T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Roman kahramanı denetlenebilir mi?

Roman kahramanının denetlenemez olduğu hususundaki yaygın kanıya John Berger de katılıyor. Öyküyle ilgili bir yazısında şöyle söylüyor: "Haklarında bir şeyler yazdığımız kişileri bizden ayıran şey öznel ya da nesnel bilgi değil, anlattığımız öyküde onlarca yaşanan zamandır. Bu ayırım biz, öykü anlatıcılarına bütünü bilme üstünlüğünü sağlar. Buna karşın, bu güç bizi güçsüz de kılar: anlatı başladıktan sonra kişilerimizi denetleyemeyiz. Onları izlemek zorunda kalırız ve bu izleme onların yaşayıp bizimse yönettiğimiz zaman boyunca sürer." (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, Adam Y. 1988, s. 32).

Öykü (roman) kahramanının yazar tarafından denetlenemez oluşu, onların başıboş bir hayatı keyiflerince sürdürdükleri anlamını mı taşıyor? Burada da karşımıza sorular çıkıyor. Şöyle ki, eğer öykü kahramanı kendi gerçekliğinin iç zorunluluğu dolayısıyla yazarına itaat etmiyorsa, burada, belki bir meselenin olmadığı söylenebilir. Yok eğer öykü kahramanı hem yazara itaat etmiyor (!), hem de "olmayacak" bir yaşantıyı "keyfince" sürdürmeye kalkışıyorsa, orada bir meselenin bulunduğunu ileri sürebiliriz. Çünkü öykü kahramanı ne kendi keyfince hareket etme, ne de yazarın keyfine göre hareket etme serbestliği içinde bulunur. Öykü kahramanı, ancak, kendi gerçekliğinin sınırlarıyla bağımlı olarak yaşar. Bu demektir ki, kahramanımız durup dururken kendine kıyamaz, durup dururken cinayet işleyemez, durup dururken yalan söyleyemez; öykü kahramanı hiç bir hareketini, davranışını durup dururken ifa etmez: onun bütün davranışları, tutumu kendi ırasının zorunluluğu ile çevrilidir. Dolayısıyla o, yazarının elinden uçup giden, yazarının denetleyemediği, dolayısıyla denetimsiz kalmış bir kişi olma halinde değildir. Burada, elbette, belli bir telakki tarzı içinde bulunan öyküden bahsediyoruz. Bu öykü telakkisinde yazarının kahramanını tanıması zorunlu oluyor. Aslında satirik bir öyküde bile, kahramanlar durup dururken (kendi keyiflerince) hareket etme serbestisine sahip değildir. Ne Guliver, ne Hayvan Çiftliği'nde yaşayan hayvanlar.. kendi gerekliklerinin dışına çıkabilir. Öykünün satirik olması, dahası doğrudan masal ya da efsane olması, öykü kahramanlarının keyfî davranışlar içinde bulunmasına cevaz vermez. İlyada veya Odessa öykülerini inandırıcı ve kalıcı kılan, oradaki olağanüstü kahramanların kendi gerçekliklerinin zorunluluğuna, kendi ıralarına uygun davranışlar ve tutumlar içinde bulunmalarıyla açıklanabilir.

Öykünün (şiirin) kurgusal bir temel üzerinde inşa edilmiş olması, onun muhteviyatının keyfî biçimde düzenleneceği anlamına gelmiyor. Aksi takdirde ciddi bir eserle değil, fakat düzmece bir eserle karşı karşıya bulunduğumuzu anlamakta gecikmeyiz. Eğer J. Berger, öykü kişilerini denetleyemediğimizi ileri sürerken, onlar ancak ve ancak kendi ıralarının gerektirdiği hayatı yaşarlar ve bu anlamda yazarın denetimini kabul etmezler demek istiyorsa, bu bağlamda fikirlerimizin örtüştüğünü söyleyebiliriz.


29 Nisan 2001
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED