|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milletlerin hayatında kurtarıcıların rolü, o milletin kültür seviyesine, idrak gücüne ve toplumsal şuuruna göre değişir. Az gelişmiş toplumlar, "kurtarıcı arama psikolojisi" ile yaşar ve geleceklerini kurtarıcılara bağlar. Çünkü toplum, kendine pek güvenmez. Sürü psikolojisi içerisinde yaşamaya alışmıştır. Problem ve sıkıntılarının farkındadır. Ama; bunlardan çıkış yolu olarak, karizmatik liderler arar; sosyal, ekonomik ve siyasi açmazlarını bu şekilde halledeceğine inanır. Kurtarıcı arama alışkanlığının temelinde; bilgi eksikliği, kendine güvenmeme ve sorumluluk yüklenememe özellikleri vardır. Bütün bu özellikler, toplumlaşma ve sistemli bir organizasyon yapısına ulaşamamanın getirdiği yetersizliklerdir. Toplum; hep, birilerinin eteğinden tutma, ve onların isteklemesiyle bir yere varma durumundadır. Azgelişmiş ülkelerin bu vasfı, gelişmiş ve başka toplumları güdümüne almak isteyen emperyalist toplumlara, önemli kolaylıklar sağlar: Onlar, kendilerine uygun liderler bulur veya bunları hazırlayarak, az gelişmiş toplumların önüne sunar. Geriye, bu kişilerin topluma empozesi kalır. Bu işi de, uluslararası güçlerin emrindeki medya gerçekleştirir. Az gelişmiş ülkelerin yönetiminde en önemli konu; birkaç "önde gelen" liderin, oluşturulması istenilen hedeflere göre yönlendirilmesidir. Kurtarıcıların hepsi "dış kaynaklı" değildir. Özellikle, Doğu toplumlarında ortaya çıkan bir başka özellik: lider ve büyüklere atfedilen "kutsallık"tır. Bilhassa, inanç ve ahlak eğilimlerinin ağır bastığı toplum gruplarında; bilgisizlik ve ölçüsüzlüğün de tesiriyle, kişiler olduğundan fazla büyütülmektedir. Bu tutum, aslında; bilinçsiz ve yetersiz yığınların kendilerince bulduğu bir kolaycılıktır. Ama bu yöneliş, çoğu zaman totaliter ve baskıcı liderlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu tür liderler, kendilerinde insan üstü güçler vehmetmekte, toplumu ve hatta aydınları da kendilerine "hizmet etmekle mükellef" bendeler gibi görmektedirler. Bugünlerde Türkiye önemli sancılar içerisinde, yeni bir doğumun ümit ve beklentilerini taşımaktadır. Toplumsal yığınlar bir yana, aydın kesimlerde bile "kurtarıcı arama" eğilimleri ağır basmaktadır. Bu durum, yeni bir aldanış ve kaosun başlaması demektir. Dolayısı ile yapılacak olan yegane iş; yeni bir "toplumsal programın" oluşturulmasıdır. Bu toplumsal program; başta aydın olmak üzere, her kesime açıklanmalı ve o kesimlerin onayından geçmelidir. Aydınlara ve halka, programı revize etme ve hareketin lider kadrosunu hesaba çekme konusunda önemli yetkiler verilmeli ve yönetime "oylarıyla katılma hakkı" tanınmalıdır. Sonuç olarak; kişilerin değil, kuralların hakimiyeti sağlanmak durumundadır. Aksi halde, hesap sorulamayan, her şeyi bilen ve tüm yetkileri kendinde toplayan "kurtarıcılar"dan daha çok çekeriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |