|
|
|
|
Örgütler, alternatiflerini iyi tesbit edebilirlerse, kaostan kuvvet bularak çıkarlar. Kaos örgütlerin kendilerine çeki düzen vermeleri için uygun ortamı hazırlar. Burnumuzun önünü göremiyoruz. Aman, Bay İktisatçı, bize bir strateji geliştir! Buna benzer sözleri şu günlerde sık sık işitir olduk. Şirket patron veya yöneticilerinin bir kısmı daha dar, daha spesifik konuları bilmek, daha doğrusu kestirmek istiyorlar: Mesela, önümüzdeki üç ay içinde dolar kuru ne olabilir? Bakan Derviş'in iddia ettiği üzere, dolar Nisan sonunda 1 milyon 100 bin dolayında seyreder mi? Yoksa 1.5 milyona, hatta bazı iddiaları dikkate alırsak 2 milyona çıkar mı? Enflasyon ne olur? Kamu mallarına yapılan zamlar devam eder mi? Petrolün fiyatı ne olur?.. Diğer bir kısım yöneticilerse daha kapsamlı düşünüyor ve soruyorlar: Nereye kadar küçülmemiz anlamlı olur? Eleman çıkaralım mı? Yoksa, binbir zahmetle yetiştirdiğimiz kadroları dağıtmadan, piyasadan çekilen veya çekilmekte olan şirketlerin yerini dolduracak tarzda kendimizi yeniden örgütlemeye mi çalışalım? Bunun için gerekli kaynakları nasıl temin edelim? Borçlanalım mı, yoksa (kendileri için) çok cazip şartlarla ortak mı arayalım? Yurt dışı finansman imkanları nelerdir? Yabancı ortak bulabilir miyiz? Çokortaklı şirket statüsüne mi geçsek? Bunun ne gibi sakıncaları olabilir?
Bize bir strateji belirleİş dönüp dolaşıp strateji geliştirmeye geldi mi, nedense aklıma yıllar önce Prof. Ömer Dinçer'den dinlediğim şu ibretli hadise gelir. Son derece büyük bir organizasyonun kurucu heyeti Hoca'yı istişareye çağırırlar. (İsmi mahfuz bu örgütün şirket mi, yoksa vakıf, dernek veya parti mi olduğu hiç önemli değildir. Şöyle çevrenize bir bakın, bu tip yüzlerce örgüt göreceksiniz.) "Kurumun performansından memnun değiliz, bize bir strateji belirle" derler. Hoca, heyet üyelerinin önüne birer dosya kağıdı koyar ve birbirlerine bakmadan her birinin kurumun amaçlarının ne olduğunu yazmasını ister. "Amaçlarınızı bileyim ki, size ona göre strateji belirlemede yardımcı olabileyim" der. Sonuç? Onbir üyeden tam 11 farklı cevap. Hoca der ki: "Size bir hafta mühlet. Kendi aranızda oturup konuşun, hedef ve amaçlarınızı açık seçik tesbit edin. Beni sonra çağırın." İkinci sonuç? Hocayı tam 3.5 yıl sonra yeniden çağırırlar: "Yahu Ömer Hoca, gel bu haftaki toplantımıza katıl da şu amaçlarımızı belirlememize yardım et!"
Stok çalışma kazancı kemirirAmaçları net örgütler, alternatiflerini de iyi tesbit edebilirlerse, kaostan kuvvet bularak çıkarlar. Kaos bir bakıma örgütlerin kendilerine çeki düzen vermeleri için uygun ortamı hazırlar. Çoğu zaman 'masrafları kısmak' dediğimiz şey, aslında uygun masraf düzeyine inmektir. Stoksuz satış, sanki normal zamanda olmaması gereken, sadece kaos (dar anlamda, kriz) dönemlerine mahsus bir önlem gibi anlaşılmamalıdır. Finans maliyeti yüksekse, aşırı stoklu çalışmanın kazanç kemiren bir fare olduğunu bilmeyen var mıdır? Aksine, eğer finans maliyeti çok düşükse, o zaman stoklu çalışmanın avantajından yararlanmak gerekir.
Parite nedir?Olay, henüz dalgalı döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir kasabada geçmektedir. Malum, her iki ülke de para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız, her ikisi de kendi paralarının daha değerli olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre: 1 ABD Doları = 90 Kanada Centi, Amerikalılara göreyse :1 Kanada Doları = 90 ABD Centi. Bir Amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (Amerikan simiti!). Simitin fiyatı 10 centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları bulur, onu verir (90 cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı olduğunu hatırlar. Girer bir kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci de para üstü olarak 1 ABD doları verir (90 Kanada centine eşit ya!). Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar: "Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1ABD Dolarım vardı, şimdi de 1 ABD Dolarım var. Peki, simitle kalemin parasını kim verdi?"
Başarılı şirketlerin ortak tavırlarıEkonomist dergisi 35 şirketle kriz stratejilerini görüşmüş. Bir ölçüde başarılı olmuş şirketlerin ortak tavırları şunlar:
1. Daha esnek bir üretim politikası takip ederek, mümkün olan en az stokla çalışmayı becermek.
Özel finans kurumları gücünü gösterdiÖzel finans kurumları iki krize rağmen dimdik ayakta durarak ne kadar güçlü olduklarını ispatladılar. Kurumların üçlü krize dayanma güçlerini öven yazılarım epey ilgi toplamıştı. Gerçekten de önce İhlas Finans'ın yol açtığı olumsuz ortam; ardından Kasım ve Şubat krizleri bu kurumlara para yatırmış olanları epey tedirgin etti. Tedirginlik nedeniyle sisteme yatırılan paranın bir kısmı çekilmesine rağmen beş finans kurumundan bugüne kadar fire veren olmadı. Bu, sistemin gücünü ve halkın sisteme duyduğu güveni gösteriyor. En iddialı banka, böyle bir durumda bir hafta bile ayakta kalamazdı. Bugün saat 11'de İstanbul Dedeman Otel'de Mimar ve Mühendisler Grubu'nun toplantısında özel finans kurumları konuşulacak. Toplantının konuğu, AFK Genel Müdürü Yunus Nacar. Konuya ilgi duyan herkes davetlidir.
HAFTANIN FIKRASI...Başbakan Ecevit, dış destek aramak için İngiltere'yi ziyarete gitmiş. Ziyareti sırasında Kraliçe tarafından beş çayına davet edilen Ecevit, Kraliçe'ye liderlik felsefesinin ne olduğunu sormuş. Kraliçe de "Çevremi akıllı insanlarla doldurmak" cevabını vermiş. Ecevit bunun üzerine Kraliçe'ye çevresindeki insanların akıllı olup olmadığını nasıl ayırt ettiğini sormuş. Kraliçe, onlara doğru sorular sorarak ayırt ediyorum diye cevaplamış ve izin verin göstereyim demiş. Hemen Tony Blair'i aramış ve "Sayın Başbakan, lütfen şu soruya cevap verin: Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. Kimdir bu?" diye sormuş. Tony Blair: "Bu benim majesteleri" diye yanıtlamış. Kraliçe: "Doğru. Teşekkürler, iyi çalışmalar Sir Blair," demiş ve Ecevit'e dönerek: "Gördünüz mü Sayın Ecevit?" "Evet majesteleri, çok teşekkür ederim, bu metodunuzu kesinlikle kullanacağım" diyerek ayrılmış. Yurda dönüşünde hemen Hüsamettin Özkan'ı yanına çağıran Ecevit, "Hüsamettin, sana soracağım bir soruyu cevaplamanı istiyorum" demiş. Özkan "Tabii efendim, nedir?" Ecevit: "Annenin bir çocuğu var, babanın bir çocuğu var, ve bu çocuk senin ne kız ne de erkek kardeşin. Kimdir bu?" Hüsamettin Özkan sağa bakmış, sola bakmış, düşünmüş taşınmış ve en sonunda:"Efendim bunu biraz düşünüp sonra size cevap versem?" demiş. Ecevit kabul etmiş ve Özkan oradan ayrılmış. Vakit kaybetmeden Bakanlar Kurulu'nu toplantıya çağırmış, saatlerce bu soru üzerinde düşünmüşler, ama kimse bir cevap bulamamış. En sonunda Hüsamettin Özkan işlerinin yoğunluğu nedeniyle toplantıya katılamayan Kemal Derviş'i aramış ve soruyu ona da sormuş. Derviş: "Bunda bilemeyecek ne var, tabii ki benim!" diye cevap vermiş. Özkan hemen Ecevit'i arayarak: "Cevabı buldum efendim, Sayın Kemal Derviş!" demiş. Ecevit büyük bir hayalkırıklığıyla: "Yanlış," demiş, "doğru cevap Tony Blair olacaktı!"...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |