T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"İlâhî rahmet"

Galatasaray Lisesi'nde okurken, öğretmeninin derse taşıdığı Yunus Emre şiirinden o kadar etkilenmiş ki, duru Türkçe ile yazan şâiri 'çağdaşı' sanarak, "Yunus Emre ile nasıl tanışabilirim Hocam?" diye sormuş Özdemir Birsel. Anekdotu bugün bir 'çocukluk gafı' gibi anlatmıyor; merâmı, Yunus şiirinin çağlar üstü gücüne ve kendisinin o duygularla daha küçükken tanıştığına işaret etmek...

Özdemir Birsel, çeşitli kanallarda 'nostalji kuşağı' adı altında gösterilen Türk filmleri tiryakilerinin hemen hatırlayacağı bir isim. Türk sinemasına kendini adamış bir aileden geliyor. Yaşı bana yakın olanların hemen hatırlayacağı, eşi Belgin Doruk'un başrolde oynadığı çok sayıda filmi vardır... Son yıllarda ise, Özdemir Birsel, Türkiye'yi ve değerlerini tanıtan bir çok yedinci sanat örneğine imza atmaya devam ediyor...

Hem de Ankara'dan... İlk tanıştığımızda, "Eşimi kaybettikten sonra aynı çevrede kalmak istemedim; Ankara benim için bir tür sığınak oldu" dedi Özdemir Bey. Hâlâ yakışıklı, hâlâ dinç... Son yıllarda, vaktinin büyük bölümünü, onu uzaktan tanıyanların hiç tahmin etmeyeceği bir arayış peşinde geçiriyor: Çevirdiği konulu filmleri Dede Efendi'den Yunus Emre'ye bir gönül zenginliğini yansıtıyor; bu arada İznik çinileri gibi bizi yansıtan konularda belgeseller çekiyor...

Herkesin biraz daha fazla huzur duasına çıktığı şu son aylarda, Özdemir Birsel "Hayatımın şaheseri" dediği bir büyük projeyi gerçekleştirmiş bulunuyor: Hz. Peygamber'in 63 yıllık hayatını mısralara dökmek... Kendisini ziyaret ettiğimde, dünya tarihinde gerçek bir dönüm noktası teşkil eden bir dönemi, bütün özellikleri ve güzellikleriyle yansıtan "İlâhî rahmet: Hz. Muhammed" adını verdiği dev esere son noktasını koymuştu. Bir milyardan fazla insanı etrafında toplayan İslâm'ın doğuş dönemini, hemen her önemli ayrıntıyı içine alacak biçimde, 320 sayfaya yayılan 14800 mısrada ifade etmiş Özdemir Bey...

Ankara'daki zevkle döşenmiş dairesinde, buğulu sesiyle okuduğu manzum eserini dinlerken, mısralara döktüğü olayların zihnimi alıp götürmesinden ziyade, o olayların inanca yüklediği olağanüstü anlamların yüreğime aktığını hissettim. Bir kütüphane dolusu kitaptan damıttığı bilgiler nazmına gerçekten 'mesnevi' özelliği katmış... Süleyman Çelebi'nin her okunduğunda hâlâ yüreklerimizi avlayan 'Mevlid'i soyundan, tasannusuz, yalın, hemen anlaşılır mısraları insanı sarsıyor...

Şu mısralar 'giriş' bölümünden: "İlk müslümanların çoğu vahşeti yaşamışlardır / İmanları öyle kavîydi ki, hep dayanmışlardır. // Görülmemiş bir cehalet, görülmemiş bir eziyet! / İmana gelinceye dek, çekilecekti bu zillet!.. // Devr-i Cahiliye'ye illâ bağlı kalmak duygusu... / Öylesine sarmış ki, üçyüz altmış putun tutkusu! // Ne akıl kalmıştı onlarda, ne vicdan, ne fazilet! / Yaptıkları bühtandı ve de insanlığa ihanet! // Devr-i Cahiliye'dir bu, bahsetmeye ciltler yetmez / Hâsılı, çekilen o kahırlar, anlatmakla bitmez!.."

"Gecenin bir vakti, derin uykumdan uyanıverdim; içimde tarif edilmez bir fikir sancısıyla... O zamana kadar hiç aklıma gelmemiş bir düşünce kıvılcımı rahat vermedi. Yataktan kalktım. Masaya oturduğumda, mısraların kendilerini bana yazdırdıklarını fark ettim." Bu, Özdemir Birsel'in, "Daha önce şiiri denemiş miydiniz?" soruma, "Hayır" kestirme cevabından sonra anlattıkları...

'Veda haccı' ve o sırada okuduğu 'veda hutbesi' Hz. Peygamber'in kendisinden sonra gelenlere en büyük miraslarından biridir. Özdemir Birsel, o bölümü daha bir duygulu kaleme almış: "Resul-ü Ekrem (SA) bir gölgelikte istirahat etti... / Sonra da devesiyle Arafat meydanına gitti. // Meydan o gün yüzyirmidörtbin Müslümanla doluydu. / Devesinin sırtından 'veda' hutbesini okudu. // Bu hutbe, onun ümmetine en son hitabı oldu. // "Ey nâs, beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. / Sizlerle bir daha buluşur muyuz, bilemiyorum..."

Özdemir Birsel'in her okuyanı etkileyecek bir ruh berraklığı yansıtan eseri, sinema diline vâkıf, görselliği metinle beslemeyi bilen birinin kaleminden çıktığı için, ayrı bir özelliğe sahip... Hz. Peygamber'in hayatının her sahnesi, metinden okunurken, okuyanın veya dinleyenin gözünde hemen canlanıveriyor. Sanki edebî bir eser okumuyorsunuz, usta sanatçıların görüntü ve sesleriyle can verecekleri bir filmin son halini almış senaryosunu gözden geçiriyorsunuz... O kadar ince işlenmiş mısralarla örülü bir eser bu...

Eserin kitaplaştırılması ve kolay okunurluğu sebebiyle hemen her eve girecek bir yaygın dağıtıma kavuşturulması gerekiyor...

"Görsellik de unutulmamalı" görüşünde Özdemir Birsel. Ayrıca, dokunaklı bir sesin eserden alınacak mânevî tadı artıracağı iddiası da var. En doğrusu belki dev bir film prodüksiyonunu düşünmek; hatta bugünün zor şartlarında bile. İnsan düştüğü yerden kalkar; günümüz kalkma noktası 'inanç'. Az masraflı, ama etkili bir kullanıma kavuşturulması mümkün bu eserin: Bilgisayarda görselliği de olan versiyonu yanında, CD-çalar cihazlarında efektle ve müzikle donatılmış bir okuma şenliğine dönüştürülebilir... "Ne kadar vakit alırsa alsın, yazdıklarımı kendim okuyarak kayda geçirmek isterim" dedi Özdemir Bey...

Okusun, tıpkı gerçek bir hak âşığının şiiri gibi, en duygusuz kalpleri bile eritecektir, göreceğiz...


29 Nisan 2001
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED