üstünlüğü", belki hortumlamaları azaltır ve siyaset, bir "rantı paylaşmak"tan çok, bir "hizmet yarışı"na dönebilir..

Ama "şeffaflık" ve "hukuk", sadece siyaseti ilgilendirmiyor ki.. Her boyutu ile "Devlet" de, şeffaf ve üstün hukuklu bir sistem içinde, değişmek zorunda kalacaktır..

Yani tek sorunumuz, yozlaşmış ve kokuşmuş siyasetin temizlenmesi ve çözüm üretir hale gelmesi değil..

"Kapalı, hukuksuz ve hantal Devlet" de, problemli..

Belli ki, geçmiş ekonomik ve siyasal krizleri nasıl atlatıp, "yeni şartlar"a alıştıysak, bu son krizi de atlatıp, yeni şartlara alışacağız..

Sonra, herkes ve herşey, "nerede kalmıştık" diyerek, eski şarkıyı söylemeye başlayacak..

Yeni bir krize kadar, bu böyle gidecek.

Ve Türkiye, gelişme yarışında, uygarlık iddiasında, hep yerinde sayacak.. Çamura saplanmış bir araç gibi, tekerlekler dönecek ama, ilerleme olmayacak.

Yani "kriz bitmiyor, örtülüyor" gibi bir durum bu..

Kanıt mı istiyorsunuz?

İşte Ecevit'li koalisyonun, "gitmemek" konusundaki direnci..

Bir siyasi kadro, daha ne kadar başarısız olabilir ki?

Beceriksizlik derseniz, var..

Kokuşmuşluk derseniz, var..

Hukuksuzluk derseniz, var..

Kriz derseniz, var..

Artık kendi seçmenlerinin, halkın arasına karışacak halleri de, yüzleri de yok..

Her açılan kokuşmuşluk dosyasının, yeni isimlere dayanmasından korkuluyor..

Bugün IMF'nin yardım karşılığı şart koştuğu kanunları, "Kasım krizi" ertesinde çıkartsalardı, "Şubat krizi" olmazdı..

Jandarmanın el attığı "enerji dosyası"nı, "demokrasiye müdahale oluyor" diye savsaklamasalardı, bugün bu koalisyonun bir bakanı, savcı iddianamesi ile istifaya zorlanmazdı..

THY'nin zarar eden iç hatlarının zam görmesi için, ille de kanun çıkartmak mı şarttı?

Böyle ülke mi yönetilir, ekonomi mi yönetilir?

Ekonomik kriz'in sorumluluğunu iki bürokrata yükleyip, hiç siyasi sorumluluk almamak, eski komünist rejimler dışında, hangi modelde olabilir?

Diyelim ki, aynaya bakamaz hale geldiler ve "artık gitmeliyiz" dediler..

Yine iş bitmiyor ki!..

Ya "sivil toplum" veya "halk" nasıl değiştirecek kendisini?

Bugün DSP'nin kurultayına katılan delegeler, Bülent-Rahşan Ecevit'i alkışlayıp, yeniden seçtikçe, "sivil toplum"dan hangi değişime destek gelmesini beklersiniz?..

Keşke şu Sema Pişkinsüt, DSP Kurultayı'nda bir varlık gösterebilse de, "pişkin liderler", artık denizin bittiğini anlasalar..

Demokratik bir ülkede yaşasak, Ecevit değil bir daha aday olmak, DSP'nin kurultayına gidemezdi bile..

"Fiyasko"dan, ebedi başkan olur mu hiç?

ŞAKA

Zirveden zirveye!..

İstanbul'da "Türk Dili Konuşan Liderler Zirvesi" yapılırken, Ankara'da da "Aynı dili konuşan liderler zirvesi" yapılıyordu..

İstanbul'daki zirveden birşey çıkmadı.

"Aynı dili konuşan liderler" ise, Ankara'daki zirvede, görüş birliğine vardılar..

-Ne olursa olsun, koltuklarımızı bırakmayacağız, dediler..

TEBESSÜM

Politikacılar ve teknokratlar!..

Bir Türk politikacısı, sıcak hava ile çalışan bir balona binip, semaya çıkmış.. Ancak nerede olduğunu kestiremeyince, alçalmış.. Yerden 3-4 metre yukarıda durdurmuş balonu.. Aşağıda, bir boş alanda yürüyen bir adama seslenip, sormuş..

-Hey arkadaş.. Ben şimdi neredeyim?

Yerdeki adam, başını kaldırıp, cevap vermiş balondaki politikacıya..

-Siz şu anda, sıcak havayla çalışan bir balondasınız ve yerden 3-4 metre yukarıdasınız..

Politikacı bu cevabı duyunca, adamı azarlamış..

-Siz herhalde bir teknokratsınız.. Bana söylediğiniz herşey doğru.. Fakat söyledikleriniz içinde, işime yarayacak hiçbir bilgi yok..

Yerdeki adam bunları dinlemiş ve balondaki politikacıya şu cevabı vermiş..

-Herhalde siz bir Türk politikacısısınız.. Çünkü ne nerede olduğunuzu, ne de nereye gittiğinizi biliyorsunuz.. Benden bunun için yardım istiyorsunuz.. Sonuçta yine eski yerinizde ve kararsız durumdasınız.. Ama bunun sorumlusu olarak, beni gösteriyorsunuz..

KISSADAN HİSSE- Kemal Derviş'in ve IMF'nin Türkiye'ye yararlı olmaları için, balondaki koalisyon mensuplarını yere indirip, nerede olduklarını anlatmaları şarttır.. Yoksa, ilk programın fiyaskosu nasıl iki bürokrata ve IMF'ye yüklendiyse, bu yeni programın başarısızlığı da, Derviş'e ve IMF'ye yüklenilir.


29 Nisan 2001
Pazar
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED